İyilik Yaptık, Şikayetle Karşılaştık: Komşuluk, Güven ve Hayal Kırıklığı Üzerine Bir Hikaye
“Elif Hanım, bir dakika bakar mısınız?”
Apartman kapısında, sesi titreyen Müzeyyen Hanım’ı görünce içimde bir huzursuzluk hissettim. O sabah, oğlum Emir’i okula yetiştirmeye çalışırken, kapının önünde bekleyen yaşlı kadının gözleri doluydu. “Kızım, markete gidemiyorum, bacaklarım tutmuyor. Biraz ekmek, süt alabilir misin?” dedi. Tabii ki dedim, ne de olsa komşuluk bunu gerektirirdi. Emir’i okula bırakıp hemen markete koştum, alışverişi yaptım, poşetleri ellerine teslim ettim. O gün Müzeyyen Hanım’ın yüzünde minnetle karışık bir mahcubiyet vardı.
Ama kim bilebilirdi ki bu iyilik, hayatımızı altüst edecek bir zinciri başlatacaktı?
O günden sonra Müzeyyen Hanım’ın ihtiyaçları arttı. Bir gün elektrik faturasını yatırmamı istedi, başka bir gün eczaneye gitmemi… Eşim Murat başta biraz homurdanıyordu ama ben “Yaşlı kadın, kimsesi yok” diyerek onu ikna ediyordum. Zamanla Murat da alıştı; hatta bazen o da yardım ediyordu. Fakat apartmanda dedikodular başlamıştı: “Elif yine Müzeyyen Hanım’ın evinde”, “Herhalde miras peşindeler”, “Çok mu samimi oldular acaba?”
Bir akşam Murat eve geldiğinde yüzü bembeyazdı. “Elif, apartman grubunda bizim hakkımızda konuşuyorlar. Müzeyyen Hanım’ın eşyalarını çaldığımızı söylüyorlar!” dedi. Şaşkınlıktan dilim tutuldu. Hemen telefona sarıldım, gruptaki mesajları okudum: “Yaşlı kadın saf, dikkat edin”, “Birileri onun üzerinden çıkar sağlıyor.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Ertesi sabah Müzeyyen Hanım’a uğradığımda kapıyı açmadı. Perdeden bana bakıp hemen geri çekildi. İçimde bir ağırlık… Ne olmuştu? Birkaç gün sonra posta kutusunda bir zarf buldum: Üzerinde ‘T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ yazıyordu. Ellerim titreyerek açtım. Hakkımızda şikayet yapılmıştı: “Yaşlı kadına baskı uygulayarak parasını alıyorlar.”
Dizlerimin bağı çözüldü. Murat’a gösterdim mektubu; o da en az benim kadar şoktaydı. Oğlum Emir ise korkuyla bana sarıldı: “Anne, bizi hapse atarlar mı?”
O hafta sosyal hizmetlerden iki görevli geldi. Evi didik didik ettiler, sorular sordular: “Müzeyyen Hanım’a baskı yaptınız mı? Parasıyla alışveriş mi yaptınız? Evine girip çıktınız mı?” Gözyaşlarımı tutamıyordum. “Sadece yardım ettik! Başka hiçbir şey yapmadık!” dedim.
Görevliler gittikten sonra apartmanda herkesin bakışları değişmişti. Kimse selam vermiyordu artık. Çocuklar Emir’le oynamak istemiyordu. Annem aradı: “Kızım, ne oluyor? Mahallede senin hakkında konuşuyorlar.”
Bir hafta sonra sosyal hizmetlerden karar geldi: Hakkımızda herhangi bir suç unsuru bulunmamıştı. Ama olan olmuştu bir kere… O günden sonra Müzeyyen Hanım’la aramızda görünmez bir duvar örüldü. Kapısını çalmadım, o da bana selam vermedi.
Bir akşam Murat’la balkonda otururken içimi döktüm:
— Murat, ben sadece insanlık görevimi yaptım. Neden bu kadar yanlış anlaşıldık?
— Bazen insanlar iyiliği bile hazmedemiyor Elif. Korkuyorlar ya da kıskanıyorlar belki de…
O sırada Emir içerden seslendi:
— Anne! Arkadaşlarım benimle konuşmuyor… Ben kötü biri miyim?
Oğlumun gözlerindeki yaşları görünce içim parçalandı. Ona sarıldım:
— Hayır oğlum, sen de biz de kötü değiliz. Sadece bazen insanlar anlamak istemiyor.
Geceleri uyuyamaz oldum. Herkesin bakışlarında suçlama vardı sanki… Annem bile bana mesafeli davranmaya başlamıştı. Bir gün cesaretimi toplayıp Müzeyyen Hanım’ın kapısını çaldım. Kapı aralandı; göz göze geldik.
— Müzeyyen Hanım, size gerçekten yardım etmek istemiştik… Neden böyle oldu?
Gözleri doldu:
— Elif kızım… Ben korktum. Apartmandakiler bana baskı yaptı, “Sana zarar verirler” dediler… Ben de ne yapacağımı bilemedim.
Bir an sustuk. Sonra kapıyı kapattı yüzüme.
O an anladım ki bazen iyilik yapmak da cesaret istermiş; bazen de iyiliğin bedeli ağır olurmuş.
Aylar geçti, ama o günlerin izi silinmedi içimizden. Emir hâlâ eski arkadaşlarını özlüyor, ben ise insanlara güvenmekte zorlanıyorum.
Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? İyilik yapmaya devam eder miydiniz yoksa kalbinizi mi kapatırdınız?