Bir Gecede Değişen Hayatım: Tek Başına Bir Babanın Çıkmazı
“Baba, lütfen gitme! Korkuyorum!” Küçük kızım Elif’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O gece, kapının önünde ayakkabılarımı giyerken bana sarılışı, gözlerindeki korku… Ama başka çarem yoktu. Gece vardiyasına gitmek zorundaydım; evin kirası, faturalar, çocukların okul masrafları… Hepsi omuzlarımda bir dağ gibi duruyordu.
“Emre, bak oğlum,” dedim, “Sen abisin. Kardeşlerine göz kulak ol. Ben sabaha kadar dönerim.” Emre on dört yaşında ama gözlerinde hâlâ çocukluğun masumiyeti var. Başını salladı, ama içindeki endişeyi görebiliyordum. Anneleri üç yıl önce bizi terk ettiğinden beri, evdeki her şey bana ve Emre’ye kalmıştı.
O gece işyerinde elim sürekli telefondaydı. Her aramada yüreğim ağzıma geliyordu. Saat gece yarısını geçtiğinde, telefonum çaldı. Arayan komşumuz Ayşe Hanım’dı. “Murat Bey, hemen gelin! Evde bir şeyler oluyor!” dedi telaşla. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Patronuma bir şey söylemeden montumu kaptığım gibi çıktım.
Sokağa vardığımda polis arabaları ve ambulansın ışıkları evi aydınlatıyordu. Kapının önünde Emre titreyerek ağlıyordu, Elif ve ikizler ise komşunun kucağında hıçkırıyordu. Polislerden biri bana yaklaşıp, “Siz Murat Yılmaz mısınız?” diye sordu. “Evet,” dedim, sesim titreyerek.
“Beyefendi, oğlunuz Emre evde yangın çıkarmış. Neyse ki kimseye bir şey olmamış ama komşularınız çok korkmuş.”
Dizlerimin bağı çözüldü. Emre’ye koştum, onu kucakladım. “Baba, ben istemedim! Sadece mutfakta çay demliyordum, birden alev aldı!” diye ağlıyordu. Onu susturmaya çalışırken, polisler beni kenara çekti.
“Çocuklarınızı bu şekilde yalnız bırakmanız yasal değil,” dedi biri. “Sosyal hizmetlere haber vermek zorundayız.”
O an içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır biriktirdiğim tüm yorgunluk, suçluluk ve çaresizlik üzerime çöktü. Gözyaşlarımı tutamadım. “Ben başka ne yapabilirim? Çalışmazsam çocuklarım aç kalacak! Kimsemiz yok!” diye bağırdım.
O geceden sonra hayatımız altüst oldu. Sosyal hizmetler evimize gelip çocuklarla konuştu. Beni defalarca sorguya aldılar. Mahallede dedikodular başladı: “Murat çocuklarına bakamıyormuş”, “Çocuklar perişanmış”… İşyerinde patronum bana soğuk davranmaya başladı.
Bir sabah Emre yanıma geldi. Gözleri şişmişti. “Baba, ben suçluyum değil mi? Herkes benden nefret ediyor.”
Onu kollarıma aldım. “Hayır oğlum, sen suçlu değilsin. Hiçbirimiz suçlu değiliz… Sadece çok yorulduk.”
Ama gerçekler acıydı. Mahkeme günü geldiğinde, hâkim bana sordu: “Neden çocuklarınızı yalnız bırakıyorsunuz?”
Başımı öne eğdim. “Çünkü başka seçeneğim yoktu… Devletin verdiği yardım yetmiyor, akrabalarımız yok, komşularımızın da kendi derdi var.”
Hâkim uzun uzun sustu. Sonra sosyal hizmet uzmanı söze girdi: “Türkiye’de binlerce aile bu durumda Sayın Hâkim. Yalnız ebeveynler çalışmak zorunda kalıyor ve çocuklar risk altında büyüyor.”
O an salonda bir sessizlik oldu. Herkes birbirine baktı ama kimse çözüm sunamadı.
Dava aylarca sürdü. Çocuklarım her gün biraz daha içine kapandı. Elif geceleri kabuslarla uyanıyor, ikizler okula gitmek istemiyordu. Ben ise her gün biraz daha eziliyordum; hem baba hem anne olmaya çalışmak, hem çalışıp hem çocuklara bakmak…
Bir akşam Emre ile mutfakta otururken bana sordu: “Baba, annem neden gitti?”
Ne diyeceğimi bilemedim. “Bazen insanlar yorulur oğlum,” dedim sadece.
Ama içimdeki öfke ve kırgınlık büyüyordu. Anneleri arada bir arayıp çocukları sorsa da hiçbir zaman geri dönmedi. Onun yokluğunda ben de kaybolmuştum aslında.
Bir gün sosyal hizmetlerden gelen kadın bana dedi ki: “Murat Bey, siz elinizden geleni yapıyorsunuz ama bu yük tek başına taşınmaz.”
Gözlerim doldu. “Peki ya yardım edecek kimse yoksa? Devletin yardımı yetmiyorsa? İnsan ne yapar?”
Kadın sustu, sadece omzuma dokundu.
Mahkeme sonunda çocuklarımla birlikte kalmama izin verdi ama şart koydu: Haftada bir sosyal hizmet görevlisi evimize gelecek, çocukların durumu izlenecek.
O günden sonra hayatımızda hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Mahalledeki insanlar artık bize daha farklı bakıyordu; bazıları yardım etmeye çalıştı, bazıları ise uzaklaştı.
Ama en çok değişen bendim… Artık her gece çocuklarımı uyuturken içimde bir korku vardı: Ya bir daha böyle bir şey olursa? Ya onları koruyamazsam?
Bazen pencereden dışarı bakıp kendi kendime soruyorum: Türkiye’de tek başına baba olmak neden bu kadar zor? Bir baba ne kadar güçlü olursa olsun, yalnız kaldığında gerçekten yeterli olabilir mi? Sizce bir insan hem anne hem baba olmayı başarabilir mi?