Yıllarca Aldatıldım, Ama Sonunda O Kendi Tuzaklarına Düştü

“Yeter artık, Nevin! Bu kaçıncı yalanın?” diye bağırdım, sesim titriyordu. O an mutfakta, elimde çay bardağıyla öylece kalakaldım. Kocam Cem’in gözlerinin içine bakıyordum, ama o yine başını öne eğmişti. Yıllardır süren bu oyun, bu sessizlik, bu içimi kemiren şüpheler… Artık taşıyamıyordum.

Cem’le on iki yıl önce evlendik. O zamanlar herkes bize imrenirdi; ben üniversite mezunu, çalışkan bir kadın, Cem ise başarılı bir mühendis. Ailem, “Kızım, Cem gibi birini zor bulursun,” derdi. Ben de onlara inanırdım. Ama evlilik işte… Dışarıdan ne kadar parlak görünse de içeride başka bir dünya vardı.

İlk şüphelerim, Cem’in işten geç gelmeye başlamasıyla başladı. “Toplantı uzadı,” derdi. Bir keresinde telefonunu banyoda unutmuştu. Ekranda bir mesaj: “Bu akşam seni çok özledim.” O an içimde bir şeyler koptu. Ama sormadım. Sadece sustum. Belki de korktum. Belki de her şeyin yıkılmasından korktum.

Bir akşam annem aradı: “Nevin, kızım iyi misin? Sesin solgun geliyor.” Anneme hiçbir şey anlatamadım. “İyiyim anneciğim,” dedim. Ama içimde fırtınalar kopuyordu. O gece Cem eve geldiğinde yüzüne bakamadım. O ise hiçbir şey olmamış gibi televizyonun karşısına geçti.

Aylar geçti, şüphelerim arttı. Bir gün Cem’in ceketinin cebinde bir otel fişi buldum. O an ellerim buz kesti. Yine de sormadım. Çünkü biliyordum; sorsam ya yalan söyleyecek ya da bana kızacaktı. Bizim evde sorunlar konuşulmazdı, üstü örtülürdü.

Bir gün kız kardeşim Elif bana geldi. “Ablacığım, sen iyi misin? Gözlerin hep ağlamaklı.” Dayanamadım, ağlamaya başladım. Elif sarıldı bana: “Ne oldu anlat.” Her şeyi anlattım. Elif’in gözleri doldu: “Neden susuyorsun abla? Neden kendini bu kadar ezdiriyorsun?”

O gece Cem eve geldiğinde ona bakamadım bile. İçimde öyle bir öfke vardı ki… Ama yine sustum. Çünkü oğlumuz Ege’nin odasından gelen masum kahkahaları duydum. Onun için güçlü olmam gerektiğini düşündüm.

Bir sabah Cem’in telefonuna bir mesaj daha geldi: “Dün gece harikaydın.” Ellerim titredi. Bu kez dayanamadım: “Cem, bu ne?” dedim ve telefonu yüzüne fırlattım. Cem önce inkar etti: “Yanlışlıkla gelmiştir.” Sonra bağırmaya başladı: “Sen bana güvenmiyorsun!”

O gece ilk defa kavga ettik. Bağırdık, çağırdık. Ege uyanıp ağladı. Ben oğlumu kucağıma alıp odama kapandım. O an karar verdim; artık susmayacaktım.

Ertesi gün Cem işe gittiğinde bilgisayarını açtım. E-postalarını okudum; başka kadınlarla yazışmalarını gördüm. Her satırda biraz daha küçüldüm, biraz daha yok oldum sanki.

Akşam olduğunda Cem eve geldiğinde karşısına geçtim: “Her şeyi biliyorum Cem! Yıllardır beni kandırıyorsun!” dedim. Cem önce sustu, sonra ağlamaya başladı: “Nevin, ben hata yaptım… Affet beni.”

O an içimdeki bütün acı dışarı taştı: “Kaç kere affettim seni? Kaç kere sustum? Kaç kere kendimi yok saydım?”

Cem dizlerinin üstüne çöktü: “Ne olur gitme… Ege için…”

Ama ben artık kararımı vermiştim. O gece oğlumu aldım ve annemin evine gittim.

Aylarca kendime gelemedim. Annem her sabah kahvaltıda gözlerimin içine bakardı: “Kızım, hayat bu… Bazen insan en yakınının ihanetiyle sınanır.”

Bir gün Cem aradı: “Nevin, çok pişmanım… Her şeyimi kaybettim.” Sesi titriyordu. Ama ben artık başka bir Nevin’dim.

Boşanma süreci zordu; ailem baskı yaptı: “Evlilikte olur böyle şeyler, affet.” Ama ben affetmedim. Çünkü yıllarca sustum, yıllarca kendimi kandırdım.

Bir gün Ege yanıma geldi: “Anne, babam neden bizimle yaşamıyor?” Gözlerim doldu: “Bazen insanlar hata yapar oğlum… Ama önemli olan birbirimize dürüst olmamız.”

Şimdi kendi ayaklarımın üstünde duruyorum. Hayat kolay değil; bazen yalnızlık geceleri boğazıma düğümleniyor. Ama biliyorum ki artık kimsenin yalanlarına inanmıyorum.

Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: “Acaba susmasaydım, her şeyi baştan konuşsaydık farklı olur muydu? Sizce affetmek mi doğruydu yoksa susmak mı?”