Kocaman Bir Yalanın Ardında: Bir Kadının Sessiz İsyanı
“Serkan, neden bana yalan söyledin?” diye sormak istedim ama sesim boğazımda düğümlendi. O sabah, Serkan’ın aceleyle evden çıkarken bıraktığı telefonunu masanın üstünde unuttuğunu fark ettim. Normalde asla karıştırmam, ama içimde bir huzursuzluk vardı. Telefonuna gelen bildirimde, navigasyonun son varış noktası: Şişli Kadın Doğum Hastanesi. Oysa bana Bursa’da üç günlük bir iş seyahatine gideceğini söylemişti. Ellerim titredi, kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi.
Kafamda binlerce soru dönüyordu. “Belki yanlışlıkla gitmiştir, belki bir arkadaşına yardım etmiştir,” diye kendimi avutmaya çalıştım. Ama içimdeki ses susmuyordu. O an bağırıp çağırmak, evi birbirine katmak istedim. Ama yapmadım. Bunun yerine üç şey yaptım: Önce annemi aradım, sonra iş yerinden izin aldım ve son olarak, Serkan’ın bana bıraktığı anahtarları masanın üzerine koyup evden çıktım.
Annemin sesi telefonda titriyordu: “Kızım, ne oldu? Sesin kötü geliyor.”
“Anne, Serkan bana yalan söylüyor olabilir. Bilmiyorum ne yapacağımı.”
“Gel buraya, konuşalım,” dedi annem.
Annemin evine giderken gözyaşlarımı tutamadım. Yolda her şey gözümün önünden geçti: On yıl önceki düğünümüz, ilk taşındığımız ev, birlikte kurduğumuz hayaller… Hepsi bir anda anlamını yitirmiş gibiydi. Annem kapıyı açtığında sarıldım ve çocuk gibi ağladım. “Elif, bak kızım, bazen insanlar hata yapar ama önce ne olduğunu öğrenmeden karar verme,” dedi.
Ama içimdeki şüphe büyüyordu. Ertesi gün iş yerinden izin alıp Şişli Kadın Doğum Hastanesi’ne gittim. Orada Serkan’ı görür müyüm bilmiyordum ama içim rahat etmeyecekti. Hastanenin önünde beklerken ellerim buz gibiydi. Bir saat sonra Serkan hastaneden çıktı; yanında genç bir kadın vardı, karnı belirgin şekilde şişkin… Kadının elini tutuyordu. O an dünya başıma yıkıldı.
Geri dönüp anneme hiçbir şey anlatamadım. Eve gidip saatlerce ağladım. Sonra düşündüm: Şimdi ne yapacağım? Bağırıp çağırmak, hesap sormak istiyordum ama bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordum. Bunun yerine üç karar aldım: Birincisi, Serkan’la yüzleşmeden önce her şeyi belgelemek; ikincisi, kendi ayaklarım üzerinde durabilmek için işime daha çok sarılmak; üçüncüsü ise kendime yeni bir hayat kurmak için cesaret toplamak.
O akşam Serkan eve geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi davrandı. “Yolculuk çok yorucuydu,” dedi. Gözlerinin içine baktım; yalan söylediğini biliyordum ama belli etmedim.
Ertesi sabah kahvaltıda ona sordum: “Serkan, bana anlatmak istediğin bir şey var mı?”
Bir an duraksadı, sonra başını öne eğdi: “Yok Elif, her şey yolunda.”
O an içimdeki bütün sevgi kırıntıları yok oldu.
Bir hafta boyunca hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Bu sırada bir avukatla görüştüm, banka hesaplarımı kontrol ettim ve annemle konuştum. Annem bana destek oldu: “Kızım, kimse için kendini harcama.”
Bir akşam Serkan eve geldiğinde ona boşanmak istediğimi söyledim. Şaşırdı, öfkelendi, sonra ağladı: “Elif, hata yaptım! O kadınla bir ilişkim oldu ama seni bırakmak istemiyorum.”
“Beni zaten bırakmışsın Serkan,” dedim sessizce.
O gece bavulumu topladım ve annemin evine döndüm. Hayatımda ilk kez bu kadar yalnız hissettim ama aynı zamanda özgürdüm de… İş yerinde daha çok çalışmaya başladım, yeni arkadaşlar edindim ve kendime yeni bir hayat kurmaya başladım.
Aylar sonra Serkan’dan bir mesaj geldi: “Seni çok özledim.”
Cevap vermedim.
Şimdi bazen geceleri pencereden İstanbul’un ışıklarına bakarken düşünüyorum: Bir insan neden en yakınındakine en büyük yalanı söyler? Affetmek mi zor, yoksa unutmak mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?