Gizli Kameraların Ardında: Bir Annenin Güven Savaşı

“Ne olur ağlama, Zeynep, ne olur…” diye fısıldadım, elimde titreyen biberonla kızımın yanına eğilirken. Gözlerim uykusuzluktan kan çanağına dönmüştü, ama içimdeki huzursuzluk, yorgunluğumun çok ötesindeydi. O sabah, eşim Murat işe gitmek için hazırlanırken bana dönüp, “Biraz dinlen artık, dadı var ya, rahat ol,” dediğinde, içimde bir şeyler koptu. O an ona söyleyemedim ama içimdeki ses susmuyordu: “Ya yanlış bir şey olursa? Ya ben yokken kızım zarar görürse?”

İlk çocuğum Zeynep doğduğunda, anneliğin bana getirdiği mutluluğun yanında tarifsiz bir korku da yerleşmişti içime. Her an tetikteydim. Murat, “Herkes gibi biraz rahat olmalısın,” derdi ama ben olamıyordum. Özellikle de dadımız Emine Hanım’ı işe aldıktan sonra… Onu komşumuz Ayşe ablanın tavsiyesiyle bulmuştuk. İlk başta çok sıcak ve ilgili görünüyordu. Ama zaman geçtikçe bazı şeyler gözüme batmaya başladı. Zeynep’in ağladığı zamanlarda Emine Hanım’ın sesi yükseliyor, bazen de odadan sinirli adımlarla çıkıyordu. Bir keresinde mutfakta kendi kendine söylenirken yakaladım: “Bu çocuk hiç susmayacak mı?” dediğini duydum.

Murat’a bahsettim, “Belki de alışma sürecidir,” dedi. Ama içimdeki huzursuzluk geçmedi. Sonunda, kimseye söylemeden, evin salonuna ve Zeynep’in odasına küçük kameralar yerleştirdim. Kendimi suçlu hissettim ama başka çarem yoktu. O gün akşam işten döndüğümde ilk işim bilgisayarı açıp kayıtlara bakmak oldu.

İlk birkaç saat sıradandı; Emine Hanım Zeynep’le oynuyor, mama veriyor… Ama sonra… Zeynep ağlamaya başladığında Emine Hanım’ın yüzü bir anda değişti. Sesi soğuk ve sertti: “Yeter artık! Sus!” Sonra beşiği sertçe salladı. Zeynep daha çok ağladı. Emine Hanım ise ellerini başına koyup bağırdı: “Bıktım senden!”

O an kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Gözyaşlarımı tutamadım. Murat eve geldiğinde ona her şeyi anlattım. Önce inanmak istemedi, “Belki yanlış anlamışsındır,” dedi ama videoyu izleyince yüzü bembeyaz oldu.

Ertesi sabah Emine Hanım geldiğinde Murat kapıyı açtı, ben ise Zeynep’i kucağıma alıp salonda bekledim. Murat kararlı bir sesle konuştu: “Emine Hanım, artık size ihtiyacımız yok.” Kadın şaşkınlıkla baktı: “Bir yanlış mı yaptım?” dedi. Ben gözyaşları içinde sadece başımı sallayabildim.

O günün gecesi Murat’la saatlerce konuştuk. “Ben sana güven dedim ama sen haklı çıktın,” dedi. Ama ben kendime güvenemiyordum artık. Kendi evimde, kendi çocuğumu koruyamadığım için kendimi suçlu hissediyordum.

Annem aradı birkaç gün sonra, sesimi duyunca hemen anladı bir şeylerin yolunda olmadığını. “Kızım, ne oldu?” dediğinde her şeyi anlattım. Annem derin bir iç çekti: “Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu ama şimdi kimseye güven olmuyor,” dedi.

Bir hafta boyunca evden çıkmadım. Zeynep’in her hareketini izledim, her nefesini dinledim. Ama bu sefer başka bir korku sardı içimi: Ya bu kadar korkak ve güvensiz olursam Zeynep’e zarar verir miyim? Onu dünyadan korumaya çalışırken kendi korkularımla boğar mıyım?

Bir akşam Murat yanıma oturdu, elimi tuttu: “Bak, sen iyi bir annesin. Kimse mükemmel değil. Ama bu kadar korkarsan hem kendine hem Zeynep’e zarar verirsin.”

O gece uzun uzun düşündüm. Kendi annemle yaşadığım çocukluk anılarımı hatırladım; annemin bana duyduğu güveni… Ama şimdi zaman değişmişti; haberlerde her gün çocuklara yapılan kötülükleri duyuyorduk. Komşular arasında bile dedikodular dolaşıyordu: “Falancanın dadısı çocuğu dövmüş,” “Filancanın bakıcısı evi soymuş…”

Bir sabah kapı çaldı; komşumuz Ayşe abla elinde börekle gelmişti. Halimi görünce hemen anladı: “Kızım, bu şehirde kimseye kolay kolay güven olmuyor artık,” dedi. Kendi oğlunun okulda yaşadığı sıkıntıları anlattı; öğretmenlerin ilgisizliğinden yakındı.

O gün karar verdim; yalnız olmadığımı fark ettim. Benim gibi binlerce anne vardı bu şehirde; çocuklarını korumak için her yolu deneyen, ama sonunda yalnız ve çaresiz hisseden…

Bir hafta sonra yeni bir dadı bulduk; bu sefer referanslarını daha iyi araştırdık, eski çalıştığı ailelerle konuştuk. Ama içimdeki korku hâlâ geçmemişti. Kameraları kaldırmadım; ama bu sefer Murat’la birlikte izledik kayıtları. Yeni dadımız Hatice Hanım’ın Zeynep’e sevgiyle yaklaştığını görünce biraz olsun rahatladım.

Ama o eski güven duygusu… O geri gelmedi. Artık biliyordum ki, insan bazen en yakınındakine bile güvenemiyor. Kendi anneme bile anlatamadığım korkularım vardı.

Bir akşam Murat’la balkonda otururken ona sordum: “Sence biz çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz? Güvenin olmadığı bir evde büyüyen çocuklar mutlu olabilir mi?”

Şimdi her gece Zeynep’in başucunda otururken kendi kendime soruyorum: Gerçekten koruyabiliyor muyum onu? Yoksa kendi korkularımla ona zarar mı veriyorum? Siz olsanız ne yapardınız? Güvenmek mi daha zor, yoksa sürekli şüpheyle yaşamak mı?