İlk Maaşımın Ardındaki Sessiz Çığlık: Anneme Yazdığım, Asla Okunmayan Mektup
“Anne, bak! Bugün ilk maaşımı aldım!” diye bağırdım, kapıdan içeri girdiğimde. Ellerim titriyordu; cebimdeki paranın sıcaklığı avuçlarımı yakıyordu sanki. Annem mutfakta, eski bakır tencerede çorba karıştırıyordu. Gözleri yorgun ama gülümsemeye çalışıyordu. “Aferin oğlum,” dedi, sesi kısık ve uzak. O an, ona verdiğim zarfın içindeki paradan çok, içine iliştirdiğim mektubun heyecanı vardı içimde. Mektupta ona olan sevgimi, minnettarlığımı ve bir gün onun için daha iyi bir hayat kuracağıma dair sözlerimi yazmıştım. Ama annem zarfı aldı, masanın köşesine koydu ve bir daha hiç açmadı.
O günden tam altmış iki yıl sonra, babamın vefatından sonra evi boşaltırken, eski sandığın dibinde buldum o zarfı. Parası bozulmamıştı, mektup ise sararmıştı. Ellerim titredi; gözlerim doldu. O an, yıllardır içimde taşıdığım gururun yerini tarifsiz bir hüzün aldı. Annem neden o zarfı hiç açmamıştı? Neden bana bir şey söylememişti?
Çocukluğumun geçtiği 1950’lerin sonlarında, Ankara’nın kenar mahallelerinden birinde yaşıyorduk. Babam belediyede işçiydi; annem ise evde dikiş diker, komşulara yardım ederdi. Evimizde para hep kıttı. Okula gitmek için eski ayakkabılarımı yamalardım; annem geceleri gizlice ağlardı bazen. O zamanlar anlamazdım nedenini. Ben ise hep çalışıp ailemi kurtaracağımı hayal ederdim.
Lise biter bitmez, Sıhhiye’de bir manifaturacıda tezgahtar olarak işe girdim. İlk maaşımı aldığım gün, dünyalar benim olmuştu. O parayla anneme yeni bir başörtüsü almak istemiştim ama sonra düşündüm: Belki de en doğrusu, tüm maaşı ona vermekti. Zarfın içine koyarken, “Anneciğim,” diye başlayan bir mektup yazdım. “Bu para az ama sevgim sonsuz,” dedim. “Bir gün daha fazlasını vereceğim sana.”
Ama annem o zarfı hiç açmadı. O gece sofrada sessizdi; babam ise her zamanki gibi yorgun ve suskundu. Ben ise içimde bir buruklukla yattım o gece.
Yıllar geçti; ben üniversiteye gittim, mühendis oldum. Evden ayrıldım; başka bir şehirde kendi ailemi kurdum. Annemle aramızda hep bir mesafe vardı sanki. Onu her ziyaret ettiğimde gözlerinde bir hüzün görürdüm ama bana hiç anlatmazdı derdini. Babam ise yaşlandıkça daha da içine kapandı.
Babam öldükten sonra annem yalnız kaldı. Onu yanıma almak istedim ama “Ben burada kalmak istiyorum,” dedi hep. Bir gün evi boşaltırken sandığın dibinde o zarfı bulunca, içimde yıllardır taşımadığım bir acı yükseldi.
Mektubu okurken gözyaşlarım aktı:
“Anneciğim,
Bu ilk maaşımı sana veriyorum çünkü her şeyimi sana borçluyum. Biliyorum, hayat sana kolay olmadı. Ama söz veriyorum; bir gün seni bu evden çıkaracağım, daha güzel bir hayatımız olacak. Seni çok seviyorum.
Oğlun,
Kemal”
O an anladım ki annem bu mektubu hiç okumamıştı bile. Zarfı açmamıştı; paraya dokunmamıştı. Neden? İçimde binlerce soru dönüp durdu.
O akşam annemin mezarına gittim. Elimde sararmış mektupla diz çöktüm başucunda.
“Anne,” dedim fısıltıyla, “Neden okumadın? Neden bana hiç anlatmadın?”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Çocukluğumun geçtiği o evin duvarları arasında dolaştım durdum zihnimde. Annemin sessizliğinin ardında ne vardı? Beni mi kırmak istememişti? Yoksa kendi gururuna mı yedirememişti oğlunun kazandığı parayı kabul etmeyi?
Ertesi gün mahalledeki eski komşumuz Şükran Teyze’ye uğradım. “Şükran Teyze,” dedim, “Annem neden o zarfı hiç açmadı?”
Şükran Teyze gözlerini kaçırdı önce, sonra derin bir iç çekti:
“Senin annen çok gururluydu oğlum,” dedi. “O parayı kabul ederse kendini aciz hissederdi belki de. Hep kendi ayakları üstünde durmak isterdi.”
Bir anda çocukluğumun bütün anıları gözümün önünden geçti: Annemin geceleri dikiş dikmesi, komşulara yardım etmesi, bana yeni ayakkabı alamadığı için gözyaşı dökmesi… Hepsi onun sessiz çığlığıymış meğer.
Yıllar sonra kendi oğlum bana ilk maaşını getirdiğinde, gözlerim doldu yine. Ona sarıldım; “Bunu kendine sakla,” dedim. “Senin başarın benim en büyük gururum.”
Şimdi düşünüyorum da; annem bana sevgisini kelimelerle değil, suskunluğuyla göstermişti belki de. O zarfı açmaması, bana olan sevgisinin ve gururunun bir ifadesiydi.
Ama hâlâ içimde bir yara var: Keşke konuşabilseydik… Keşke birbirimize duygularımızı anlatabilseydik…
Sizce de bazen en büyük acılarımızı sessizlikle mi saklıyoruz? Ya da ailemizle konuşamadığımız hangi duygular ömür boyu içimizde kalıyor?