Bir Kış Akşamı, Sessiz Çığlıklar: Sevda ile Hesaplaşma

“Bir gün sana gelip, seni sevdiğimi söyleyecektim… Ama korktum. Hem de öyle bir korku ki, boğazımda düğümlendi, ellerim titredi, kalbim yerinden çıkacak sandım.”

Bunları içimden defalarca söyledim, ama hiçbir zaman cesaret edip de sana söyleyemedim. Şimdi ise, öğretmenler odasında yalnız başıma oturmuş, son sınav kağıdını da kontrol etmişken, dışarıda kar taneleri usulca süzülürken, içimdeki fırtına dinmek bilmiyor.

Adım Elif. Otuz üç yaşındayım. Anadolu’nun küçük bir kasabasında lise edebiyat öğretmeniyim. Hayatım boyunca hep “uslu kız” oldum; annemin istediği gibi, babamın gurur duyacağı gibi… Ama hiçbir zaman kendim gibi olamadım. Şimdi ise, yıllardır içimde sakladığım o sırrın ağırlığıyla eziliyorum.

O akşam okulda geç kalmıştım. Sınıf defterlerini dolduruyor, öğrencilerimin notlarını sisteme giriyordum. Dışarıda kar yağışı başlamıştı. Öğretmenler odasında sadece ben kalmıştım. Birden kapı aralandı; içeriye müdür yardımcısı Ayşe Hanım girdi. “Elif, hâlâ burada mısın? Eve geç kalacaksın kızım,” dedi.

Gülümsedim ama içimdeki fırtına yüzüme yansıyordu. “Birazdan çıkacağım Ayşe Hanım,” dedim. O çıktıktan sonra pencereye yaklaştım. Kar tanelerini izlerken, çocukluğumdan beri bana öğretilenleri düşündüm: “Kız kısmı sessiz olur, uslu olur, ailesine laf getirmez.”

Ama ben uslu olmanın ne demek olduğunu hiç anlamadım. Çünkü içimde hep başka bir Elif vardı; hayal kuran, sevmek isteyen, korkmadan yaşamak isteyen bir Elif…

O Elif’i ilk defa üniversitede tanıdım. O zamanlar Ankara’daydım. Yurt odasında geceleri kitap okurken, yan odamda kalan Zeynep’le saatlerce sohbet ederdik. Zeynep’in gözlerinde hayat vardı; onun yanında kendimi özgür hissederdim. Bir gün bana dönüp, “Elif, hiç âşık oldun mu?” diye sormuştu.

O an yutkunmuştum. “Bilmiyorum,” demiştim. Ama aslında biliyordum; o an ona âşıktım. Fakat bu duyguyu kendime bile itiraf edememiştim.

Yıllar geçti. Mezun oldum, kasabaya döndüm. Annem hemen görücü usulüyle evlendirmeye çalıştı. “Kızım bak yaşın geçiyor,” dediğinde içimden bağırmak istedim: “Ben başka birini seviyorum!” Ama diyemedim.

Bir gün babam sofrada bana döndü: “Elif, bizim yüzümüzü kara çıkarma. Herkesin kızı evleniyor, yuva kuruyor.”

O an gözlerim doldu ama yutkundum. Çünkü bizim evde duygular konuşulmazdı; hele ki aşk asla… Hele ki benim aşkım gibi bir aşk hiç konuşulmazdı.

Yıllar geçti, ben kasabanın en sevilen öğretmeni oldum. Öğrencilerim bana sırlarını anlatırdı; kimi annesinin baskısından şikayet ederdi, kimi babasının sevgisizliğinden… Onlara hep cesur olmalarını söyledim ama kendim hiç cesur olamadım.

Bir gün okulda yeni bir öğretmen başladı: Sevgi Hanım. Adı gibi sıcacık bir kadındı. Onunla çay içerken sohbet ettikçe, yıllardır içimde sakladığım duygular yeniden canlandı. Bir akşam okul çıkışı bana dönüp, “Elif, senin gözlerinde hep bir hüzün var,” dedi.

O an gözlerim doldu. “Hayat işte…” dedim ama aslında anlatmak istediklerim boğazıma düğümlendi.

Bir gece annemle tartıştık. Bana yine evlenmem gerektiğini söyledi. “Kız kısmı yalnız kalmaz,” dediğinde artık dayanamayıp bağırdım:

“Anne! Ben yalnız değilim! Ben… Ben başka türlü seviyorum!”

Annemin yüzü bembeyaz oldu. Babam odaya girdiğinde annem ağlıyordu.

“Ne oluyor burada?” diye sordu babam.

Annem titreyen sesiyle, “Elif… Elif yanlış yolda,” dedi.

Babam bana öyle bir baktı ki… O bakışta hem öfke hem hayal kırıklığı vardı.

O gece odamda sabaha kadar ağladım. Sabah okula gittiğimde gözlerim şişmişti ama kimseye belli etmedim.

Sevgi Hanım yanıma geldi. “İyi misin?” diye sordu.

Başımı salladım ama o an gözyaşlarımı tutamadım. O da sessizce elimi tuttu.

O günden sonra kasabada dedikodular başladı. Annem komşulara selam vermez oldu; babam benimle konuşmadı bile… Okulda öğrencilerimin velileri arkamdan fısıldaşıyordu.

Bir gün müdür beni odasına çağırdı:

“Elif Hanım, kasabada bazı söylentiler var… Sizi korumak için söylüyorum; biraz daha dikkatli olun.”

O an içimdeki Elif’in sesi yükseldi: “Neden ben dikkatli olmalıyım? Neden sevmek suç?”

Ama yine sustum.

Aylar geçti. Annem hastalandı; bana küs öldü. Babam cenazede bile bana bakmadı. O gün mezarlıkta annemin mezarı başında diz çöküp ağladım:

“Anne… Ben sadece sevmek istedim. Neden bu kadar zor?”

Şimdi yine öğretmenler odasındayım; dışarıda kar yağıyor. İçimde hâlâ o çocuk Elif var; korkan ama sevmekten vazgeçmeyen…

Belki de bu satırları okuyan biri cesaret bulur diye yazıyorum.

Siz hiç sevmekten korktunuz mu? Ya da sırf başkaları ne der diye kendi hayatınızdan vazgeçtiniz mi?