Çok Geç Kalmış Bir Özür: Bir Babanın Sessiz Çığlığı

— Elif… Elif Yılmaz… Bir dakika, lütfen!

Sesim, yılların ağırlığıyla çatallandı, parkın soğuk havasında yankılandı. Karşımdan geçen kadın, başındaki gri örtüyü düzeltti ve bana baktı. Gözlerinde tanıdık bir öfke ve şaşkınlık vardı. Ellerim titredi; eski, yıpranmış eldivenlerimi sıktım. Yıllardır bu anı beklemiştim. Kızımı ilk kez görecektim. Onu doğmadan önce terk ettiğim için içimde büyüyen pişmanlık, şimdi boğazımda bir düğüm olmuştu.

Elif’in gözleri kısıldı. “Siz… Kimsiniz?” dedi, sesi soğuk ve mesafeli. O an, yıllar önce annesini nasıl terk ettiğimi, Elif’in adını bile koymadan İstanbul’dan kaçtığımı hatırladım. O zamanlar gençtim, korkaktım. Sorumluluklardan kaçmak kolay gelmişti. Ama şimdi, yaşlı ve yalnız bir adam olarak, geçmişimin gölgesinde yaşıyordum.

“Ben… Ben babanım,” dedim kısık bir sesle. Elif’in yüzü bir anda dondu. Gözleri doldu ama ağlamadı. Sadece bana baktı, uzun uzun, sanki içimdeki bütün suçluluğu görmek ister gibi.

“Baba mı? Senin için baba kelimesi ne ifade ediyor? Annemi hamileyken bırakıp giden adam mısın sen?” dedi, sesi titriyordu ama güçlüydü. O an anladım ki, yıllar boyunca onun kalbinde açtığım yara hâlâ kanıyordu.

Parktaki bankta otururken ellerimi dizlerime koydum. “Haklısın,” dedim. “Sana ve annene büyük bir haksızlık yaptım. O zamanlar korktum, Elif. Gençtim, işsizdim, ne yapacağımı bilmiyordum. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. Sana yaşattığım acının farkındayım. Sadece… sadece bir kez olsun senden özür dilemek istedim.”

Elif başını çevirdi, gözlerini yere dikti. “Annem öldüğünde bile gelmedin. Ben büyürken hiç yanında olmadın. Okulda babalar gününde herkes babasından bahsederken ben hep sustum. Şimdi ne değişti de karşıma çıktın?”

Sözleri hançer gibi saplandı kalbime. O an, hayatım boyunca kaçtığım gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım. “Yalnız kaldım,” dedim sessizce. “Hayatım boyunca seni düşündüm ama cesaret edemedim. Şimdi yaşlandım, hastayım… Belki de yakında öleceğim. Sadece… seni bir kez görmek istedim. Affedilmesem de olur, ama yüzünü görmek istedim.”

Elif’in gözleri doldu, ama hâlâ ağlamıyordu. “Ben affetmeyi bilmiyorum,” dedi. “Çünkü sen bana hiçbir zaman baba olmadın ki… Ben annemle büyüdüm, onun emeğiyle okudum, çalıştım, evlendim… Senin adını bile duymak istemedim yıllarca. Şimdi neden affedeyim?”

Bir an sessizlik oldu aramızda. Parkın yanındaki eski kültür merkezi yıkık döküktü; tıpkı aramızdaki bağ gibi harabe olmuştu. Geçen çocukların gülüşleri uzaktan kulağıma çalındı; ben ise geçmişin ağırlığında eziliyordum.

“Elif…” dedim tekrar, sesim titreyerek, “Hayatında hiç yerim olmadığını biliyorum. Ama ben her gece senin küçüklüğünü hayal ettim; ilk adımlarını, ilk kelimeni… Hiçbirini göremedim. Bu benim cezam oldu zaten. Ama insan bazen affedilmese de özür dilemek ister… Ben de senden sadece bunu istiyorum: Özrümü kabul etmesen de dinlemeni…”

Elif derin bir nefes aldı, gözlerini gökyüzüne çevirdi. “Biliyor musun,” dedi, “ben de hep bir babam olsun istedim çocukken. Annem bana senin hakkında hiç kötü konuşmadı ama gözlerinde hep bir hüzün vardı. Şimdi seni karşımda görünce ne hissedeceğimi bilmiyorum… Kızgın mıyım, üzgün müyüm yoksa sadece yorgun muyum?”

O an Elif’in ne kadar güçlü olduğunu gördüm; annesinin ona verdiği sevgiyle büyümüş ama içindeki boşluğu hep taşımıştı.

“Sana hiçbir şey veremedim,” dedim utançla başımı eğerek. “Ama belki bundan sonra… belki küçük bir şey yapabilirim senin için? Torunlarını görmek isterim mesela… Ya da sadece uzaktan da olsa iyi olduğunu bilmek…”

Elif bana baktı; gözlerinde hem öfke hem de merhamet vardı. “Belki zamanla…” dedi yavaşça. “Ama şimdi değil. Şimdi sadece gitmeni istiyorum. Çünkü bu kadar yıl sonra gelen özür hiçbir şeyi değiştirmiyor.”

Başımı salladım; gözlerimde yaşlar birikti ama ağlamadım. Yavaşça kalktım banktan; eldivenlerimi cebime koydum ve arkamı döndüm.

Arkamdan Elif’in sesi geldi: “Bir gün torunlarımı görmek istersen… Belki ararım seni.”

O an kalbimde bir umut kıvılcımı yandı; belki de her şey için çok geç değildi.

Şimdi soruyorum size: Siz olsaydınız affeder miydiniz? Bir özür her şeyi değiştirebilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?