Bir Bilgisayarın Ardında Saklanan Hayatlar: Elif’in Hikayesi
“Elif, bilgisayarı açamıyorum, şifreyi mi değiştirdin?” diye seslendi bana mutfaktan. O an, içimde bir huzursuzluk kıpırdadı. Marketteyken biletleri almak için bilgisayarını kullanmamı istemişti, ama şifreyi unuttuğunu söylemişti. Oysa yıllardır aynı şifreyi kullanırdı: annesinin doğum günü. Denedim. Açıldı. Ekranda tek bir klasör vardı, adı yoktu, sadece iki gün öncesinin tarihi. Merak ettim. Açtım.
Bir anda içim buz kesti. Onlarca fotoğraf… Aynı kadın, farklı yerlerde: Kadıköy sahilinde, bir kafede, aynanın karşısında gülümserken. Selfie’ler, birlikte çekilmiş kareler… Mark’ın –pardon, Murat’ın– kolu kadının omzunda. Birlikte kahkaha atıyorlar. Birlikte çay içiyorlar. Birlikte…
O an beynimden vurulmuşa döndüm. On iki yıllık evliliğimiz, birlikte büyüttüğümüz iki çocuğumuz, paylaştığımız onca anı… Hepsi bir anda anlamını yitirdi. Ellerim titreyerek bilgisayarı kapattım. Mutfaktan gelen “Elif, bulabildin mi biletleri?” sesiyle irkildim. Sesim titreyerek “Birazdan hallederim,” dedim.
O gece gözlerimi tavana dikip sabaha kadar düşündüm. Murat’la nasıl tanıştığımızı, ilk buluşmamızı, bana ettiği evlilik teklifini… Hep bana “Sen benim tek aşkımsın,” derdi. Şimdi ise başka bir kadının gözlerinde aynı cümleleri mi söylüyordu? Sabah olduğunda çocuklar uyanmadan banyoya koştum ve sessizce ağladım.
İki gün boyunca hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Ama içimde fırtınalar kopuyordu. Her hareketini izliyor, her mesajına şüpheyle bakıyordum. Akşamları eve geç gelmeye başlamıştı son zamanlarda; işte yoğunluk var diyordu. Meğer yoğunluk başka bir kadının kollarındaymış.
Bir akşam çocuklar uyuduktan sonra karşısına geçtim. “Murat, konuşmamız lazım,” dedim. Gözlerimin içine bakmadı bile. “Ne oldu Elif?” dedi, sesi yorgun ve uzak.
“Bilgisayarındaki klasörü gördüm,” dedim. Bir an dondu kaldı. Sonra başını eğdi. “Açıklayabilirim…” dedi ama sesi cılızdı.
“Kaç yıldır sürüyor bu?” dedim. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu artık.
“Üniversiteden beri… Bitti sandım ama… Bilmiyorum Elif, ben de bilmiyorum,” dedi ve ilk defa gözlerime baktı. O bakışta suçluluk, pişmanlık ve çaresizlik vardı.
O gece evde sessizlik hâkimdi. Ben salonda sabahladım, o odada çocuklarla birlikte yattı. Sabah kahvaltıda çocuklar hiçbir şey anlamasın diye gülümsedim ama içimdeki acı büyüyordu.
Annemin evine gittim birkaç günlüğüne. Annem hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini. “Kızım, ne oldu?” dediğinde gözyaşlarımı tutamadım. Annem sarıldı bana, “Sen güçlü bir kadınsın Elif,” dedi. Ama ben kendimi hiç bu kadar güçsüz hissetmemiştim.
Murat her gün aradı, mesaj attı: “Konuşalım, çocuklar için…” Ama ben ne diyeceğimi bilmiyordum. Onu affedebilir miydim? Yıllardır bana yalan söylemişti. O kadını seviyor muydu hâlâ? Yoksa sadece alışkanlık mıydı?
Bir akşam annemle balkonda otururken komşumuz Ayşe Abla uğradı. “Kızım, neyin var? Yüzün solmuş,” dedi. Anlatmak istemedim ama gözyaşlarım yine aktı. Ayşe Abla derin bir iç çekti: “Bak Elif, erkek milleti böyledir demiyorum ama insan bazen en yakınındakine bile güvenemiyor.”
O gece uzun uzun düşündüm. Çocuklarım için güçlü olmak zorundaydım ama kendimi de düşünmeliydim. Murat’la tekrar konuşmaya karar verdim.
Bir hafta sonra eve döndüm. Murat kapıda bekliyordu; gözleri şişmişti ağlamaktan belli ki. Salonda oturduk.
“Elif, ne desen haklısın,” dedi. “Sana yalan söyledim, seni üzdüm… Ama inan bana, o kadınla hiçbir zaman seninle olduğum gibi olamadım.”
“Peki neden bitirmedin?” dedim.
“Sana zarar vermek istemedim… Çocuklarımız var… Ama o da hayatımda bir şekilde kaldı işte…”
Sustum uzun süre. Sonra dedim ki: “Ben artık eskisi gibi olamam Murat. Sana güvenemem.”
O an Murat’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. İlk defa onu bu kadar çaresiz gördüm.
Günler geçti, evde soğuk bir hava vardı artık. Çocuklar bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı ama açıklayamıyordum onlara.
Bir gün kızım Zeynep yanıma geldi: “Anne, neden üzgünsün?” dedi masumca.
Sarılıp ağladım ona: “Bazen büyükler de üzülür kızım,” dedim.
Murat’la evliliğimiz devam etti bir süre daha ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Güven bir kere kırıldı mı tamir olmuyormuş meğer…
Şimdi kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışıyorum; çocuklarım için güçlü olmaya çalışıyorum. Ama geceleri bazen hâlâ soruyorum kendime: İnsan en yakınındakine nasıl güvenebilir? Affetmek mi daha zor yoksa unutmak mı?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir kere kırılan güveni tekrar inşa edebilir miydiniz?