Bir Gece Yarısı Sessizliği: Jale’nin Hikayesi

— Yine mi horluyorsun, Murat? — diye içimden geçirdim, gözlerimi tavana dikip. Saat gece ikiyi gösteriyordu, gözüm telefona kaydı. Yastığın altından çıkardığımda ekranın ışığı gözümü aldı. O anda, Murat’ın ağır nefesleriyle karışan sessizlikte, içimde bir öfke kabardı. “Yarın sabah yine işe gideceğim, yine uykusuzum,” dedim kendi kendime. Yatakta dönüp dururken, Murat’ın kolunu üzerimden ittim. O ise hiçbir şey olmamış gibi horlamaya devam etti.

Kalkıp mutfağa geçtim. Buzdolabının önünde bir süre öylece durdum. Sanki hayatım da buzdolabının içindeki o donmuş yiyecekler gibi, hareketsiz ve tatsızdı. Bir bardak su doldurup masaya oturdum. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, evlilik kolay değil, sabretmek gerek.” Ama sabır da bir yere kadar, değil mi?

Birden, içimdeki yorgunlukla karışık öfke, gözlerimden yaş olarak aktı. Sessizce ağladım. Kimseye anlatamadığım, anlatmaya da cesaret edemediğim bir yalnızlık vardı içimde. Murat’la evlendiğimizde, her şeyin güzel olacağına inanmıştım. Oysa şimdi, her gün aynı döngüde kayboluyordum. Sabahları işe gitmek için uyanıyor, akşamları evde yemek yapıyor, çocukların ödevleriyle ilgileniyor, sonra da Murat’ın horlamaları arasında uykusuz geceler geçiriyordum.

Birden, kapı aralığından kızım Elif’in sesi geldi:
— Anne, su içebilir miyim?
Gözyaşlarımı silip, ona gülümsedim. “Tabii kızım, gel.” dedim. Elif, uykulu gözlerle yanıma oturdu. Küçük elleriyle bardağı kavradı. “Anne, neden ağlıyorsun?” diye sordu. O an, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. “Biraz yorgunum, canım kızım.” dedim. Elif başını omzuma yasladı. “Ben de bazen yoruluyorum, ama sen yanımda olunca geçiyor,” dedi.

Elif’i tekrar yatağına yatırdım. Odaya döndüğümde, Murat’ın horlaması hâlâ sürüyordu. Bir an düşündüm: Acaba Murat da mı yorgun? O da mı bu hayatın yükü altında eziliyor? Ama neden hiç konuşmuyoruz? Neden her şey suskunlukla geçiştiriliyor?

Sabah olduğunda, gözlerim şiş, başım ağrıyordu. Kahvaltı hazırlarken Murat mutfağa geldi. “Gece iyi uyuyabildin mi?” diye sordu, ama gözlerini yere indirdi. “Pek değil,” dedim. “Sen yine çok horladın.” Murat bir an sustu, sonra “İşler çok yoğun, yorgunum,” dedi. O an, ona kızmak yerine, ilk defa anlamaya çalıştım. “Ben de yorgunum, Murat. Belki biraz konuşmamız lazım,” dedim. Murat başını salladı, ama gözlerinde bir mahcubiyet vardı.

Çocuklar okula gittikten sonra, iş için evden çıktım. Otobüste camdan dışarı bakarken, yanımda oturan yaşlı bir kadın bana döndü:
— Kızım, iyi misin? Çok dalgınsın.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. “Yorgunum biraz, teyze,” dedim. Kadın gülümsedi. “Hayat zor, ama insan bazen kendine de zaman ayırmalı. Yoksa tükenir.” dedi. O an, kendi kendime söz verdim: Artık sadece başkalarını değil, kendimi de düşüneceğim.

İş yerinde, patronum yine bağırıyordu. “Jale Hanım, şu dosyalar neden hâlâ bitmedi?” İçimden “Bir de evde Murat, burada patron…” diye geçirdim. Ama sesimi çıkarmadım. Akşam eve dönerken, markete uğradım. Kasada sıra beklerken, önümdeki kadın elindeki paraları sayıyordu. “Yetmeyecek galiba,” dedi utanarak. Cebimden bir lira çıkarıp ona uzattım. Kadın gözlerimin içine baktı. “Allah razı olsun, kızım,” dedi. O an, küçük bir iyiliğin bile ne kadar büyük bir anlamı olabileceğini hissettim.

Eve geldiğimde, Elif ve oğlum Baran televizyon izliyordu. “Anne, bugün okulda öğretmenim bana aferin dedi!” diye bağırdı Baran. Gülümsedim, ama içimde hâlâ bir boşluk vardı. Akşam yemeğinde Murat sessizdi. Bir süre sonra, “Jale, belki hafta sonu çocukları anneme bırakıp, baş başa bir yere gideriz,” dedi. Şaşırdım. Yıllardır ilk defa böyle bir teklif alıyordum. “Olur,” dedim. O an, belki de her şeyin bitmediğini, hâlâ umut olduğunu düşündüm.

Gece yatağa uzandığımda, Murat’ın horlaması yine başladı. Ama bu sefer, ona kızmak yerine, başımı yastığa koyup derin bir nefes aldım. “Belki de hayat, küçük anlarda saklıdır,” diye düşündüm. O an, kendime sordum: “Acaba gerçekten mutlu olmayı unuttuk mu? Yoksa sadece konuşmayı mı bıraktık?”

Sizce, bir evlilikte en çok neyi kaybediyoruz: sevgiyi mi, sabrı mı, yoksa kendimizi mi?