Kızım Beni Gerçekten Terk Etti mi?

“Anne, ben gidiyorum. Lütfen beni arama.”

Bu cümleyle başlayan notu elimde titreyerek okudum. Hani’nin ince, aceleyle yazılmış harfleri gözümün önünde dans ediyordu. O an kalbim sanki göğsümden fırlayacak sandım. Birkaç saniye boyunca nefes alamadım, ellerim buz gibi oldu. “Hayır,” dedim kendi kendime, “bu bir şaka olmalı. Hani bana böyle bir şey yapmaz.” Ama masanın üzerinde duran anahtar ve boş odası, gerçeği yüzüme çarptı. Kızım gitmişti.

Oturma odasına geçtim, koltuğa çöktüm. Gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. Hani’yle son zamanlarda çok tartışıyorduk. Üniversite sınavı yaklaşıyordu, ben de ona baskı yapıyordum. “Çalışmazsan geleceğin olmaz,” diyordum sürekli. O ise bıkmıştı bu laflardan. “Anne, ben kendi yolumu seçmek istiyorum,” diye bağırmıştı geçen hafta. O an sinirle, “Ben senin iyiliğini istiyorum!” diye karşılık vermiştim. Şimdi ise o sözlerim kulaklarımda yankılanıyordu. İyiliğini mi istemiştim, yoksa kendi korkularımı ona mı yüklemiştim?

Telefonumu elime aldım, defalarca aradım. Her seferinde telesekreter çıktı. Mesaj attım: “Hani, neredesin? Lütfen dön.” Cevap yoktu. O gece gözümü kırpmadım. Sabah olunca komşumuz Ayşe Teyze’ye uğradım. “Ayşe Teyze, Hani’yi gördün mü?” dedim. O da şaşkındı. “Dün akşam markete giderken gördüm, biraz dalgındı. Bir şey mi oldu?” dedi. Yutkundum, gözlerim doldu. “Evden gitmiş,” dedim. Ayşe Teyze’nin yüzü bembeyaz oldu. “Aman Allah’ım, Valide Hanım, hemen polise haber verelim!”

Polise gitmekten korktum. Hani’nin başına bir şey gelmiş olmasından çok, onun bana kızgınlığından korkuyordum. Ya gerçekten beni terk ettiyse? Ya bir daha dönmezse? O gün iş yerimi arayıp izin aldım. Tüm günümü Hani’yi aramakla geçirdim. Arkadaşlarını, öğretmenlerini, eski dershanesini aradım. Kimse bir şey bilmiyordu. Akşam olunca eve döndüm, Hani’nin odasına girdim. Yatağının üzerinde eski bir oyuncak ayısı duruyordu. O ayıyı ona beş yaşındayken almıştım. Gözyaşlarım aktı. “Neden böyle oldu?” diye sordum kendime. Nerede hata yapmıştım?

Gece yarısı kapı çaldı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Koştum, kapıyı açtım. Karşımda Hani yoktu. Komşumuz Mehmet Abi’ydi. “Valide Hanım, iyi misiniz? Bir şeyler duydum, Hani kayıpmış,” dedi. Başımı salladım, gözlerimden yaşlar süzüldü. “Kızım beni terk etti,” dedim. Mehmet Abi omzuma dokundu. “Gençler bazen böyle şeyler yapar. Belki de biraz zamana ihtiyacı vardır,” dedi. Ama ben kendimi affedemiyordum. Kendi annem aklıma geldi. O da bana hep baskı yapardı. “Kızım, okuyacaksın, adam olacaksın,” derdi. Ben de ona kızardım. Şimdi ise aynı hatayı ben yapmıştım.

Ertesi gün Hani’den bir mesaj geldi: “İyiyim, merak etme. Bir süre yalnız kalmak istiyorum.” O mesajı defalarca okudum. İçim biraz rahatladı ama hâlâ korkuyordum. Ona cevap yazdım: “Seni çok seviyorum. Ne zaman istersen dön, kapım sana her zaman açık.” Cevap gelmedi. Günler geçti, her gün Hani’nin dönmesini bekledim. Her kapı çaldığında, her telefon çaldığında içim umutla doldu, ama o gelmedi.

Bir akşam, eski fotoğraflarımıza bakarken Hani’nin çocukluğunu hatırladım. O zamanlar ne kadar mutluyduk. Birlikte parka giderdik, dondurma yerdik, akşamları masal anlatırdım ona. Sonra büyüdü, aramıza mesafeler girdi. Ben çalıştıkça, o yalnızlaştı. Onunla konuşmak yerine, ona emirler yağdırdım. “Şunu yap, bunu yapma, ders çalış, dışarı çıkma.” Şimdi ise keşke ona daha çok sarılsaydım, keşke onu daha çok dinleseydim diyorum.

Bir gün, Hani’nin en yakın arkadaşı Zeynep aradı. “Teyze, Hani iyi, yanında kalıyor. Ama çok üzgün. Sizinle konuşmak istemiyor şimdilik,” dedi. “Onu çok sevdiğimi söyle, lütfen,” dedim. Zeynep, “Söylerim,” dedi. O an biraz olsun içim rahatladı. Ama yine de kendimi affedemiyordum. Hani’nin bana ihtiyacı olduğunda yanında olamamıştım. Onu anlamamıştım.

Bir hafta sonra, kapı çaldı. Yavaşça açtım. Karşımda Hani duruyordu. Gözleri şişmişti, saçları dağılmıştı. Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık. Sonra ağlayarak boynuma sarıldı. “Anne, çok özledim,” dedi. Ben de ağladım. “Kızım, affet beni. Seni anlamadım, sana baskı yaptım,” dedim. Hani başını salladı. “Ben de seni kırmak istemedim. Ama çok bunaldım. Herkes benden bir şeyler bekliyor. Ben de kim olduğumu bilmiyorum,” dedi. Onu sımsıkı sardım. “Senin yanında olacağım. Ne olursa olsun, seni seveceğim,” dedim.

O günden sonra Hani’yle daha çok konuştuk. Onu dinlemeye çalıştım. Kendi korkularımı ona yüklememeye çalıştım. Hani de bana açıldı. Birlikte ağladık, güldük. Aramızdaki mesafe yavaş yavaş azaldı. Hâlâ her şey mükemmel değil, ama artık birbirimizi daha iyi anlıyoruz.

Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Bir anne olarak gerçekten doğruyu mu yaptım? Yoksa sevgimi göstermek yerine korkularımı mı aktardım? Sizce bir anne, çocuğuna nasıl yaklaşmalı? Benim gibi hata yapan başka anneler var mı?