Bir Anne Olarak Yalnızlık: Oğlumu Babasına Vermeyi Düşünüyorum

“Yeter artık anne! Beni rahat bırak!”

Ege’nin sesi, evin duvarlarında yankılandı. O an, elimdeki çay bardağını mutfak tezgâhına bırakırken titrediğimi fark ettim. Oğlumun odasının kapısı bir kez daha çarptı. İçimde bir şeyler koptu. On iki yaşındaki oğlum Ege’yle artık baş edemediğimi, ne kadar çabalarsam çabalayayım ona ulaşamadığımı, sevgimin ona değmediğini hissettim. Boğazım düğümlendi, gözlerim doldu ama ağlayamadım. Çünkü ağlamak bile lüks geliyordu artık.

Ege doğduğunda, ona bakarken, “Ben senin için her şeyi yaparım,” demiştim. O zamanlar, hayatımda hiçbir şeyin beni bu kadar çaresiz hissettireceğini düşünmezdim. Boşandığımızda Ege daha iki yaşındaydı. O zamandan beri, babasıyla sadece hafta sonları görüşüyordu. Ben ise, hem annelik hem babalık yapmaya çalıştım. Geceleri ateşi çıktığında başında bekledim, okulda sorun yaşadığında öğretmenleriyle konuştum, arkadaşlarıyla kavga ettiğinde arabuluculuk yaptım. Ama şimdi, Ege bana yabancı biri gibi davranıyor. Sanki ben onun annesi değilim de, hayatını zorlaştıran bir yabancıyım.

Geçen hafta okuldan aradılar. Müdür odasında, Ege’nin başka bir çocukla kavga ettiğini söylediler. Gittiğimde, Ege’nin gözleri öfke ve çaresizlikle doluydu. Müdür, “Hanımefendi, oğlunuzun davranışları son zamanlarda çok değişti. Sizinle de bir görüşmek isteriz,” dedi. O an, yerin dibine girdim. Ege’yi eve götürürken, arabada sessizlik vardı. “Neden böyle yapıyorsun oğlum?” dedim. Cevap vermedi. Sadece camdan dışarı bakmaya devam etti.

O gece, Ege odasına kapanıp saatlerce bilgisayar başında oturdu. Kapısını çaldım, “Ege, biraz konuşalım mı?” dedim. “Git başımdan!” diye bağırdı. O an, içimdeki sabır taşı çatladı. Oğlumun bana böyle davranmasına alışkın değildim. Eskiden bana sarılır, “Anne, sen dünyanın en iyi annesisin,” derdi. Şimdi ise, bana karşı öfke ve nefret dolu.

Bir gece, mutfakta otururken, eski eşim Cem’e mesaj attım. “Ege’yle ilgili konuşmamız lazım,” yazdım. Cem, “Ne oldu yine?” diye cevap verdi. “Ege’yi artık kontrol edemiyorum. Belki bir süre senin yanında kalması iyi olur,” dedim. Cem, “Sen annesin, biraz sabret. Ergenlik işte, geçer,” dedi. Ama ben sabrımın sonuna gelmiştim.

Annemle konuştum. “Anne, ben Ege’yle baş edemiyorum. Belki babasıyla kalması daha iyi olur,” dedim. Annem, “Kızım, sen annesin. Anne çocuğunu bırakır mı hiç? Herkesin çocuğu zor dönemden geçiyor. Sabret,” dedi. Ama kimse benim ne kadar yalnız olduğumu, geceleri yastığa başımı koyduğumda içimdeki boşluğu bilmiyor. Herkesin bir fikri var ama kimse bana yardım etmiyor.

Bir gün, Ege okuldan eve gelmedi. Telefonunu aradım, açmadı. Arkadaşlarını aradım, kimse bir şey bilmiyor. O an, hayatımda ilk defa bu kadar korktum. Polis karakoluna gittim, kayıp başvurusu yaptım. Saatler sonra Ege, babasının evinden aradı. “Anne, ben babamdayım. Biraz burada kalmak istiyorum,” dedi. O an, hem rahatladım hem de içimde bir şeyler öldü. Oğlum, bana haber vermeden babasına gitmişti. Demek ki, bana güvenmiyordu.

Cem’le buluştuk. “Ege burada kalmak istiyor. Senin için de uygunsa, bir süre burada kalsın,” dedi. Gözlerim doldu. “Ben kötü bir anne miyim Cem?” dedim. Cem, “Hayır, ama Ege büyüyor. Belki de erkek bir modele ihtiyacı var,” dedi. O an, kendimi tamamen başarısız hissettim. Onca yıl tek başıma mücadele ettim, ama sonunda oğlumu kaybettim.

Eve döndüğümde, Ege’nin odasına girdim. Masasında onun küçükken yaptığı resimler, oyuncak arabaları duruyordu. Yatağının üstünde, bana doğum günümde yaptığı kart vardı: “Seni çok seviyorum anne.” O kartı elime aldım, gözyaşlarım aktı. “Nerede yanlış yaptım?” diye sordum kendime. Belki de çok baskı yaptım, belki de onu anlamadım. Belki de kendi yalnızlığımla o kadar meşguldüm ki, Ege’nin yalnızlığını göremedim.

Bir hafta sonra, Ege’yle telefonda konuştuk. “Anne, seni özledim ama burada da iyiyim,” dedi. Sesi uzaktan, yabancı geliyordu. “Oğlum, ben seni çok seviyorum. Ne olursa olsun, her zaman yanında olacağım,” dedim. “Biliyorum anne,” dedi. Ama sesinde bir soğukluk vardı. O an, anneliğin sadece fedakârlık değil, bazen de vazgeçmek olduğunu anladım. Belki de Ege’nin iyiliği için, onu bir süre babasına bırakmak gerekiyordu.

Komşular, akrabalar, herkes konuşuyor. “Çocuğunu babasına bıraktı,” diyorlar. Kimse benim ne yaşadığımı bilmiyor. Herkes dışarıdan ahkâm kesiyor. Ama geceleri yalnız başıma ağladığımda, kimse yanımda olmuyor. Ege’siz geçen ilk gece, evin sessizliği kulaklarımı sağır etti. Onun odasına girip, yatağına sarıldım. “Oğlum, seni çok seviyorum,” dedim fısıltıyla. Ama o duymadı.

Bir gün, Ege’yi görmek için Cem’in evine gittim. Kapıyı açtı, bana bakıp, “Anne, hoş geldin,” dedi. Sarıldık ama aramızda bir mesafe vardı. Ege, bana “Anne, burada daha rahatım. Babamla oyun oynuyoruz, birlikte dışarı çıkıyoruz,” dedi. İçim acıdı. Demek ki, ben ona yetememişim. Belki de bir anne olarak başarısız oldum. Ama yine de, onun mutlu olması için elimden geleni yapmaya devam edeceğim.

Şimdi, her gece dua ediyorum. “Allah’ım, oğluma yardım et. Onu koru. Bana da sabır ver.” Belki de annelik, bazen bırakabilmektir. Belki de sevgi, bazen vazgeçmeyi gerektirir. Ege’nin iyiliği için, onu babasına bırakmak zorunda kaldım. Ama içimdeki acı hiç dinmiyor.

Bazen düşünüyorum: Bir anne çocuğunu bırakır mı? Yoksa bazen, onu daha iyi bir hayat için bırakmak da bir annelik midir? Siz olsanız ne yapardınız?