Beni Bırak, Benimle Oynama: Bir Günlükten Hayatın Gerçekleri

“Beni rahat bırak! Sana evlilik sözü vermedim ki! Hem bu çocuğun babası olduğumdan da emin değilim. Belki de hiç benim değildir. Kendi başının çaresine bak, ben gidiyorum.”

Bu sözler, hayatımın en acımasız anında, bana en yakın hissettiğim adamın ağzından döküldü. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Sanki tüm dünya üzerime yıkılmıştı. Oysa daha birkaç hafta önce, parkta elimi tutup gözlerimin içine bakarak, “Seninle bir ömür geçirebilirim, Elif,” dememiş miydi? Şimdi ise, karnımdaki bebeğin babası olup olmadığını sorguluyordu.

O anı hiç unutamıyorum. Annemin evinde, mutfakta, ellerim titreyerek çay bardağını tutuyordum. Annem, gözlerimin içine bakıp, “Ne oldu kızım, neden bu kadar solgunsun?” diye sordu. Gözyaşlarımı tutamayıp, “Anne, ben hamileyim,” dedim. Annemin yüzü bir anda bembeyaz oldu. “Kimden?” dedi, sesi titreyerek. “Emre’den,” dedim. Annem, “O çocuk seni bırakıp gitti, Elif! Ne yapacaksın şimdi?” dedi. O an, içimdeki korku ve utanç, annemin gözlerindeki hayal kırıklığıyla birleşti.

Emre, üniversiteden beri tanıdığım, hayatımda ilk defa gerçekten güvendiğim biriydi. Babamın vefatından sonra, ailemdeki boşluğu onunla doldurmuştum. O bana umut, sevgi ve güven vermişti. Ama şimdi, beni en savunmasız anımda, en yalnız hissettiğim anda terk etmişti.

Bir hafta boyunca Emre’ye ulaşmaya çalıştım. Telefonlarımı açmadı, mesajlarıma cevap vermedi. Ortak arkadaşlarımızdan biri, “Emre’nin başka biriyle görüştüğünü duydum,” dediğinde, içimdeki son umut kırıntısı da yok oldu.

Geceleri uyuyamıyordum. Karnımdaki bebeği düşündükçe, hem korkuyor hem de bir mucizeye inanmak istiyordum. Annem, “Bu köyde herkes konuşur, Elif. Kimse sana acımaz. Ya o çocuğu aldırırsın ya da bu evden gidersin,” dediğinde, hayatımın en zor kararını vermek zorunda kaldım.

Bir gece, annemle tartıştıktan sonra, odama kapanıp günlüğüme yazmaya başladım:

“Bugün annem bana, ‘Sen bizim yüzümüzü yere eğdin,’ dedi. Oysa ben sadece sevdim, güvendim. Şimdi ise herkes bana sırtını döndü. Emre yok, annem yok, babam zaten yıllar önce gitti. Ben bu çocuğu ne yapacağım?”

Bir sabah, Emre’nin annesi, Ayşe Hanım, kapımıza geldi. Yüzü asık, gözleri öfkeden kıpkırmızıydı. “Elif, oğlumun adını kirletme! Senin gibi kızlar yüzünden oğlumun geleceği mahvolacak. O çocuk Emre’den değil, bunu herkes biliyor!” dedi. Annem, “Ayşe Hanım, lütfen…” diye araya girmeye çalıştı ama Ayşe Hanım dinlemedi. “Oğlumun peşini bırak! Yoksa seni bu mahallede yaşatmam!” diye bağırdı. O an, mahalledeki kadınların pencerelerden bizi izlediğini fark ettim. Utançtan yerin dibine girmek istedim.

O günden sonra, mahallede kimse bana selam vermedi. Bakkala gittiğimde, arkamdan fısıldaşmalar başladı. “Görüyor musun, Elif de hamileymiş. Babası kim belli değilmiş.” Sanki herkesin gözünde bir suçluya dönüşmüştüm.

Bir gece, Emre’den bir mesaj geldi: “Beni rahat bırak. Hayatımı mahvetme. O çocuk benden değil.” O mesajı okuduğumda, ellerim titredi. Ona, “Sen bana söz verdin, Emre. Beni seveceğini söyledin. Şimdi neden kaçıyorsun?” diye yazdım. Ama cevap gelmedi.

O günlerde, tek sığınağım günlüğüm oldu. Her gece, gözyaşları içinde yazdım:

“Bugün yine kimseyle konuşmadım. Annem bana bakmıyor. Mahallede herkes arkamdan konuşuyor. Emre yok. Ben bu çocuğu tek başıma büyütebilir miyim? Gücüm var mı?”

Bir gün, eski bir arkadaşım, Zeynep, bana uğradı. “Elif, ben senin yanında olacağım. Kim ne derse desin, bu senin hayatın. O çocuğu doğurmak istiyorsan, yanında olacağım,” dedi. O an, ilk defa birinin bana inandığını hissettim.

Ama annem, “Zeynep’in lafına bakma. O da başını belaya sokacak. Senin için en iyisi, bu çocuğu aldırmak,” dedi. Annemle her tartışmamızda, içimdeki yalnızlık büyüdü. Bir gece, annem bana, “Eğer bu çocuğu doğurursan, bu evde kalamazsın,” dedi. O an, hayatımın en zor kararını verdim.

Bir sabah, eşyalarımı topladım. Annem, kapının önünde durdu. “Nereye gidiyorsun?” dedi. “Bilmiyorum, anne. Ama burada kalamam,” dedim. Annem, gözyaşlarını tutamayıp arkasını döndü. O an, içimde bir parça daha koptu.

Zeynep’in evine gittim. O bana sarıldı, “Korkma, Elif. Her şey düzelecek,” dedi. Ama ben, hiçbir şeyin düzeleceğine inanmıyordum.

Aylar geçti. Karnım büyüdü, Zeynep’le birlikte yeni bir hayat kurmaya çalıştım. Bir iş buldum, bir kafede garsonluk yapmaya başladım. Her gün, insanların bakışlarından kaçmaya çalıştım. Ama her gece, günlüğüme yazdım:

“Bugün yine yalnızdım. Ama artık korkmuyorum. Bu çocuğu doğuracağım. Ona hem anne hem baba olacağım. Kimseye ihtiyacım yok.”

Doğum zamanı geldiğinde, Zeynep yanımdaydı. Bir kızım oldu. Ona Defne adını verdim. Defne’yi kucağıma aldığımda, tüm acılarım bir anda anlam kazandı. O an, hayatımda ilk defa gerçekten güçlü hissettim.

Şimdi, Defne üç yaşında. Hâlâ annemle konuşmuyoruz. Emre, hayatımızdan tamamen çıktı. Mahallede hâlâ arkamdan konuşanlar var. Ama ben artık utanmıyorum. Çünkü Defne, bana hayatın en büyük armağanı oldu.

Bazen geceleri, Defne uyurken, pencereden dışarı bakıp kendi kendime soruyorum: “Bir kadının tek başına çocuk büyütmesi neden bu kadar zor? Toplumun yargıları, bir annenin sevgisinden daha mı güçlü?”

Siz olsaydınız, benim yerimde ne yapardınız? Gerçekten, bir kadının tek başına ayakta kalması bu kadar mı zor olmalı?