“Bir Çocuk Olursa Her Şey Değişir” Diyen Eşimle Hayatımın Kavşağında
“Bir çocuk olursa her şey değişir, Elif. Gerçekten… O zaman daha çok çalışmak için bir sebebim olur,” dedi Murat, sabah kahvaltısında çayını karıştırırken. Sesi öyle kararlıydı ki, bir an için gözlerinin içine bakmaya cesaret edemedim. O an, içimdeki fırtına daha da şiddetlendi. Sanki mutfağımızın daracık penceresinden içeriye soğuk bir rüzgar girmişti.
Kafamda binbir düşünceyle, “Peki ya değişmezse?” diye sordum. Sesim titriyordu, ama Murat bunu fark etmedi ya da fark etmek istemedi. O, umutla gülümsedi. “Elif, bak, ben de biliyorum işler yolunda gitmiyor. Ama bir çocuk… O zaman sorumluluklarım artar, daha çok kazanmak için uğraşırım. Şimdi, ne için çabalayacağım ki?”
İşte tam da bu cümle, içimdeki bütün taşları yerinden oynattı. Biz iki yıldır evliyiz. İlk yıl, her şey çok güzeldi. Murat’la üniversiteden tanışıyoruz; o zamanlar hayalleri vardı, ben de ona inanıyordum. Ama mezun olduktan sonra, İstanbul’da hayatın gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kaldık. Kiramız, faturalar, market alışverişi… Her ay sonu, hesap makinesiyle cebelleşirken, Murat’ın işten eve yorgun argın gelişini izlerken, içimde bir boşluk büyüdü.
Murat, küçük bir matbaada çalışıyor. Maaşı asgari ücretin biraz üstünde. Ben ise bir devlet okulunda sözleşmeli öğretmenim. Her gün, çocukların gözlerindeki umudu görüp eve döndüğümde, kendi umudumun ne kadar azaldığını fark ediyorum. Murat’ın “Bir çocuk olursa her şey değişir” sözü, bana bir kaçış gibi geliyor. Sanki kendi sorumluluğunu, hayallerini, motivasyonunu bir başkasının varlığına bağlamış gibi…
Bir akşam, annem aradı. “Kızım, Murat’la aranız nasıl?” dedi. Sesinde bir endişe vardı. Annem, babamla yıllarca geçim sıkıntısı çekmiş bir kadın. “İyi anne, ama bazen… Bazen sanki aynı evde iki yabancıyız,” dedim. Annem sustu. Sonra, “Bak kızım, çocuk yapmak kolay. Ama o çocuğu büyütmek, ona umut olmak… İşte asıl mesele orada. Sen hazır değilsen, kimse seni zorlayamaz,” dedi.
O gece, Murat’la konuşmaya karar verdim. O, televizyonun karşısında, elinde telefon, sosyal medyada dolaşıyordu. Yanına oturdum. “Murat, neden bir çocuk olursa daha çok çalışabileceğine inanıyorsun? Şimdi neden çabalamıyorsun?” dedim. Bir an göz göze geldik. Gözlerinde bir yorgunluk, bir de kırgınlık vardı. “Elif, ben… Bazen kendimi çok yetersiz hissediyorum. Sanki ne yapsam yetmiyor. Ama bir çocuk olursa, belki… Belki o zaman gerçekten bir anlamı olur,” dedi.
O an, Murat’ın içindeki boşluğu hissettim. Ama bu boşluğu bir çocukla doldurmak… Bu bana adil gelmiyor. “Ya çocuk olmazsa, Murat? Ya hiç çocuğumuz olmazsa? O zaman da mı hayata tutunamayacaksın?” dedim. Murat sustu. Gözleri doldu. “Bilmiyorum,” dedi sadece.
Ertesi gün, iş yerinde arkadaşım Zeynep’le konuştum. O da yeni evli. “Biz de aynı şeyleri yaşıyoruz, Elif. Eşim de sürekli çocuk istiyor. Ama ben korkuyorum. Gelecek kaygısı, ekonomik sıkıntılar… Sanki hepimiz bir çıkmazdayız,” dedi. O an, yalnız olmadığımı hissettim. Türkiye’de binlerce genç çiftin aynı kaygılarla boğuştuğunu düşündüm.
Bir akşam, Murat eve geç geldi. Yorgun, moralsizdi. “Bugün matbaada işler iyice azaldı. Patron, belki birkaç kişiyi çıkaracakmış,” dedi. İçimdeki korku büyüdü. “Murat, bak… Biz zaten zor geçiniyoruz. Bir çocuk… Onun masrafları, sorumluluğu… Ya başaramazsak?” dedim. Murat, “Ama Elif, belki de çocuk bize güç verir. Belki de onun için her şeyi başarırız,” dedi.
O gece, sabaha kadar uyuyamadım. Tavanı izlerken, kendi çocukluğumu düşündüm. Babam, işsiz kaldığında annem nasıl mücadele etmişti. Bazen evde yemek olmazdı, bazen faturalar birikir, annem gizlice ağlardı. Ben ise, annemin gözyaşlarını görmemek için odama kapanırdım. Şimdi, aynı korkuları ben de yaşıyorum.
Bir sabah, Murat’la birlikte kahvaltı yaparken, “Belki de önce kendimizi bulmalıyız. Birbirimize umut olmalıyız. Sonra çocuk düşünürüz,” dedim. Murat başını eğdi. “Haklısın,” dedi. Ama sesinde bir kırgınlık vardı. Sanki hayallerini elinden almışım gibi.
O günden sonra, aramızda görünmez bir duvar oluştu. Murat, daha içine kapanık oldu. Ben ise, her gün işe giderken, “Acaba doğru mu yapıyorum?” diye kendime soruyorum. Akşamları, birlikte televizyon izlerken, aramızdaki sessizlik daha da büyüyor.
Bir gün, Murat’ın annesi aradı. “Elif, oğlum çok üzgün. Ona destek ol. Erkekler bazen duygularını gösteremez. Ama sen onun yanında olursan, her şey düzelir,” dedi. O an, gözlerim doldu. Ben de Murat kadar yalnız ve çaresiz hissediyordum.
Bir akşam, Murat’la birlikte sahilde yürüyüşe çıktık. Deniz kenarında otururken, “Elif, ben seni çok seviyorum. Ama bazen, hayatın yükü beni eziyor. Bir çocuk… Belki de bana yeniden umut olurdu. Ama seni de üzmek istemem,” dedi. Elini tuttum. “Murat, ben de seni seviyorum. Ama önce kendimizi iyileştirmeliyiz. Bir çocuğa umut olabilmek için, önce kendi umudumuzu bulmalıyız,” dedim.
Şimdi, her gün yeni bir mücadeleyle uyanıyorum. Murat’la aramızdaki sevgi hâlâ var, ama geleceğimiz belirsiz. Bazen, “Acaba Murat’ın istediği gibi bir çocuk olursa, gerçekten her şey değişir mi?” diye düşünüyorum. Ya da, “Ya hiçbir zaman çocuk sahibi olamazsak, o zaman da hayatımızın anlamı kalmaz mı?”
Sizce, bir insan kendi motivasyonunu başkasının varlığına bağlarsa, gerçekten mutlu olabilir mi? Yoksa, önce kendi içimizdeki boşluğu mu doldurmalıyız?