Yıldızlar Böyle Yazmış: Suçlu Kim?
— Kadir, yüzün bembeyaz oldu. İstersen taksi çağıralım, dedi Elif, gözlerinde endişeyle bana bakarak. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Restoranın ağır kapısı arkamızdan kapanırken, içerideki kahkahalar ve müzik sesi bir anda boğuk bir uğultuya dönüştü. Dışarıda ise İstanbul’un geceye karışan ışıkları, hayatımızdaki belirsizliğin bir yansıması gibiydi.
— Yok Elif, iyiyim. Yürüyelim biraz, belki hava iyi gelir, dedim ama sesim titriyordu. Elif’in elini tutmaya çalıştım, ama o hafifçe geri çekildi. Son zamanlarda aramızda görünmez bir duvar örülmüştü; ne zaman konuşmaya kalksak ya sessizlik ya da kırıcı sözler arasında kayboluyorduk.
O gece, evimize dönerken içimdeki huzursuzluk daha da büyüdü. Elif’in telefonu sürekli çalıyordu. Bir mesaj sesi daha geldiğinde, istemsizce gözüm ekrana kaydı: “Yarın görüşebilir miyiz?” yazıyordu. Gönderenin adı sadece “Merve”ydi ama içimde bir şüphe kıvılcımı yandı. Elif telefonu hemen cebine koydu ve bana bakmadan yürümeye devam etti.
Eve vardığımızda, annem çocuklara bakıyordu. Annemin yüzünde de bir gerginlik vardı; sanki o da evdeki havadaki kasveti hissediyordu. Çocuklar uyumuştu ama ben uyuyamıyordum. Elif banyodayken, telefonunu masada bıraktığını fark ettim. Vicdanım sızladı ama dayanamadım; ekrana baktım. Mesajlar… Merve ile olan konuşmalar… Ama satır aralarında başka bir isim geçti: “Burak”. Kalbim sıkıştı. Elif’in bana anlatmadığı ne vardı?
Sabah olduğunda, Elif kahvaltı hazırlarken ben sessizce onu izledim. Gözleri şişmişti, belli ki o da uyuyamamıştı. Dayanamadım:
— Elif, bana anlatmak istediğin bir şey var mı? dedim.
Elif bir an durdu, sonra gözlerini kaçırarak:
— Ne demek istiyorsun? dedi.
— Dün gece Merve’den gelen mesajı gördüm. Bir de Burak’tan bahsediyordunuz…
Elif’in yüzü bembeyaz oldu. Ellerindeki çay bardağı titredi.
— Kadir… Sana yemin ederim, yanlış anladın. Burak sadece işten bir arkadaşım… Sadece dertleşiyoruz bazen…
Ama sesindeki tereddütü hissettim. O an içimdeki güven duygusu paramparça oldu. Annem mutfağa girdiğinde ortam daha da gerildi.
— Ne oluyor burada? dedi annem, gözleriyle bizi süzerek.
— Bir şey yok anne, dedim ama annem hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini.
O gün boyunca Elif’le aramızda soğuk bir savaş başladı. Akşam olduğunda, çocuklar odalarına çekildiğinde Elif yanıma geldi:
— Kadir… Ben de mutsuzum. Seninle konuşamıyorum artık. Her şey üstüme geliyor. Burak’la hiçbir şey yaşamadım ama bazen ona içimi dökmek daha kolay geliyor…
O an içimde öfke ve çaresizlik birbirine karıştı.
— Ben ne yaptım da sana bu kadar uzaklaştım? dedim.
Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü:
— Sen hiçbir şey yapmadın Kadir… Belki de bu bizim suçumuz değil… Belki de yıldızlar böyle yazdı kaderimizi…
O gece sabaha kadar düşündüm. Evliliğimizin ilk yıllarını, birlikte kurduğumuz hayalleri… Sonra hayatın yüküyle nasıl ezildiğimizi… İşsizlik dönemlerimi, Elif’in ailesinin bana olan mesafesini, annemin sürekli eleştirilerini… Herkesin kendi derdi vardı ama kimse birbirini duymuyordu.
Bir hafta boyunca evde gerginlik hiç azalmadı. Annem sürekli Elif’i suçluyor, Elif ise içine kapanıyordu. Çocuklar bile bu havadan etkilenmişti; kızım Zeynep geceleri ağlamaya başlamıştı.
Bir akşam annemle mutfakta tartışırken sesler yükseldi:
— O kadın seni hiç hak etmiyor Kadir! dedi annem.
— Anne yeter! dedim öfkeyle. Bu bizim meselemiz!
Elif kapıdan bizi dinliyordu; gözleri dolmuştu.
O gece Elif valizini topladı:
— Bir süre annemde kalacağım Kadir… Belki biraz uzaklaşmak ikimize de iyi gelir…
Çocuklar ağladı, ben ise sadece öylece kaldım. Evde annemle baş başa kaldık; ama hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Günler geçtikçe yalnızlık içimi kemirdi. İşe gidip gelirken sürekli Elif’i düşünüyordum. Onu suçlamak istiyordum ama aslında en çok kendime kızıyordum. Belki de yıllarca duygularımızı bastırarak yaşadık; kimse kimseye gerçek hislerini anlatmadı.
Bir gün Elif’ten mesaj geldi:
“Kadir, çocukları görebilirsin. Ama lütfen beni anlamaya çalış… Ben de seni anlamaya çalışıyorum. Belki de kimse suçlu değil… Sadece hayat bizi bu noktaya getirdi.”
O mesajı okurken gözlerim doldu. Yıllarca ailemizin mutluluğu için uğraşmıştık ama sonunda herkes kendi köşesine çekilmişti.
Bir akşam Zeynep’le parkta otururken bana sordu:
— Baba, annemle barışacak mısınız?
Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece kızımı kucağıma aldım ve gökyüzüne baktım.
Şimdi düşünüyorum da… Gerçekten suçlu kim? Biz mi? Yoksa hayatın yükü mü? Belki de yıldızlar böyle yazdı kaderimizi… Sizce insan kendi kaderini değiştirebilir mi? Yoksa bazen hiçbirimizin suçu yok mudur?