Böyleyim İşte: Sadakatsizliğin Gölgesinde Bir Aile

“Yine mi geç kaldın, Murat?” diye sordum, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak. O ise anahtarlarını masaya fırlattı, gözlerini kaçırdı. “İşler uzadı, ne yapayım?” dedi kısaca. Ama ben artık yalanlarını ezbere biliyordum. O gece, mutfakta bulaşıkları yıkarken, telefonuna gelen mesajı yanlışlıkla gördüm. ‘Seni özledim, ne zaman görüşeceğiz?’ yazıyordu bir kadın. Kalbim sanki yerinden çıkacak gibi oldu. Ellerim titredi, gözlerim doldu. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim tüm şüpheler, korkular ve yalnızlık duygusu bir anda üzerime yıkıldı.

Murat’la on iki yıldır evliyiz. İki çocuğumuz var: Elif ve Ali. Evliliğimizin ilk yıllarında her şey çok güzeldi. Birlikte hayaller kurar, geleceğe umutla bakardık. Ama zamanla, hayatın yükü omuzlarımıza çöktü. Ben evde çocuklarla, yemekle, temizlikle uğraşırken, Murat işte daha çok vakit geçirmeye başladı. Önceleri anlam veremiyordum, ama sonra aramızdaki mesafe büyüdü. Artık eve geldiğinde bana bakmıyor, çocuklarla ilgilenmiyor, sürekli telefonuyla meşgul oluyordu.

O gece, mesajı gördükten sonra sabaha kadar uyuyamadım. Sabah kahvaltı hazırlarken, içimde bir fırtına kopuyordu. Murat mutfağa girdi, göz göze geldik. “Konuşmamız lazım,” dedim. O ise yüzünü buruşturdu, “Ne var yine?” diye sordu. “Dün gece telefonuna bir mesaj geldi. Kimdi o kadın?” dedim. Bir an duraksadı, sonra umursamaz bir tavırla, “Sen de abartıyorsun, iş arkadaşım sadece,” dedi. Ama gözlerindeki o kaçamak bakış, bana her şeyi anlatıyordu.

Günler geçtikçe, Murat’ın ilgisizliği daha da arttı. Ben ise her geçen gün biraz daha yalnızlaştım. Annemi aradım bir gün, sesim titreyerek, “Anne, Murat’ın başka kadınları var galiba,” dedim. Annem, “Kızım, çocukların için sabret. Erkek milleti böyledir, yuvasını kolay kolay bırakmaz,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Neden hep kadınlar sabretmek zorunda? Neden hep biz susmak, sineye çekmek zorundayız?

Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra Murat’la tekrar konuşmak istedim. “Bak Murat, ben artık böyle yaşamak istemiyorum. Ya dürüst ol, ya da bu evliliği bitirelim,” dedim. O ise koltuğa yayıldı, televizyonun sesini açtı. “Bak, ben böyleyim işte. Evet, başka kadınlarım oldu. Ama ailemi bırakmam. Çocuklarım var, sen varsın. Herkesin bir kusuru var, benimki de bu,” dedi. O an, gözlerimden yaşlar süzüldü. “Peki ya benim hislerim? Benim hayatım, benim mutluluğum?” diye sordum. “Sen de çocuklara bak, evine sahip çık. Herkesin hayatı kolay mı sanıyorsun?” dedi umursamazca.

O günden sonra, içimdeki sevgi tamamen bitti. Artık Murat’a karşı hiçbir şey hissetmiyordum. Sadece çocuklarım için ayakta durmaya çalışıyordum. Ama geceleri, yastığa başımı koyduğumda gözyaşlarım dinmiyordu. Arkadaşlarım, “Neden boşanmıyorsun? Kendine yeni bir hayat kur,” diyorlardı. Ama kolay mı? İki çocukla, işsiz, ailesinin desteği olmayan bir kadın için hayat yeniden başlamak ne kadar kolay olabilir ki?

Bir gün, Elif yanıma geldi. “Anne, babam seni neden hiç öpmüyor?” diye sordu. O an, içim parçalandı. Çocuklarımın da bu sevgisizliği hissettiğini fark ettim. Onlara mutlu bir aile sunamadığım için kendimi suçladım. Ama Murat’a ne söylesem faydasızdı. O, kendi dünyasında, kendi doğrularıyla yaşamaya devam ediyordu.

Bir akşam, Murat eve geç geldi. Yine parfüm kokuyordu. Dayanamadım, “Neredeydin?” diye sordum. “Arkadaşlarla dışarıdaydım,” dedi. “Yalan söyleme, Murat. Artık dayanamıyorum. Ya dürüst ol, ya da git,” dedim. O ise bana alaycı bir bakış attı. “Bak, ben ailemi bırakmam. Ne yaparsan yap, bu evden gitmem. Sen de alış artık,” dedi. O an, çaresizliğimi bir kez daha hissettim. Ne yapabilirdim ki? Çocuklarım için mi katlanmalıydım, yoksa kendi hayatımı mı düşünmeliydim?

Bir gece, Elif’in odasında ağladığını duydum. Yanına gittim, saçlarını okşadım. “Anne, babam seni üzmesin. Biz hep senin yanındayız,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. Çocuklarım için güçlü olmam gerektiğini anladım. Ama içimdeki boşluk, her geçen gün büyüyordu.

Bir sabah, aynada kendime baktım. Gözlerimin altı morarmış, yüzüm solgun, saçlarım dağılmıştı. “Bu ben miyim?” dedim kendi kendime. Nerede o hayalleri olan, neşeli kadın? Murat’ın ihanetleri, ilgisizliği beni tüketmişti. Ama artık bir karar vermem gerekiyordu.

Bir gün, çocukları anneme bırakıp sahile indim. Denizin kenarında oturup uzun uzun düşündüm. Hayatım boyunca hep başkalarını mutlu etmeye çalışmıştım. Ama ya ben? Ben ne zaman mutlu olacaktım? Murat’ın “Böyleyim işte” demesine daha ne kadar katlanacaktım?

O akşam eve döndüğümde, Murat yine salonda televizyon izliyordu. Yanına oturdum, derin bir nefes aldım. “Murat, ben artık bu evliliği sürdüremeyeceğim. Çocuklarım için güçlü olacağım, ama kendim için de bir şeyler yapmam lazım. Boşanmak istiyorum,” dedim. O ise şaşkınlıkla bana baktı. “Ne diyorsun sen? Çocukları düşünmüyor musun?” dedi. “Onlar için en iyisi bu. Onlara sevgisiz bir evde büyümek istemiyorum,” dedim kararlı bir şekilde.

O gece, ilk defa içimde bir huzur hissettim. Zor olacağını biliyordum, ama artık kendi hayatım için bir adım atmıştım. Belki de yıllardır beklediğim özgürlük buydu. Şimdi size soruyorum: Bir kadının mutluluğu, hep başkalarının mutluluğuna mı bağlı olmalı? Yoksa kendi hayatımızı seçme hakkımız yok mu?