Karla Kapalı: Bir Apartman Güncesi

“Anne, kapı yine açılmıyor!” diye bağırdım, ellerim kapının soğuk metaline yapışmışken. Annem, mutfaktan telaşla çıktı, gözlerinde endişe vardı. Babam ise pencerenin önünde, dışarıyı izliyordu; camın arkasında bembeyaz bir duvar gibi yükselen kar yığını, sokağı tamamen yutmuştu. O sabah, apartmanımızın kapısı üç metre karla kapanmıştı. Dışarı çıkmak mümkün değildi, telefonlar çekmiyor, internet bağlantısı ise sabah saatlerinde tamamen kesilmişti. İstanbul’un göbeğinde, bir apartman dairesinde, karın ortasında mahsur kalmıştık.

Olaylar öyle hızlı gelişti ki, ne olup bittiğini anlamak bile zaman aldı. Gece boyunca rüzgarın uğultusu, camları titreten fırtına sesiyle uyanıp durmuşum. Sabah olduğunda ise, apartmanın WhatsApp grubunda panik dolu mesajlar vardı: “Kapı açılmıyor!”, “Elektrik gidip geliyor!”, “Çocuklar korkuyor!” Herkesin sesi birbirine karışıyordu. Annem, “Sakin olalım, bir çözüm buluruz,” dedi ama sesinde titrek bir umut vardı. Babam ise, “Bu kadar kar İstanbul’da görülmemiştir,” diye mırıldandı, sanki kendi kendine konuşuyordu.

Küçük kardeşim Elif, korkudan ağlamaya başladı. Onu sakinleştirmeye çalışırken, içimde bir huzursuzluk büyüyordu. Apartmanda yaşlı komşularımız vardı; Ayşe Teyze, kalp hastasıydı. Onun için endişelenmeye başladım. Annem, “Bir şekilde yardım çağırmalıyız,” dedi. Babam, telefonun çekmediğini hatırlatınca, annemin gözleri doldu. O an, çaresizliğin ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettim.

Saatler geçtikçe, apartmandaki panik büyüdü. Komşular kapı önlerinde toplanıp birbirlerine sesleniyordu. “Birbirimize destek olmalıyız,” dedi alt kattaki Mehmet Amca. “Kimde ne erzak varsa paylaşalım.” Annem hemen mutfağa koştu, elimizdeki yiyecekleri kontrol etti. Ekmek, biraz peynir, birkaç konserve… Ne kadar dayanırdık, bilmiyorduk. Babam, “Elektrik tamamen kesilirse, ısınamayız,” dedi. Kombi çalışmazsa, soğukta ne yapardık?

O gün, apartmanda bir dayanışma başladı. Herkes elindekini ortaya koydu. Annem, Elif’i kucağına alıp, “Birlikte atlatacağız,” dedi. Ama gözlerinde korku vardı. Ben ise, pencereden dışarı bakıp, karın hiç durmadan yağdığını gördükçe umudumu yitiriyordum. Akşam olduğunda, apartmanda bir sessizlik çöktü. Herkes odalarına çekildi, karanlıkta birbirimizin nefesini dinledik.

Gece yarısı, Elif’in ateşi çıktı. Annem panikledi, babam çaresizce ilaç aradı. Ama elimizde sadece basit bir ateş düşürücü vardı. Annem, “Ya daha kötü olursa?” diye fısıldadı. O an, dışarıda bir ambulansın sirenini duymayı, birinin kapımızı çalmasını öyle çok istedim ki… Ama tek duyduğum, karın sessizliği ve Elif’in hıçkırıklarıydı.

Sabaha karşı, apartmanın WhatsApp grubunda bir mesaj belirdi: “Ayşe Teyze’nin durumu kötüleşiyor, ne yapacağız?” Annem, “Bir şekilde ona ulaşmalıyız,” dedi. Babam, apartman koridorunda komşularla buluştu. Herkes, kapıların önünde, çaresizce birbirine bakıyordu. Kimse dışarı çıkamıyordu, kapı tamamen karla kapalıydı. O an, insanın ne kadar aciz olabileceğini anladım.

Saatler geçtikçe, apartmanda hava daha da soğudu. Kombi çalışmıyordu, elektrik tamamen kesilmişti. Annem, Elif’i battaniyelere sardı. Ben, Ayşe Teyze için dua ettim. Babam, “Bir mucize olmazsa, burada donacağız,” dedi. O an, içimde bir öfke patladı. “Neden kimse yardım etmiyor? Neden bu kadar yalnızız?” diye bağırdım. Annem, gözyaşlarını saklamaya çalıştı. Babam ise, sessizce pencereye bakmaya devam etti.

Üçüncü gün, apartmanda umutlar tükenmeye başladı. Yiyecekler azalmış, herkesin morali bozulmuştu. Elif’in ateşi düşmüştü ama Ayşe Teyze’den haber alamıyorduk. Komşular, kapı önlerinde toplanıp, “Bir şey yapmalıyız!” diye tartışmaya başladı. Mehmet Amca, “Birlikte kapıyı kazmaya çalışalım,” dedi. Herkes, ellerine kürek, tencere kapağı, ne bulduysa aldı. Kapının önünde, karı kazmaya başladık. Ellerimiz dondu, nefesimiz buhar oldu. Ama kar, sanki hiç azalmıyordu.

O an, apartmanda bir tartışma başladı. “Bu şekilde çıkamayız!” dedi biri. “Bekleyelim, belki yardım gelir!” dedi bir başkası. Annem, “Birlikte olursak başarırız,” dedi. Ama herkesin yüzünde korku ve umutsuzluk vardı. Ben, Elif’in elini tuttum, ona umut vermeye çalıştım. “Korkma, geçecek,” dedim. Ama içimde, bu kabusun hiç bitmeyeceğine dair bir his vardı.

Dördüncü gün, dışarıdan bir ses duyduk. Bir kepçe, apartmanın önünde çalışıyordu. Hepimiz, pencerelere koştuk. Dışarıda, belediye ekipleri karı temizlemeye başlamıştı. O an, apartmanda bir sevinç çığlığı koptu. Annem, Elif’i kucağına aldı, gözyaşları içinde dua etti. Babam, “Kurtulduk!” diye bağırdı. Ben ise, pencereden dışarı bakıp, hayatımda ilk kez karın bu kadar korkutucu olabileceğini düşündüm.

Kapı açıldığında, apartmandaki herkes dışarı fırladı. Ayşe Teyze, ambulansla hastaneye kaldırıldı. Elif’in ateşi tamamen geçti. Annem, komşularla sarıldı. Babam, belediye ekiplerine teşekkür etti. Ben ise, o gün, insanın ne kadar çaresiz olabileceğini, ama aynı zamanda ne kadar güçlü olabileceğini anladım.

Şimdi, o günleri düşündükçe, kendime soruyorum: Gerçekten yalnız mıyız, yoksa birlikte olunca her zorluğu aşabilir miyiz? Siz olsaydınız, böyle bir durumda ne yapardınız?