Küçük Oğlum Neden Durmadan Ağlıyordu? Gerçeği Öğrendiğimde Hayatım Değişti

“Yeter artık Emir, ne olur sus!” diye haykırdım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. Sabahın köründe, apartmanın duvarlarını delen bir ağlama sesiyle uyandım. Oğlum Emir, henüz altı aylık, minicik elleriyle havayı tırmalıyor, nefesi kesilene kadar ağlıyordu. Kucağıma aldım, salladım, emzirdim, altını değiştirdim, ama hiçbir şey işe yaramadı. Sanki içimde bir şey kırıldı o an; anneliğin ne kadar yalnız, ne kadar çaresiz bir yolculuk olduğunu iliklerime kadar hissettim.

Serkan, eşim, sabah erkenden işe gitmişti. Annem ise şehir dışındaydı, babam yıllar önce vefat ettiğinden beri ona daha çok ihtiyaç duyar olmuştum. Evde tek başımaydım, mutfakta soğuyan çayımın buharı bile bana teselli olmuyordu. Emir’in ağlaması, beynimde çınlayan bir zil gibi, her saniye biraz daha sabrımı tüketiyordu. “Ne istiyorsun oğlum, neyin var?” diye fısıldadım, ama cevabı yoktu. Sanki bana küsmüş, bana güvenmiyormuş gibi hissettim.

Telefonumun ekranına baktım, annemden bir mesaj: “Her şey yolunda mı kızım?” Ne diyebilirdim ki? Her şey yolunda değildi. Oğlumun gözyaşları, içimi parçalıyor, kendimi yetersiz bir anne gibi hissettiriyordu. “İyiyim anne, sadece biraz uykusuzum,” diye yalan yazdım. O an, anneliğin ne kadar çok yalanı barındırdığını düşündüm. Herkes güçlü olmamı bekliyordu, ama ben kırılgandım, yorgundum, yalnızdım.

Emir’in ağlaması bir an bile dinmedi. Komşum Ayşe Hanım kapıyı çaldı, “Bir şey lazım mı, yardım edeyim mi?” dedi. Gözlerim doldu, ama gururum izin vermedi. “Yok, sağ olun, hallederim,” dedim. O kapıyı kapatınca, içimdeki yalnızlık daha da büyüdü. Belki de yardım istemek zayıflık değildi, ama ben bunu kendime itiraf edemiyordum.

Saatler geçti, Emir’in sesi kısıldı, ama ağlaması bitmedi. Kucağımda taşırken, bir an başım döndü, yere oturdum. “Allah’ım, bana sabır ver,” diye dua ettim. O an, kendi annemi düşündüm; ben küçükken o da böyle çaresiz hissetmiş miydi? Anneliğin yükü, nesilden nesile aktarılan bir yalnızlık mıydı?

Serkan aradı, “Her şey yolunda mı?” diye sordu. Sesimdeki titremeyi fark etti, “İstersen izin alıp geleyim,” dedi. “Gerek yok, hallederim,” dedim yine. O da yorgundu, iş yerinde baskı altındaydı, ona da yük olmak istemedim. Ama içimden bir ses, “Keşke burada olsaydı,” diyordu.

Emir’in gözleri kıpkırmızı olmuştu, nefes nefese ağlıyordu. Bir an, “Acaba hasta mı?” diye düşündüm. Ateşini ölçtüm, normaldi. Karnını yokladım, gazı yoktu. Altını tekrar kontrol ettim, temizdi. O an, çaresizliğin en derinini yaşadım. “Ben kötü bir anne miyim?” diye sordum kendime.

Birden aklıma beşiği geldi. Emir’i yatırdığım beşiği, sabah aceleyle toplamıştım. Battaniyesini düzeltirken, elim bir şeye takıldı. Küçük, ince bir iğne! Gözlerime inanamadım. Battaniyenin kenarına sıkışmış, neredeyse görünmeyecek kadar küçük bir dikiş iğnesi. O an, içimden bir çığlık koptu. Emir’in ağlamasının sebebi buydu! Hemen battaniyeyi kaldırdım, iğneyi aldım. Oğlumun sırtını kontrol ettim, minik bir çizik vardı. Gözyaşlarım sel oldu. “Affet beni oğlum, affet!” diye hıçkırdım.

Emir’i kucağıma aldım, sarıldım, defalarca öptüm. O an, anneliğin ne kadar kırılgan, ne kadar insani bir şey olduğunu anladım. Hepimiz hata yapabilirdik. Oğlumun ağlaması, benim dikkatsizliğim yüzündendi. Kendimi affedemiyordum.

Serkan akşam eve geldiğinde, olanları anlattım. O da çok üzüldü, “Sen elinden geleni yaptın, kim olsa fark etmezdi,” dedi. Ama ben kendimi suçlamaktan vazgeçemedim. O gece Emir, ilk defa huzurla uyudu. Ben ise sabaha kadar gözyaşlarımı yastığıma akıttım.

Ertesi gün annem geldi, bana sarıldı, “Kızım, annelik böyle bir şey. Hepimiz hata yaparız, önemli olan sevgini kaybetmemek,” dedi. O an, annemin gözlerinde yılların yorgunluğunu, ama aynı zamanda sevgisini gördüm.

Şimdi düşünüyorum da, annelik sadece fedakarlık değil, aynı zamanda kendini affetmeyi de öğrenmekmiş. Her gün yeni bir sınav, yeni bir mücadele. Peki siz hiç böyle çaresiz hissettiniz mi? Bir annenin en büyük korkusu, çocuğuna istemeden zarar vermek değil mi?