“Bitti,” Dedi. Ben de Kabul Ettim, Sonra Onu En Yakın Arkadaşımla Gördüm
“Bitti,” dedi Emre. Sesi öyle soğuktu ki, sanki yıllardır yanımda olan adam değil de, yabancı biri konuşuyordu karşımda. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece, “Tamam,” diyebildim. O an, içimdeki fırtınayı, kalbimin paramparça oluşunu kimse göremedi. Annem mutfakta çay koyuyordu, babam balkonda sigarasını içiyordu. Hayat devam ediyordu ama benim için zaman durmuştu.
Emre’yle dört yıldır beraberdik. Üniversitenin ilk günlerinde tanışmıştık. O zamanlar, hayatımda ilk defa birine bu kadar güvenmiştim. Her şeyimizi paylaşırdık; hayallerimizi, korkularımızı, hatta çocukluk travmalarımızı bile. Annem, “Kızım, çok bağlanma, insanın en çok güvendiği yerden canı yanar,” derdi. Haklıymış. O gün, Emre’nin gözlerinde ilk defa bana yabancı bir bakış gördüm. Sanki ben yokmuşum gibi, sanki hiç olmamışım gibi.
O akşam eve döndüğümde, odamda saatlerce oturdum. Zeynep mesaj attı: “Nasılsın?” Yazamadım. O da benim en yakın arkadaşımdı. Liseden beri her şeyimi bilirdi. Annem kapımı çaldı, “Kızım, iyi misin?” dedi. “İyiyim anne,” dedim ama sesim titredi. Annem içeri girdi, saçımı okşadı. “Bak, hayat bazen insanı sınar. Güçlü olacaksın. Ağlamak istiyorsan ağla, ben buradayım.” O an, annemin kollarında çocuk gibi ağladım. O kadar çok ağladım ki, sanki gözyaşlarım hiç bitmeyecek sandım.
Ertesi gün, Zeynep beni kahveye çağırdı. Gitmek istemedim ama “Belki iyi gelir,” diye düşündüm. Kafede buluştuk. Zeynep’in gözleri endişeliydi. “Ne oldu?” dedi. “Emre bitti dedi,” dedim. Şaşırmış gibi yaptı ama gözlerinde bir tuhaflık vardı. O an, içimde bir şüphe doğdu. Ama hemen susturdum kendimi. “Yok canım, Zeynep benim kardeşim gibi,” dedim. O gün, Zeynep bana sarıldı, “Sen çok güçlüsün, atlatırsın,” dedi. Ama sarılırken gözlerini kaçırdı.
Günler geçti. Emre’den hiç haber almadım. Sosyal medyada da yoktu. Zeynep’le ise daha az görüşmeye başladık. Annem, “Kızım, Zeynep’le kavga mı ettiniz?” dedi. “Yok anne, sadece yoğunum,” dedim. Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Bir akşam, marketten dönerken, mahalledeki kafede Emre’yi gördüm. Yanında biri vardı. Yaklaştıkça, yanındaki kişinin Zeynep olduğunu fark ettim. Birlikte gülüyorlardı. Zeynep’in elini tutuyordu. O an, nefesim kesildi. Sanki biri kalbime bıçak sapladı. Gözlerim doldu, ama bu sefer ağlamadım. Sadece izledim. Onlar beni görmedi. Eve döndüm, odamda saatlerce sessizce oturdum.
O gece, Zeynep’e mesaj attım: “Bana anlatmak istediğin bir şey var mı?” Uzun süre cevap gelmedi. Sonra, “Yarın konuşalım mı?” yazdı. Ertesi gün buluştuk. Zeynep’in gözleri doluydu. “Özür dilerim,” dedi. “Her şey çok hızlı oldu. Emre’yle sen ayrıldıktan sonra… Bilmiyorum, ben de anlamadım.” Ona bağırmak istedim, ama sadece “Neden?” diyebildim. “Bilmiyorum,” dedi. “Sana ihanet ettim, biliyorum. Ama Emre’yle konuşurken, kendimi ona yakın hissettim. Sana söylemek istedim ama korktum.”
O an, içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. “Sen benim en yakın arkadaşımdın,” dedim. “Bunu bana nasıl yaparsın?” Zeynep ağladı. “Haklısın, affet beni,” dedi. Ama affedemedim. O günden sonra Zeynep’le de konuşmadım. Emre’den ise hiç haber almadım. Sosyal medyada birlikte fotoğraflarını gördüm. İnsanlar “Çok yakışıyorsunuz,” diye yorumlar yazıyordu. Ben ise her fotoğrafta biraz daha küçüldüm, biraz daha yalnızlaştım.
Ailem, “Kızım, hayat devam ediyor,” dedi. Ama ben her sabah uyanınca, içimde bir boşluk hissediyordum. Okula gitmek istemiyordum. Arkadaşlarım, “Takma kafana, daha iyisini bulursun,” dedi. Ama ben kimseye güvenemiyordum. Bir gün, annem yanıma geldi. “Bak kızım,” dedi. “İnsanlar hata yapar. Ama senin değerini bilmeyenlerin arkasından üzülme. Sen kendini sevmeyi öğren.” O an, annemin gözlerinde bir güç gördüm. Belki de haklıydı. Kendimi sevmeyi öğrenmeliydim.
Aylar geçti. Emre ve Zeynep’in ilişkisi devam etti. Ben ise kendime yeni bir hayat kurmaya çalıştım. Yeni arkadaşlar edindim, yeni hobiler buldum. Ama bazen geceleri, yalnız kaldığımda, içimdeki o kırgınlık yeniden ortaya çıkıyordu. “Neden ben?” diye soruyordum. “Neden en güvendiğim iki insan bana bunu yaptı?” Cevap bulamıyordum.
Bir gün, Emre’yle tesadüfen karşılaştım. Göz göze geldik. O an, içimde bir şeylerin değiştiğini hissettim. Artık ona karşı öfke yoktu, sadece bir yabancılık vardı. “Nasılsın?” dedi. “İyiyim,” dedim. “Sen?” “Ben de iyiyim,” dedi. Kısa bir sessizlik oldu. “Sana haksızlık ettim, biliyorum,” dedi. “Özür dilerim.” Ona bakıp, “Artık önemli değil,” dedim. Gerçekten de önemli değildi. O an, geçmişi geride bırakmaya karar verdim.
Şimdi, yaşadıklarımı düşündüğümde, insanın en çok güvendiği yerden canının yandığını bir kez daha anlıyorum. Ama aynı zamanda, her acının insana bir şeyler kattığını da biliyorum. Belki de büyümek, biraz da böyle bir şeydir. Şimdi size soruyorum: Siz hiç en yakınınız tarafından ihanete uğradınız mı? Affetmek mi daha zor, unutmak mı?