Tanrı Kapıyı Çaldığında: Bir Kış Gecesi Hikayesi
“Anne, korkuyorum!” Emir’in sesi, apartmanın eski duvarlarında yankılandı. O an, içimdeki tüm yorgunluk ve endişe bir anda yüzeye çıktı. Kocam Murat, yine gece vardiyasındaydı; bu, son zamanlarda sıkça tekrarlanan bir durumdu. Kiralık evimizin penceresinden dışarı bakınca, karanlık ve soğuk bir Şubat gecesiyle baş başa olduğumu hissettim. Katipler Mahallesi’nin ucunda, eski bir apartmanın üçüncü katında, oğlumla baş başa kalmıştım. Emir’in minik elleri battaniyeye sıkıca sarılmıştı. Onu ne kadar teselli etmeye çalışsam da, içimdeki korku ve yalnızlık duygusu bana da bulaşıyordu.
“Anne, baba ne zaman gelecek?” diye sordu Emir, gözleri dolu dolu. “Baba sabaha gelir oğlum, hadi uyu artık,” dedim, ama sesim titriyordu. O an, Murat’ın son zamanlarda bana olan uzaklığını, aramızdaki soğukluğu düşündüm. Evliliğimizin başında hayalini kurduğum sıcak aile ortamı, şimdi yerini sessiz tartışmalara, kırgın bakışlara bırakmıştı. Murat’ın işten yorgun dönmesi, benim ise evdeki yalnızlığım, aramızda görünmez bir duvar örmüştü. O gece, Emir’i uyutmaya çalışırken, içimdeki boşluk daha da büyüdü.
Emir bir türlü uyumak bilmedi. Sürekli döndü, mızmızlandı. Sonunda pes ettim, onu kucağıma aldım ve pencerenin önüne oturduk. Dışarıda kar taneleri usulca süzülüyordu. “Anne, kar neden yağar?” diye sordu Emir. “Belki de Tanrı, dünyayı temizlemek istiyordur,” dedim. O an, kendi kendime de sordum: Tanrı gerçekten bizi duyuyor mu? Yoksa bu yalnızlık, bu çaresizlik, sadece bana mı ait?
Birden kapı zili çaldı. Gece yarısı, bu saatte kim gelebilirdi ki? Kalbim hızla çarpmaya başladı. Emir’i yere indirdim, kapıya doğru yürüdüm. Kapının deliğinden baktım; yaşlı bir kadın, başında eski bir yazma, elinde bir poşetle kapının önünde duruyordu. “Kızım, bir bardak su verir misin? Çok üşüdüm,” dedi kısık bir sesle. Tereddüt ettim. Annem hep tembihlerdi: “Gece kimseye kapı açma!” Ama o kadının gözlerinde öyle bir çaresizlik vardı ki, içim elvermedi. Kapıyı araladım.
Kadın içeri girdi, hemen mutfağa yöneldim. Bir bardak su doldururken, içimde bir huzursuzluk vardı. Kadın, mutfak masasına oturdu, elleri titriyordu. “Kızım, Allah senden razı olsun. Benim oğlum da senin yaşlarında, ama şimdi çok uzakta,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. “Neden bu saatte dışarıdasınız teyze?” diye sordum. Kadın gözlerini yere indirdi. “Evden kovuldum. Gelinim istemedi. Oğlum da bir şey diyemedi. Şimdi nereye gideceğimi bilmiyorum,” dedi. Gözlerinden yaşlar süzüldü.
Bir an için kendi annemi düşündüm. O da yıllar önce, babamın vefatından sonra, yalnız kalmıştı. O zamanlar ona yeterince destek olamamıştım. Şimdi ise, bir yabancının acısı, kendi acımla birleşmişti. Kadına bir tabak çorba ısıttım, sofraya koydum. Emir, kadının yanına oturdu, ona oyuncak arabasını gösterdi. Kadın gülümsedi, “Ne tatlı bir oğlun var,” dedi. O an, evin içindeki soğukluk biraz olsun dağıldı.
Kadınla sohbet ettikçe, hayatının ne kadar zor olduğunu öğrendim. Yıllarca oğluna bakmış, her şeyini ona adamış. Ama şimdi, yaşlandığında, bir köşeye atılmıştı. “İnsan yaşlanınca, evlatlarından bir sıcak söz bekliyor,” dedi. O sözler, içime işledi. Murat’la aramızdaki mesafeyi, annemle aramdaki eksik sevgiyi düşündüm. Belki de, hayatın asıl anlamı, birbirimize sahip çıkmaktı.
Gece ilerledikçe, kadın uyuklamaya başladı. Ona eski bir battaniye verdim, salondaki kanepeye uzandı. Emir de sonunda uyudu. Ben ise, pencerenin önünde, dışarıdaki karı izlerken, hayatımda ilk kez bu kadar yalnız ve bu kadar güçlü hissettim. O gece, Tanrı’nın bana bir mesaj gönderdiğine inandım. Belki de, bazen Tanrı, bir yabancının gözlerinde, bir çocuğun gülüşünde, ya da bir kış gecesinin sessizliğinde karşımıza çıkıyordu.
Sabah olduğunda, kadın çoktan gitmişti. Masanın üzerinde bir not bırakmıştı: “Kızım, Allah seni ve oğlunu korusun. Sen bana bu gece umut oldun.” O notu okurken, gözlerim doldu. Murat eve geldiğinde, ona geceyi anlattım. İlk kez uzun zamandır, gözlerimin içine baktı. “Belki de biz de birbirimize umut olabiliriz,” dedi sessizce. O an, aramızdaki duvarların biraz olsun yıkıldığını hissettim.
Şimdi, o geceyi düşündükçe, hayatın ne kadar kırılgan ve ne kadar mucizevi olduğunu anlıyorum. Belki de Tanrı, bazen en beklenmedik anda, en beklenmedik şekilde kapımızı çalıyor. Peki, siz hiç Tanrı’nın size beklenmedik bir anda dokunduğunu hissettiniz mi? Ya da bir yabancının hayatınıza umut olduğunu?