“Bırakın Gitsin!”: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Nereye gidiyorsun?” dedim, sesim titreyerek. O an, mutfak masasının kenarına tutunmasam yere yığılacak gibiydim. Ali, yeni ütülenmiş gömleğini telaşla giyerken bana bile bakmadı. “Arkadaşlarla buluşacağım, biraz kafa dağıtacağım,” dedi, sesi soğuk, gözleri uzak.

Oysa ben, akşam yemeğini onun en sevdiği şekilde hazırlamıştım. Fırında patates, zeytinyağlı fasulye, yanında yoğurt… Her şey tam zamanında hazırdı. Ama sofraya oturacak kimse yoktu. “Benimle ne zaman vakit geçireceksin?” diye sordum, sesim neredeyse bir fısıltıydı. Gülümsemeye çalıştım ama dudaklarımda acı bir çizgi oluştu. “Sen hep iştesin, ben de yalnız kalıyorum,” dedi, sanki suçlu olan bendim.

O kapıyı çekip çıkınca, evin sessizliği üzerime bir ağırlık gibi çöktü. Pencereden dışarı baktım, İstanbul’un geceye karışan ışıkları arasında kaybolmak istedim. Bir zamanlar hayalini kurduğum hayat bu muydu? Ali’yle evlendiğimizde, her şeyin güzel olacağına inanmıştım. Oysa şimdi, her geçen gün biraz daha uzaklaşıyorduk birbirimizden.

Telefonum çaldı. Annemdi. “Kızım, iyi misin?” dedi, sesinde endişe vardı. “İyiyim anne,” dedim, yalan söyledim. Annem her şeyin farkındaydı ama ben ona hiçbir şey anlatamıyordum. Çünkü biliyordum, anlatırsam gözyaşlarım durmazdı.

Ali’nin gidişleri sıklaşmaya başlamıştı. Önceleri iş bahanesiyle geç gelirdi, sonra arkadaşlarıyla buluşmalar başladı. Bir gece, saatlerce dönmedi. Telefonunu aradım, açmadı. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Sabah geldiğinde, gözleri kan çanağı gibiydi. “Neredeydin?” dedim, sesim çatallandı. “Ne bu sorgu?” diye bağırdı. “Ben çocuk muyum? Biraz nefes almak istiyorum, anlamıyor musun?”

O an anladım ki, evliliğimizde bir şeyler çoktan bitmişti. Ama ben, hâlâ umutla bekliyordum. Belki değişir, belki yeniden başlarız diye. Ama her geçen gün, Ali bana daha da yabancılaşıyordu.

Bir gün, işten erken çıktım. Eve geldiğimde, Ali’nin telefonu salonda masanın üstündeydi. Ekranında bir mesaj yanıp sönüyordu: “Bu akşam seni çok özledim.” Mesajı atan bir kadındı. Ellerim titredi, kalbim deli gibi çarptı. O an, içimdeki bütün umutlar söndü.

Ali eve geldiğinde, ona hiçbir şey söylemedim. Sadece gözlerinin içine baktım. O ise gözlerimi kaçırdı, yüzüme bile bakmadı. O gece, sabaha kadar ağladım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. Sabah olduğunda, aynada kendime baktım. Gözlerim şişmişti, yüzüm solgundu. “Ne oldu sana?” diye sordum kendime. “Neden bu kadar acı çekiyorsun?”

Bir hafta boyunca, Ali’yle konuşmadık. Evde iki yabancı gibi dolaştık. Ben, her gün işe gidip geldim, akşamları sessizce yemek yaptım. O ise ya geç geldi ya da hiç gelmedi. Bir akşam, annem aradı. “Kızım, sesin hiç iyi gelmiyor. Bir derdin mi var?” dedi. Dayanamadım, ağlamaya başladım. Annem, “Gel, biraz bizde kal,” dedi. Ama ben, bu evden kaçmak istemiyordum. Çünkü biliyordum, kaçarsam bir daha geri dönemem.

Bir gece, Ali eve sarhoş geldi. Kapıyı zor açtı, içeri sendeleyerek girdi. “Ne halin var?” dedim, sesim öfkeliydi. “Bırak peşimi!” diye bağırdı. “Benim hayatım, istediğim gibi yaşarım!” O an, içimdeki bütün sabır tükendi. “Ben de insanım Ali! Benim de duygularım var!” diye bağırdım. Ama o, duymadı bile. O gece, ilk defa Ali’den nefret ettim.

Ertesi sabah, işe gitmek için hazırlandım. Aynada kendime baktım. “Artık yeter,” dedim. “Bu hayatı hak etmiyorsun.” O gün, işyerinde en yakın arkadaşım Zeynep’le konuştum. Her şeyi anlattım. Zeynep, gözlerime baktı. “Yasemin, kendini bu kadar harcama. Hayat bir kere. Ali seni hak etmiyor,” dedi. O an, içimde bir güç hissettim. Belki de ilk defa, kendim için bir şey yapmalıydım.

O akşam, Ali eve geldiğinde onu bekliyordum. “Konuşmamız lazım,” dedim. Ali, yüzüme baktı, ilk defa gözlerinde bir pişmanlık gördüm. “Biliyorum, sana çok acı çektirdim,” dedi. “Ama ben de mutsuzum. Belki de ayrılmak en doğrusu.” O an, gözlerim doldu. “Beni hiç düşündün mü Ali? Benim ne hissettiğimi, ne yaşadığımı?” dedim. Ali, başını eğdi. “Bilmiyorum,” dedi. “Belki de ikimiz de yorulduk.”

O gece, sabaha kadar düşündüm. Evliliğimizin başından beri yaşadıklarımızı, hayallerimizi, umutlarımızı… Hepsi birer birer gözümün önünden geçti. Sabah olduğunda, kararımı vermiştim. Ali’ye boşanmak istediğimi söyledim. O, sessizce kabul etti.

Boşanma süreci zordu. Ailelerimiz, arkadaşlarımız, herkes bir şeyler söyledi. Annem, “Kızım, belki de biraz daha sabretmeliydin,” dedi. Ama ben, artık sabredecek gücüm kalmadığını biliyordum. Babam, “Senin yanında olacağım,” dedi. O an, ilk defa kendimi yalnız hissetmedim.

Boşandıktan sonra, hayatımda yeni bir sayfa açtım. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim. Kendi paramı kazandım, kendi evimi tuttum. İlk başlarda çok zorlandım, geceleri yalnızlıktan ağladım. Ama zamanla, kendimi buldum. Artık kimseye hesap vermek zorunda değildim. Kendi kararlarımı kendim alıyordum.

Bir gün, eski bir arkadaşım aradı. “Yasemin, nasılsın?” dedi. “İyiyim,” dedim, ilk defa yalan söylemeden. Çünkü gerçekten iyiydim. Hayatımda ilk defa, kendim için yaşıyordum.

Şimdi, pencereden dışarı bakarken, İstanbul’un kalabalığında kaybolmuş hissetmiyorum. Artık biliyorum, yalnızlık bazen en büyük özgürlüktür. Kendi hayatımın kahramanı olmayı öğrendim.

Peki siz, hiç kendi hayatınızdan vazgeçmek zorunda kaldınız mı? Bir insanı sevmek, kendinizi unutmak anlamına mı gelir?