“Anne, ne olur yardım et!” – Üç Çocukla Tek Başına Hayatta Kalma Mücadelesi
“Anne, ne olur yardım et!” diye bağırdım telefonda, sesim titreyerek. Annemin cevabı ise buz gibi geldi: “Kızım, ben artık yaşlandım, kendi başının çaresine bakmalısın.” O an, içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır biriktirdiğim bütün umutlar, bir anda yere döküldü. Oysa ben sadece bir günlüğüne, üç çocuğuma bakmasını istemiştim. Sadece bir gün…
Ahmet’in ölümünden sonra hayatım altüst olmuştu. O sabah, kapı çaldığında, içimde kötü bir his vardı. Polisler kapıda duruyordu. “Başınız sağ olsun,” dediklerinde, dizlerimin bağı çözüldü. O günden sonra, her şey bir kabusa döndü. Üç çocuğum – Elif, Yusuf ve Zeynep – bana bakarken, gözlerinde hem korku hem de umut vardı. Onlara güçlü görünmek zorundaydım. Ama geceleri, çocuklar uyuduğunda, yastığa başımı koyduğumda, gözyaşlarım sessizce akıyordu.
İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, küçük bir evde yaşıyoruz. Kira, faturalar, okul masrafları… Her ay sonu geldiğinde, cebimdeki parayı sayarken ellerim titriyor. İş yerinde ise patronum, “Evdeki sorunlarını işe yansıtma!” diye bağırıyor. Oysa ben, sabahları çocukları okula bırakıp, otobüse yetişmek için koşarken, içimdeki bütün gücümü tüketiyorum. Akşam eve döndüğümde ise, üç aç göz bana bakıyor: “Anne, bugün ne yemek var?”
Bir gün, Elif ateşler içinde yattı. İşten izin almak zorundaydım. Patronumun yüzü asıldı: “Bir daha böyle devam ederse, seni işten çıkarmak zorunda kalacağım.” O an, ne yapacağımı bilemedim. Annemi tekrar aradım. “Anne, Elif çok hasta, lütfen bir günlüğüne gel, bana yardım et,” dedim. Annem ise, “Benim de dizlerim ağrıyor, sen gençsin, halledersin,” dedi. O an, içimde bir öfke patladı. “Ben de senin kızınım, ben de bir anneyim!” diye bağırmak istedim ama sadece sessizce telefonu kapattım.
Çocuklarımın gözleri önünde ağlamamaya çalışıyorum. Ama bazen, Elif yanıma gelip, “Anne, babam neden öldü?” diye soruyor. Ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Yusuf ise, okulda arkadaşlarının babalarıyla oynadığını görünce, bana küsüp odasına kapanıyor. Zeynep ise, geceleri kabus görüp ağlayarak uyanıyor. Onlara hem anne, hem baba olmaya çalışıyorum. Ama bazen, kendi kendime, “Ben bu yükün altından nasıl kalkacağım?” diye soruyorum.
Bir gün, işten eve dönerken, markette kasada paramın yetmediğini fark ettim. Kasiyer kız, bana acıyarak baktı. Arkadaki yaşlı bir kadın, “Evladım, eksik kalanını ben tamamlayayım,” dedi. O an, gözlerim doldu. Teşekkür ettim ama utancımdan başımı kaldıramadım. Eve döndüğümde, çocuklara makarna pişirdim. Elif, “Anne, bugün de mi makarna?” dediğinde, içim acıdı. “Bir gün her şey düzelecek,” dedim ama kendim bile inanmıyordum.
Bir akşam, komşum Ayşe abla kapıyı çaldı. “Kızım, seni çok yorgun görüyorum, çocuklara bir akşam ben bakayım, sen de biraz dinlen,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Teşekkür ederim abla, çok sağ ol,” dedim. O gece, ilk kez uzun zamandır kendime vakit ayırdım. Ama yine de, içimdeki yalnızlık hissi geçmedi. Annemden beklediğim desteği, bir yabancıdan almak, içimi daha da acıttı.
Bir gün, Yusuf okuldan ağlayarak geldi. “Anne, arkadaşlarım bana ‘babasız’ diyorlar,” dedi. Ona sarıldım, “Senin baban her zaman senin yanında, kalbinde,” dedim. Ama o, “Keşke babam ölmeseydi,” dedi. O an, ne diyeceğimi bilemedim. Çocuklarımın yaşadığı acıyı hafifletmek için elimden geleni yapıyorum ama bazen, onların gözlerindeki hüznü görünce, kendimi suçlu hissediyorum.
Bir gece, Elif ateşler içinde kıvranırken, hastaneye gitmek zorunda kaldık. Taksiye verecek param yoktu. Komşumun arabasıyla acile gittik. Doktor, “Çok yorgunsunuz, kendinize de dikkat etmelisiniz,” dedi. O an, kendime bakmazsam çocuklarıma da bakamayacağımı anladım. Ama nasıl? Sabah işe gitmek, akşam çocuklara bakmak, ev işleri… Kendime vakit ayırmak neredeyse imkansız.
Bir sabah, iş yerinde patronum beni çağırdı. “Seni uyarıyorum, bir daha geç kalırsan işine son vereceğim,” dedi. O an, işimi kaybetme korkusuyla titredim. Eve döndüğümde, çocuklarımın yüzüne bakamadım. Onlara güçlü görünmek zorundaydım. Ama içimde, her geçen gün biraz daha tükeniyordum.
Bir gün, annemi tekrar aradım. “Anne, lütfen, bir günlüğüne çocuklara bak, ben de biraz dinleneyim,” dedim. Annem yine aynı cevabı verdi: “Benim de sağlığım yok, sen gençsin, halledersin.” O an, içimde bir şeyler koptu. Annemin bana sırtını dönmesi, en çok canımı acıtan şeydi. Oysa ben, çocukken her düştüğümde annem yanımdaydı. Şimdi ise, en çok ihtiyacım olduğu anda, yalnız bırakılmıştım.
Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra, mutfakta yere çöktüm. Gözyaşlarım sessizce akıyordu. O an, Elif’in sesiyle irkildim: “Anne, ne olur ağlama…” Ona sarıldım, “Her şey geçecek kızım,” dedim ama kendim bile inanmıyordum.
Hayatımın en zor döneminde, en yakınlarım bile bana sırtını dönerken, ayakta kalmak için verdiğim mücadeleye devam ediyorum. Bazen, “Acaba daha ne kadar dayanabilirim?” diye soruyorum kendime. Siz olsaydınız, ne yapardınız? Bir insan, ne kadar yalnız kalabilir?