“Seni Seviyorum” Demek İçin Çok Geç Kaldım

— Ne yapıyorum ben burada? diye içimden geçirdim, annemin eski evinde, tozlu bir kutunun başında dizlerimin üstünde otururken. İstanbul’un gri bir kış sabahıydı, yağmur camlara usulca vuruyordu. Annemi geçen ay kaybettik, şimdi ise bana kalanları toparlamak bana düştü. Kutunun kapağını kaldırdığımda, eski fotoğraflar, mektuplar, sararmış kartpostallar döküldü önüme. Tam o anda, bir fotoğraf elimde kaldı; lise mezuniyet balosundan, tam kırk yıl öncesinden. Fotoğrafta ben, Halime, yanımda ise Murat. O anı hatırladım: Murat’ın kolu omzumda, gülümsemeye çalışıyorum ama içimde fırtınalar kopuyor.

O gece, Murat bana bakıp, “Halime, dans eder misin benimle?” demişti. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. O kadar utangaçtım ki, gözlerinin içine bakamadan başımı eğip, “Tabii,” diyebildim sadece. Dans ederken ellerimiz titriyordu. O an, ona olan duygularımı söylemek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. O gece, Murat’ın bana bakışında bir şey vardı; sanki o da bir şey söylemek istiyordu ama cesaret edemedi.

Yıllar geçti, üniversiteye ben Ankara’ya, Murat ise İzmir’e gitti. Aramızdaki mesafe büyüdü, mektuplar seyrekleşti. Hayat, bizi başka yönlere savurdu. Ben bir devlet dairesinde memur oldum, Murat ise mühendis. Annem, “Kızım, Murat’la ne oldu? Çok iyi çocuktu,” diye sorup durdu yıllarca. Ben ise her defasında, “Yollarımız ayrıldı anne,” deyip geçiştirdim. Ama içimde, Murat’a söyleyemediğim o iki kelime hep bir yara olarak kaldı: “Seni seviyorum.”

Yıllar sonra, bir gün, tesadüfen Murat’ı bir düğünde gördüm. O da evlenmiş, iki çocuğu olmuş. Ben ise hâlâ yalnızdım. Düğün salonunun köşesinde karşılaştık. Göz göze geldiğimizde, yılların özlemi bir anda geri geldi. Murat hafifçe gülümsedi, “Halime, nasılsın?” dedi. Sesi hâlâ aynıydı, sıcak ve güven verici. “İyiyim, sen?” dedim. Birkaç dakika sohbet ettik, ama içimdeki fırtına dinmedi. O an, ona her şeyi anlatmak istedim. Ama yine sustum.

O gece eve dönerken, kendime kızdım. Neden hâlâ duygularımı söyleyemiyordum? Neden hep geç kalıyordum? Annem hayattayken de ona birçok şeyi söyleyemedim. “Seni seviyorum anne,” demek bile zor gelmişti. Şimdi ise, annem yok, Murat başka birinin hayatında. Ben ise, elimde eski bir fotoğrafla, geçmişin gölgesinde yaşıyorum.

Bir gün, Murat’tan bir mesaj aldım. “Halime, annemin vefat ettiğini duydum. Başın sağ olsun. Bir şeye ihtiyacın olursa, lütfen haber ver.” O mesajı defalarca okudum. Cevap yazmak istedim, ama yine kelimeler boğazımda düğümlendi. Sadece “Teşekkür ederim Murat, çok naziksin,” yazabildim. O kadar.

Geceleri, eski anılar gözümün önüne geliyor. Murat’la birlikte gittiğimiz sinema, sahilde yürüdüğümüz akşamlar, birlikte içtiğimiz çaylar… Her anı, içimde bir sızıya dönüşüyor. Keşke o zaman cesaretimi toplayıp, ona duygularımı anlatabilseydim. Belki şimdi her şey farklı olurdu. Belki bir ailemiz olurdu, belki çocuklarımız olurdu. Ama ben, korkularımın esiri oldum.

Ailem de bana hep “Kızım, hayat kısa, duygularını saklama,” derdi. Ama ben, duygularımı hep içimde tuttum. Şimdi ise, yalnız bir evde, eski fotoğraflara bakarak, geçmişin pişmanlıklarıyla yaşıyorum. Kardeşim Ayşe, “Ablacığım, artık geçmişi bırak, önüne bak,” diyor. Ama nasıl bırakılır ki? İnsan, kalbinde yarım kalan bir hikâyeyi nasıl unutur?

Bir gün, cesaretimi topladım ve Murat’a uzun bir mektup yazdım. İçimde ne varsa döktüm. “Sana yıllar önce söyleyemediğim bir şey var,” diye başladım. “Seni hep sevdim. O gece, baloda, sana ‘seni seviyorum’ demek istedim ama korktum. Şimdi ise, çok geç olduğunu biliyorum. Ama bilmeni istedim.” Mektubu göndermedim. Çekmecemde, diğer pişmanlıklarımın arasında saklı duruyor.

Hayat, bazen insana ikinci şanslar vermez. Benim hikâyem de böyle. Şimdi, annemin eski evinde, tozlu bir kutunun başında, geçmişin gölgesinde yaşıyorum. Belki bir gün, cesaretimi toplar, o mektubu gönderirim. Belki de sonsuza kadar içimde saklarım. Ama şunu biliyorum: Duygularınızı saklamayın. Çünkü bazen, “seni seviyorum” demek için çok geç olabilir.

Peki siz, hiç geç kaldığınız bir şey oldu mu? Ya da içinizde sakladığınız bir cümle?