Hayallerimin Adamı İçin Her Şeyi Kaybettim mi?
“Bunu gerçekten yapacak mısın, Elif?” diye fısıldadım kendi kendime, gözlerim sabaha karşı hâlâ uyanık, tavanı izlerken. O gece, içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Telefonumun ekranında Cem’in adı parlıyordu, mesajı okudum: “Her şeyi bırakıp sana geliyorum.” Kalbim deli gibi çarpıyordu, ama midemde bir yumru, boğazımda bir düğüm vardı. Yıllardır hayalini kurduğum adam, sonunda bana geliyordu. Ama bu hayalin bedeli ne olacaktı?
Cem’i ilk kez üniversitede görmüştüm. O zamanlar ben, Adapazarı’ndan İstanbul’a yeni gelmiş, hayata ve aşka aç bir genç kızdım. Cem ise bölümün en popüler, en zeki, en yakışıklı çocuğuydu. Herkes ona hayrandı, ben ise uzaktan, sessizce ona bakmakla yetiniyordum. O, Zeynep’le sevgiliydi. Onların aşkı dillere destandı. Ben ise, hayallerimde onun bana bakmasını, bir gün bana aşık olmasını istiyordum. Yıllar geçti, üniversite bitti, herkes kendi yoluna gitti. Ben küçük bir kasabaya, ailemin yanına döndüm. Cem ise İstanbul’da kaldı, Zeynep’le evlendi, bir çocukları oldu. Sosyal medyada mutlu aile pozları, tatiller, kutlamalar… Ben ise her fotoğrafta, her paylaşımda içimden bir parça daha kaybettim.
Ama kaderin cilvesi mi, yoksa hayatın bana oynadığı bir oyun mu bilmiyorum, yıllar sonra Cem’le yollarımız tekrar kesişti. Bir iş toplantısı için İstanbul’a gitmiştim. O gün, tesadüfen bir kafede karşılaştık. Göz göze geldiğimizde, içimde yıllardır bastırdığım duygular bir anda su yüzüne çıktı. Cem de şaşkındı, ama gülümsedi. Sohbet ettik, eski günlerden konuştuk. O gün, hayatımın akışını değiştiren gündü. Sonra mesajlaşmalar, telefonlar, gizli buluşmalar başladı. Cem, evliydi, bir çocuğu vardı. Ama bana, evliliğinin bittiğini, Zeynep’le artık sadece çocukları için bir arada olduklarını söyledi. Ben ise, ona inandım. Çünkü inanmak istiyordum.
Bir gün, Cem bana “Seni seviyorum, Elif. Artık saklanmak istemiyorum. Zeynep’e her şeyi anlatacağım, boşanacağım ve sana geleceğim,” dedi. O an, dünyam başıma yıkıldı mı, yoksa yeniden mi kuruldu, bilmiyorum. Korktum, ama aynı zamanda tarifsiz bir mutluluk hissettim. Yıllardır hayalini kurduğum adam, sonunda bana geliyordu. Ama içimde bir ses, “Bunun sonu iyi olmayacak,” diyordu. O sesi susturdum. Çünkü aşk, bazen insanı kör ve sağır yapıyor.
Cem, dediğini yaptı. Zeynep’e her şeyi anlattı, boşanma davası açtı. O günlerde, Cem’in evi savaş alanına döndü. Zeynep’in gözyaşları, çocuğunun çığlıkları, ailelerin baskısı… Cem bana sığındı. Ben ise, ona kollarımı açtım. Ama mutluluğumuzun gölgesinde, bir ailenin yıkılışının acısı vardı. Cem’in oğlu, babasına küstü. Zeynep, bana nefret dolu mesajlar attı. Annem ve babam, “Elif, bu işin sonu hayır değil,” dediler. Ama ben, aşkın peşinden gitmeye kararlıydım.
Cem, boşandıktan sonra benimle yaşamaya başladı. Başta her şey güzeldi. Birlikte kahvaltılar, uzun yürüyüşler, geceleri birbirimize sarılarak uyumalar… Ama zamanla, Cem’in yüzündeki gülümseme solmaya başladı. Oğlu ile görüşemediği için üzülüyordu. Zeynep’in açtığı nafaka davaları, ailelerin bitmeyen baskısı, çevrenin dedikoduları… Küçük kasabada herkesin dilindeydik. Markete gittiğimde, kadınlar arkamdan fısıldaşıyordu. İş yerinde, arkadaşlarım bana mesafeli davranmaya başladı. Annem, “Kızım, bu adam için değer miydi?” diye ağlıyordu. Babam, bana küsmüştü.
Bir gece, Cem eve geç geldi. Yorgun, bitkin, sessizdi. “Ne oldu?” diye sordum. “Oğlumu gördüm bugün. Bana ‘Seni affetmeyeceğim’ dedi. Elif, ben ne yaptım?” dedi ve ağlamaya başladı. O an, ilk kez Cem’in gözlerinde pişmanlık gördüm. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Ben, onun için her şeyi göze almıştım. Ama o, geçmişini, ailesini, çocuğunu kaybetmenin acısıyla baş edemiyordu. Ben ise, onun yanında olmaya çalışırken, kendi yalnızlığımda boğuluyordum.
Aylar geçti. Cem, içine kapandı. Artık eskisi gibi gülmüyordu. Aramızda sessizlikler uzadı. Bir gün, bana “Elif, seni çok sevdim. Ama galiba yanlış yaptık. Ben oğlumu, ailemi kaybettim. Sen de aileni, dostlarını kaybettin. Biz, birbirimizi bulduk ama kendimizi kaybettik,” dedi. O an, içimde bir fırtına koptu. “Peki ya aşkımız? Onca fedakarlık, onca acı… Hepsi boşuna mıydı?” diye bağırdım. Cem, gözlerime baktı, “Bilmiyorum,” dedi. “Belki de aşk, bazen sadece bir hayal. Gerçekler ise çok daha acımasız.”
O gece, sabaha kadar ağladım. Annemi aradım, “Anne, ben ne yaptım?” dedim. Annem, “Kızım, hayat bazen insanı yanlış yollara sürükler. Ama önemli olan, o yolda kendini kaybetmemek,” dedi. O sözler, içimi dağladı. Cem’le aramızdaki mesafe her geçen gün arttı. Bir sabah, Cem eşyalarını topladı. “Elif, gitmem gerek. Kendimi bulmam gerek. Belki bir gün, her şey yoluna girer. Ama şimdi, ikimiz de yaralıyız,” dedi. Kapıdan çıkarken, gözlerimde yaşlarla ona baktım. “Seni hep sevdim, Cem. Ama galiba, aşk bazen yetmiyor,” dedim.
Şimdi, yalnızım. Cem gitti. Ailemle aram hâlâ soğuk. Kasabada insanlar hâlâ arkamdan konuşuyor. Ama ben, yaşadıklarımı, yaptığım hataları, aşkın ve pişmanlığın ne demek olduğunu öğrendim. Bazen, hayallerimizin peşinden giderken, gerçekleri görmezden geliyoruz. Ama sonunda, gerçekler bizi buluyor. Şimdi, kendime soruyorum: Hayallerim için her şeyi kaybettim mi? Yoksa, bu acıdan yeni bir ben mi doğacak? Sizce, aşk için her şey feda edilir mi?