“Sadece Bir Akşam Yemeği, Ne Var Bunda?” – Gökhan’ın Sözleriyle Yıkılan Dünyam ve Hayatımın En Büyük Dersi
“Sadece bir akşam yemeği, ne var bunda bu kadar abartacak?”
Gökhan’ın bu sözleri, mutfakta patatesleri soyarken kulağımda yankılandı. O an, bıçak elimde havada asılı kaldı. O kadar yıl, her akşam yemeğini, her temiz çorabı, her ütülü gömleği, çocukların ödevlerini, market alışverişini, annesinin ilaçlarını, babasının randevusunu, hepsini ben organize ettim. Hiçbirini şikayet etmeden, sadece “bunu yapmak benim görevim” diyerek, sessizce üstlendim. Ama o gece, Gökhan’ın o küçümseyici cümlesiyle içimde bir şey kırıldı.
O akşam sofrayı kurarken, içimden geçenleri bastıramadım. “Gerçekten sadece bir akşam yemeği mi?” dedim kendi kendime. Çocuklar masaya oturdu, Gökhan televizyonun sesini biraz daha açtı. Ben ise, yemeği koyarken ellerim titriyordu. O an, yıllardır biriktirdiğim yorgunluğun, görünmez emeğin, hiç değer görmeyen fedakarlıkların ağırlığı omuzlarıma çöktü.
Yemekten sonra tabakları toplarken, Gökhan yine telefonuna gömülmüş, çocuklar ise ödevlerini bana sormak için sıraya girmişti. O an, içimde bir karar verdim: Yarın hiçbir şey yapmayacağım. Sadece bir gün. Bakalım, gerçekten “sadece bir akşam yemeği” miymiş?
Ertesi sabah, alarm çaldığında kalkmadım. Gökhan’ın sesiyle uyandım: “Ayşe, kahvaltı hazır mı?” Cevap vermedim. Yorganı başıma çektim. Çocuklar odama geldi: “Anne, sütümüz bitti, kahvaltı ne olacak?” “Bilmiyorum,” dedim, “babanıza sorun.” Gökhan, mutfağa girdi, dolapları açtı kapadı. “Ayşe, yumurta nerede?” “Bilmiyorum, bakarsın.”
O gün evde bir kaos başladı. Çocuklar okula aç gitti, Gökhan işe geç kaldı. Akşam eve geldiklerinde, ne yemek vardı, ne de toplanmış bir ev. Gökhan şaşkın, çocuklar ise huzursuzdu. “Ayşe, hasta mısın?” dedi Gökhan. “Hayır, sadece bugün hiçbir şey yapmayacağım,” dedim. Gözleri büyüdü, ilk defa bana böyle baktı. “Ama neden?”
“Çünkü senin için sadece bir akşam yemeği, sadece bir kahvaltı, sadece bir ütülü gömlek… Ama benim için hepsi bir araya gelince hayatımın yükü oluyor,” dedim. Gökhan bir süre sustu. Sonra sinirlendi: “Abartıyorsun. Herkes yapıyor bunları.”
O gece, çocuklar aç yattı. Gökhan ise mutfakta bir şeyler atıştırmaya çalıştı. Ben ise odamda, gözlerim dolu dolu, yıllardır ilk kez kendim için bir şey yapmış olmanın garip huzurunu ve suçluluğunu aynı anda yaşadım.
Ertesi gün, Gökhan biraz daha erken kalktı, çocuklara tost yaptı. Ama ekmek yanmıştı, peynir bitmişti. Çocuklar mızmızlandı. Gökhan markete gitmek zorunda kaldı. İşe yine geç kaldı. Akşam eve geldiğinde, çamaşırlar yıkanmamış, ev dağınık, çocuklar kavgalıydı. “Ayşe, bu böyle gitmez,” dedi. “Evet, gitmez,” dedim. “Ama senin için ne kadar kolay olduğunu görmek istedim.”
Gökhan bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Ben çalışıyorum, eve para getiriyorum. Senin işin de ev,” dedi. O an, içimdeki öfke patladı: “Benim işim ev mi? Senin işin sadece para kazanmak mı? Peki ya çocukların duyguları, evin huzuru, ailemizin sağlığı? Bunlar sadece benim sorumluluğum mu?”
O gece uzun uzun tartıştık. Gökhan, ilk defa bana “haklı olabilirsin” dedi. Ama yine de, alışkanlıklarından vazgeçmek kolay değildi. Ertesi gün, yine her şey bana kaldı. Ama ben artık eski Ayşe değildim. Çocuklara, “Bugün odanızı siz toplayın,” dedim. Gökhan’a, “Çamaşırları sen asar mısın?” diye sordum. Herkes şaşırdı. İlk başta itiraz ettiler, mızmızlandılar. Ama ben kararlıydım.
Günler geçtikçe, evdeki roller yavaş yavaş değişmeye başladı. Gökhan, market alışverişine çıkmaya, çocukların ödevlerine yardım etmeye başladı. Ama bu değişim kolay olmadı. Her akşam tartışmalar, kırgınlıklar, gözyaşları… Annem aradı, “Kocanı üzme, evin kadını sensin,” dedi. Ablam, “Sen de biraz abartıyorsun,” dedi. Ama ben artık susmak istemiyordum.
Bir gün, Gökhan işten eve geldiğinde, çocuklar mutfakta kavga ediyordu. Ben ise salonda kitap okuyordum. Gökhan, “Ayşe, çocuklara bakmıyor musun?” dedi. “Bakıyorum, ama her şeyi ben yapmak zorunda değilim,” dedim. Gökhan, ilk defa çaresizce başını öne eğdi. “Haklısın, ama ben de yoruluyorum,” dedi. “Ben de yoruluyorum Gökhan. Ama senin yorgunluğun görünür, benimki ise görünmez,” dedim.
O günden sonra, Gökhan’la daha çok konuşmaya başladık. Birlikte yemek yaptık, çocuklarla oyun oynadık. Ama yine de, bazen eski alışkanlıklar geri geliyordu. Gökhan, “Sen daha iyi yapıyorsun,” diyerek işleri bana bırakmaya çalışıyordu. Ben ise, “Hepimiz öğrenebiliriz,” diyerek direniyordum.
Bir akşam, çocuklar ödevlerini kendi başlarına yaptılar. Gökhan, mutfakta bana yardım etti. O an, yıllardır hissetmediğim bir huzur hissettim. Ama içimde bir korku da vardı: Acaba bu değişim kalıcı mıydı, yoksa yine her şey eskiye mi dönecekti?
Bazen düşünüyorum: Kadınların emeği neden hep görünmez? Neden bir akşam yemeği, bir ütülü gömlek, bir temiz ev “sadece” olarak görülüyor? Neden biz kadınlar, kendi yorgunluğumuzu bile kendimize itiraf edemiyoruz?
Sizce, bu değişim gerçekten mümkün mü? Yoksa her şey yine eskiye mi dönecek? Yorumlarınızı merak ediyorum…