Eski Eşinin Borçları ve Kırık Güvenim: Kocamın Sırrı ile Yüzleşmek
Sabahın erken saatleriydi, kahvemi yudumlarken birden telefonuma bir bildirim düştü: “Yapı Kredi Bankası, hesabınızdan 7500 TL çekildi.” Gözlerim faltaşı gibi açıldı. Bu miktarda para ne zaman, kimin için, neden harcanmış olabilirdi? Akşamdan beri Ali sessizdi, “Yorgunum,” deyip erken yatmıştı. Oysa aramızda hiçbir sır, hiçbir şüphe olmaması gerekirdi. İçimden bir ses, bunun basit bir açıklaması olmayacağını fısıldadı. Gözüm bir anda masadaki banka ekstrelerine takıldı. Parçalı, yırtık bir çıktı gibi görünüyorlardı. Elimde olmadan çekip aldım ve satırları dikkatle inceledim. “Alperen Şen – 7500 TL havale”. İçimi garip bir huzursuzluk sardı. Alperen, Ali’nin eski eşinin oğlu. Oğlumuz değil, bizim ortak bir çocuğumuz yok çünkü doktorlar buna izin vermedi… Bu gerçek bile evliliğimizde başlı başına bir ağır yükken, şimdi bu gizli para transferleri yeni bir darbe oldu.
Ali uyanıp mutfağa geldiğinde yüzüne bakmadan sordum: “Alperen’e neden para gönderdin, Ali?” O an gözlerinde yakalandığını anladığım bir korku belirdi. Bir an sustu, kahvesini döktü, ardından titrek bir sesle cevap verdi: “Ayşe, lütfen… Zor durumdalar, Esra’nın… işte, başı dertteymiş. Birkaç aydır ona destek oluyorum. Sana söyleyemedim, üzülmeni istemedim.”
İçimde bir öfke patladı. “Bunca zaman benden neyi sakladın, Ali? Sırf anlayışlı duracağımdan mı korktun, yoksa hala onunla bir bağın mı var? Beni mi, onu mu seçiyorsun?” diye bağırdım. O an en korktuğum şey dile gelmişti. Nefesim kesiliyordu. Ali sustu. Gözleri yere değdi, sabit bakıyordu. Üzerine yüklenen suçluluk dalgasıyla titriyordu. “Ayşe… Seninle hiç alakası yok. Sadece Alperen zor durumda, ve Esra’nın borçları onu boğmuş… Ben… Onları kendi kaderlerine terk edemedim. Bir insan hepsini nasıl arkasında bırakabilir ki? Sadece… Sana söylemeye cesaretim yoktu.”
Bir an içimde onun için acıma duygusu yükseldi ama öfkemi bastıramıyordum. Gözlerim dolu dolu olmuştu artık. “Peki ya ben? Benim duygularım, güvenim ne olacak? Aramızda sır olmasın diye evlendik, Ali. Her fırsatta bana ‘açık olalım’ dedin. Şimdi öğrendiğim şey, benden sakladıkların… Beni nasıl düşünmedin?” dedim. O an mutfaktaki hava daha da ağırlaştı.
Birlikte yaşadığımız o küçük Kadıköy evinde yer yerinden oynamıştı. Güven, evliliğimizin ilk ve tek şartıydı. Oysa şimdi, her şeyin altında kırık dökük bir hayatın izleri vardı. İçimde çok derinleşen bir sızı dönüp dolaşıyordu aklımda. Annem sesiyle kafamda yankılandı: “Erkek dediğin, kimseyi arkasından iş çevirmemeli, kızım.” Oysa, Ali tam da bunu yapmıştı. Aşığım dedim, ona güvendim, hayatımı adadım. Şimdi aynı adama nasıl inanabilirdim?
O akşam evin salonunda saatlerce konuştuk. Ali defalarca özür diledi. “Bak Ayşe, sensiz geçen bir hayat düşünemem. Seni üzerken bu iyiliği yapmak istemezdim. Esra hiç… Hiç önemli değil benim için. Sadece Alperen’in başına bir şey gelmesin istedim. Koca adam oldu ama hâlâ yardım edecek birine ihtiyacı var. Benim de geçmişimde eksik babalığımın vicdan azabıyla, belki de kendimi affettirmek için yaptığım bir şeydi. Sana, sana asla ihanet etmedim,” dedi. Gözyaşlarıma engel olamadım. Çünkü gerçekten ona inanmak istiyordum. Fakat güven bir kere kırıldı mı, her şey yerli yerine oturmaz ki…
Birkaç hafta boyunca evdeki hava değişmedi. Lise arkadaşım Mehtap’ı aradım, ona her şeyi anlattım. “Ayşe, belki de Ali’nin niyetinden şüphen olmamalı. Ama benden söylemesi, sırlarla yuva olmaz. Eski eşinin yükünü taşımak zorunda değilsin,” dedi. Onun dediği gibi miydi gerçekten? Kendi kendime söz vermiştim: Kimsenin geçmiş yükünü taşımayacaktım. Oysa şimdi, o yükü sırtlıyor, hatta Ali’yle birlikte eziliyordum.
Bir sabah kahvaltıdan sonra Ali yanıma geldi. Elinde bir zarf vardı. “Ayşe, bankadaki tüm işlemlerimi sana açıyorum. Bundan sonra hiçbir hesabım saklı kalmayacak. Dilersen beraber gidelim, Esra ve Alperen’le konuşalım, kendin de gör. Senden başka ailem yok benim,” dedi. Onun bu cümlesi içime bir sıcaklık verse de, yarayı tamamen sarmıyordu.
Bir tarafım, onun vicdanına saygı duyuyor; öteki tarafım ise, kendi duygularımın hiçe sayıldığını düşünerek öfkeyle yanıyordu. “Kocam bana dürüst olmalı, önce bana sadık olmalı,” diyordum kendi kendime. Akşama kadar düşündüm durdum: Herkesin geçmişinde kapanmamış yaralar mı kalıyor? Ali’nin yaptığı babalık mıydı, borçlara takılıp kalmak mıydı, yoksa bana ihanetti mi? Bunu çözemedim.
O hafta sonu Ali’yle birlikte sahilde yürüyüşe çıktık. Deniz kokusu, martıların çığlığı arasında sessizce yürüdük. Bir noktada durdum, ona döndüm:“Sence biz hangi ara birbirimize yabancı olduk, Ali? Sen sustukça ben uzaklaştım. Neden bana güvenemedin?” Bunu söylerken içimden yılların birikmiş kırgınlığı taşıyordu. Ali ise başını öne eğdi, sol elini cebine soktu. “Ayşe, sensiz yapamam ama eksiklerimi de inkâr edemem. Korktum. Bir gün beni bırakacağından, yetersiz bulacağından korktum. Kendi hayatımda bile hatalarımı örtbas ettim. İstersen bana bir şans daha ver, birlikte toparlamaya çalışalım…”
Gözlerimde yaş oldum. Kafamda dönen binlerce soru vardı: Ona güvenmeli miydim, yoksa artık kendimi mi düşünmeliydim? Annemin sesi bir kez daha yankılandı: “İnsan bir kere kırılır, iki kere düşünür.” O gün, karar verdim. Ali’ye yine inanmaya çalışacaktım. Ama eskisi gibi olmayacaktı. Evliliğimizin bu dönemecini nasıl atlatacağımızı bilmiyorum. Ama içimde belki bir kıvılcım daha var: Gerçekten affetmek mümkün mü, yoksa kırılan güven asla onarılmaz mı?
Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız, güveninizi yeniden inşa etmek için tekrar şans verir miydiniz? Yoksa bazen sevgi her şeye rağmen yetmez mi?