Bir Sabahın Sessiz Çığlığı: Kaybolan Bakışlar Arasında

“Gerçekten bu kadar mı değiştim? Yoksa Serkan’ın gözleri mi artık başka yere bakıyor?” diye düşündüm, elimdeki ıslak havluyla mutfak masasına çarptığımda. Kupa yere düştü, seramik sesi mutfağın sessizliğini böldü. Elif’in minik elleriyle gözlerini kapatışını gördüm. Serkan hemen banyodan çıktı, kaşları çatık, sesi sabırsız: “Ne oldu yine Kinga?”

İçimden geçenleri söylemek istedim: “Her sabah aynı telaş, aynı yalnızlık… Seninle yan yana ama birbirimizden bu kadar uzak nasıl olduk?” Ama sadece, “Elif’i alır mısın? Cam kırıkları var,” diyebildim. O ise kucağına Elif’i aldı, ama bakışları hâlâ bende değil, kırık kupadaydı. Sanki ben de o kupa gibi, bir zamanlar sevdiği ama şimdi kırılmış ve toplanması gereken bir eşyaydım.

Serkan’la evliliğimizin ilk yıllarında bana nasıl baktığını hatırlıyorum. O bakışlarda hayranlık, sevgi ve umut vardı. Şimdi ise sadece alışkanlık ve yorgunluk… Sabahları aynada kendime bakarken, “Acaba hâlâ güzel miyim?” diye soruyorum. Saçlarımda birkaç beyaz tel, gözlerimin altında uykusuzluktan mor halkalar… Ama Elif’in saçlarını tararken, ona gülümserken kendimi güzel hissetmek istiyorum.

O sabah her zamankinden daha fazla yoruldum. Serkan işe gitmek için aceleyle hazırlanırken, ben mutfağı topladım, Elif’in çantasını hazırladım. Kapıdan çıkarken bana dönüp sadece “Kolay gelsin,” dedi. Bir zamanlar öperek uğurlardı. Şimdi ise sanki evin hizmetçisiyim.

Annem aradı o gün. Sesimdeki yorgunluğu hemen anladı: “Kızım, iyi misin? Sesin solgun geliyor.”

“İyiyim anne,” dedim yalanla. Çünkü anneme anlatırsam ağlayacağımı biliyorum. Çünkü annem de yıllarca babamın ilgisizliğine katlanmıştı. “Kadın olmak böyle,” derdi hep. Ama ben Elif’in böyle bir hayatı örnek almasını istemiyorum.

O gün akşam Serkan eve geldiğinde sofrayı hazırlamıştım. Elif babasına koştu, “Baba!” diye sarıldı. Serkan başını okşadı ama gözleri telefondaydı. Ben ise sofraya koyduğum yemeğe bakıyordum; acaba beğenecek mi? Bir zamanlar en sevdiği yemekti kabak dolması. Şimdi ise tabağına koyduğumda sadece iki lokma aldı.

“Yemek güzel olmuş mu?” diye sordum çekinerek.

“Fena değil,” dedi kısaca. Sonra televizyonun karşısına geçti. Elif’le oyun oynamak istedim ama aklım hep Serkan’ın bana neden böyle davrandığında kaldı.

Gece Elif’i yatırdıktan sonra salonda oturduk. Sessizlik vardı aramızda; o telefonunda sosyal medyada geziniyor, ben ise eski fotoğraflarımıza bakıyordum. Bir fotoğrafta Serkan bana sarılmış, gözlerinde ışık var. Şimdi ise o ışık sönmüş gibi.

Dayanamadım, sordum:

“Serkan, bana neden böyle davranıyorsun? Eskisi gibi değiliz.”

Başını kaldırmadan cevap verdi: “Ne demek istiyorsun Kinga? Her şey yolunda.”

“Hayır, yolunda değil. Bana bakmıyorsun bile… Sanki evde sadece Elif ve sen varsınız, ben yokum.”

Serkan derin bir nefes aldı: “Bak Kinga, iş yerinde çok stresliyim. Eve gelince huzur istiyorum. Her şeyi büyütüyorsun.”

O an içimde bir şeyler koptu. Huzur istiyordu ama ben huzur muyum yoksa sadece bir gölge miyim? O gece uyuyamadım. Elif’in odasına gittim, başucunda oturdum. Onun nefes alışını dinlerken gözyaşlarım aktı.

Ertesi gün işe gitmek için hazırlandım. Aynada kendime baktım; gözlerim şişmişti ağlamaktan. İş yerinde de kimseye bir şey belli etmemeye çalıştım ama içimdeki boşluk büyüyordu.

Bir gün iş çıkışı eski arkadaşım Ayşe ile karşılaştım. Yüzümdeki ifadeyi hemen anladı:

“Kinga, iyi misin? Çok solgun görünüyorsun.”

Bir anda her şeyi anlatmak istedim; evdeki yalnızlığımı, Serkan’ın ilgisizliğini… Ama sadece “Biraz yorgunum,” diyebildim.

Ayşe elimi tuttu: “Bak, ben de aynı şeyleri yaşadım biliyor musun? Eşimle konuşamadıkça aramızdaki mesafe büyüdü. Sonra bir gün patladım ve her şeyi anlattım ona.”

Ayşe’nin sözleri içimde bir umut ışığı yaktı. Belki de konuşmalıydım Serkan’la, gerçekten konuşmalıydım.

O akşam Serkan eve geldiğinde Elif’i yatırdım ve yanına oturdum.

“Serkan, lütfen beni dinle,” dedim kararlı bir sesle.

Başını kaldırdı bu kez.

“Ben bu evde görünmez olmak istemiyorum. Seninle konuşmak, paylaşmak istiyorum. Sadece anne ya da ev kadını değilim; ben senin eşinim, hayat arkadaşınım.”

Serkan bir süre sustu. Sonra gözleri doldu; ilk defa duygularını saklamadı:

“Kinga… Ben de kaybolduğumuzu hissediyorum bazen. İş stresiyle seni ihmal ettim belki de… Ama seni hâlâ seviyorum.”

O an içimde bir umut filizlendi. Belki de hâlâ birbirimizi bulabiliriz.

Ama ya bulamazsak? Ya bu evde gerçekten görünmez kalırsam? Siz hiç sevdiklerinizin gözünde kaybolduğunuzu hissettiniz mi? Yoksa bu sadece benim hikâyem mi?