Baba-Oğul Arasında Kırık Bir Sessizlik
“Baba, neden hiç konuşmuyoruz?” diye sordum, sesim titreyerek. Mutfağın loş ışığında, annemin ölümünden sonra ilk defa bu kadar açık bir şekilde konuşmaya cesaret ediyordum. Babam, elindeki çayı yudumladı, gözlerini benden kaçırdı. Cevap vermedi. Sanki duymamış gibi, pencerenin dışındaki karanlığa bakmaya devam etti.
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır içimde biriktirdiğim öfke, kırgınlık ve özlem, boğazıma düğümlendi. Annemi kaybettiğimiz o soğuk kış gecesinden beri evimizde bir sessizlik hüküm sürüyordu. Babam, annemin ardından adeta bir gölgeye dönüşmüştü. Ben ise, her gün biraz daha yalnızlaşmıştım.
Liseye başladığım yıl annemi kaybettik. O günden sonra babamla aramızda görünmez bir duvar örüldü. Evde birbirimize yabancı iki insan gibi yaşıyorduk. Sabahları kahvaltı masasında kısa, gereksiz cümleler kuruyorduk:
“Okula geç kalma.”
“Tamam.”
“Akşam geç gelme.”
“Tamam.”
Ama o gece, içimdeki fırtına artık dinmiyordu. Babamın suskunluğu, bana her geçen gün daha ağır geliyordu. Arkadaşlarımın babalarıyla gülüp eğlendiğini gördükçe içimde bir boşluk oluşuyordu. Benim babam ise, annemin ardından hayata küsmüştü.
Bir gün okuldan eve döndüğümde, babamı salonda eski fotoğraflara bakarken buldum. Annemin gençlik fotoğrafı elindeydi. Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. Yanına oturdum, hiçbir şey söylemeden sadece yanında oturdum. O an, ilk defa babamın da acı çektiğini hissettim.
Ama yine de konuşmadık. Yıllar geçti, ben üniversiteye başladım. İstanbul’a taşındım. Babam köyde kaldı. Aramızdaki mesafe daha da büyüdü. Bayramlarda eve geldiğimde, yine aynı kısa cümleler:
“Nasılsın?”
“İyiyim.”
“Okul nasıl?”
“İyi.”
Bir gün telefonum çaldı. Babam hastaneye kaldırılmıştı. Kalp krizi geçirmişti. Apar topar köye döndüm. Hastane odasında babamı ilk defa bu kadar güçsüz gördüm. Elini tuttum, gözlerim doldu.
“Baba… Ben buradayım,” dedim.
Babam gözlerini açtı, bana baktı. Dudakları titredi.
“Anneni çok özlüyorum,” dedi kısık bir sesle.
O an yıllardır beklediğim cümleyi duymuştum. Babam da benim kadar yalnızdı. O gece hastane odasında saatlerce konuştuk. Annemi anlattı, gençliğini anlattı, hayallerini ve pişmanlıklarını anlattı. Ben de ona İstanbul’daki hayatımı, korkularımı ve yalnızlığımı anlattım.
Babam iyileşti ama aramızdaki o kırık sessizlik artık yoktu. Her hafta telefonla konuşmaya başladık. Birbirimize alışmaya çalıştık.
Ama bazen düşünüyorum: Acaba annem yaşasaydı, biz böyle olur muyduk? Babamla hiç konuşamayacak mıydık? Yoksa kayıplar mı insanları birbirine yaklaştırıyor?
Sizce ailedeki sessizlik nasıl aşılır? Hiç babanızla ya da annenizle konuşamadığınız şeyler oldu mu?