Bir Daha Asla Torununu Görmeyeceksin! — Bir Kaynananın Gölgede Bıraktığı Hayat

“Gözümün önünde canımı mı alacaksın, Necla?” diye bağırdı kayınvalidem, sesindeki nefret duvardaki tablolardan bile yankılandı. O an, yatak odamızda oğlum Kaan’ı emzirmeye çalışırken, gözlerinden başka birini görebilseydim, belki bu kadar çaresiz hissetmezdim. Oysa hayatımın en savunmasız anında, yanı başımda kocam Murat yerine annesinin nefretini bulmuştum.

Kaan doğduğunda, herkesin bir araya gelip sevgiyle sarılacağını sanmıştım. Ben öyle görmüştüm annemden, babamdan. Ama Murat’ın annesi Hanife Hanım, başından beri bana bir yabancıymışım gibi davrandı. “Kadın dediğin oğlunu bana bırakmaz,” der, küçümseyici bakışlarıyla adeta varlığımı silmeye çalışırdı.

Doğumdan iki hafta sonra, Murat işe geri döndü. Ben hem uykusuzlukla, hem de lohusalığın verdiği kırılganlıkla mücadele ediyordum. Annem uzaktan, köyden arayıp teselli veriyordu: “Sabret kızım, zamanla alışırlar.” Ama Hanife Hanım, “Sen bu çocuğu bakmayı bilmiyorsun,” diye elimden Kaan’ı alıyor, “Ben büyüttüm oğlumu, torunumu da ben büyütürüm!” diyordu.

Bir gün, tam Kaan huzur bulmuşken, Hanife Hanım öfkeyle içeri daldı, “Necla, çocuğu yine aç bırakmışsın. Bu halinle hiçbir şeye yaramazsın!” Ve Murat, işten eve geldiğinde, kayınvalidem gözyaşı dökerek ona, anneliğimi ve beceriksizliğimi anlattı. Murat ise bitkin gözlerle bana bakıp, “Biraz daha anlayışlı olsan,” dedi sadece. Omuzlarımda bir yük daha, yine ben suçlu.

Bir akşam, evde herkes toplandı. Hanife Hanım, kendi yemek masasının başında oturup, “Bu evin düzeni bozuldu, oğlum eskisi gibi gülmüyor,” diyerek bana döndü. Babam olsa masadan kalkar, sesini yükseltmeden beni korurdu. Murat ise sessiz kaldı, sadece gözlerini yere dikti. Kayınvalidem, “Senin yüzünden oğlum baba olmanın tadını çıkaramıyor!” dedi. Ben ise yutkunup, “Elimden geleni yapıyorum,” dedim. O an kendi evimde küçüldüğüm, nefes alamadığım noktayı asla unutamam.

Bir gün, Kaan’ın altı değiştirirken, Hanife Hanım içeri girdi. “Yapamıyorsun, yanlış tutuyorsun! Bırak, ben bakarım!” Derken nezaketini yitirip kolumdan Kaan’ı çekip aldı. Gözyaşlarımı tutamayıp salona koştum. Murat oradaydı. “Artık dayanamıyorum,” dedim, “Bu evde anne olduğumu hissetmiyorum!” Murat ise “Annem yanlış bir şey yapmıyor Necla. O da torunu,” diye cevapladı.

Kendi öz evladım elimden yavaş yavaş alınırken, kimse sesimi duymuyordu. Komşular bile kulağına gider diye konuşmaya çekiniyordum. Bir gün, Kaan ateşlendi. Panik içinde doktora gitmemiz gerek dediğimde, Hanife Hanım “Benim tecrübem daha çok, evde ilacını veririm, kapı kapı gezmene gerek yok!” diyerek karıştı. O gece uyumadım. Kaan’ı kucağımda tutup, gizlice ağladım. Kimselere anlatamıyordum içimdeki fırtınayı.

Aradan haftalar geçti. Bir gün Murat geç geldi işten. Yorgun, ama üzerinde ağır bir karamsarlık vardı. “Annem üzülmesin diye biraz daha kalayım dedim işyerinde,” dedi. Aslında anlamıştım, evden kaçıyordu. Her şey o kadar kırılgandı ki bir kıvılcımın her şeyi yakıp yıkabileceğinden korkmaya başladım.

Bir pazar sabahı, Hanife Hanım misafir çağırmış evimize. Kaan’ın uyku saatinde odası kalabalık oldu, gürültü sesleriyle oğlum huzursuzlandı. Hanife Hanım ise, “Ne bu titizlik, çocuklar gürültüde büyür!” diyerek bebeği misafirlere gösterdi. Kaan’ın ağladığını gören biri, “Galiba annesi tutmayı bilmiyor,” diye laf attı. O an, içimden bir şeyin koptuğunu hissettim.

Artık kendimi savunacak gücüm kalmadığında, annemi aradım. “Kızım, her şey geçer ama yuvanı yıkma,” dedi. Sesimde gizleyemediğim acıyı fark etti, “Babana anlatırsan geliriz, ama unutma, kaynananla her gün yüz yüze bakan sensin.” Gerçekten öyleydi. Evimin kapısı, benim dışımda herkesin buyurduğu bir yere dönüşmüştü.

Zamanla aramızda görünmez duvarlar oluştu. Hanife Hanım, Murat’a “Necla iyi bir anne değil, biraz daha ilgisiz davransa Kaan’a zarar verecek!” dediğini duydum bir gece. Ellerim titreye titreye yatağıma döndüm. Oğlumun yanında olamayacak kadar yorulmuştum, geceleri uyanıp ağladığımda kimse duymuyordu.

Sonunda bir gün, Hanife Hanım, “Bundan sonra Kaan’ı sadece ben büyüteceğim! Sen istesen de istemesen de, benim torunum!” diye bağırdı. Ve yemin etti: “Bir daha asla torununu göremeyeceksin!” Dizlerimin üzerine çöküp, “O benim evladım, benim canım!” diye yalvardım. Ama Murat… Murat sustu. Hiçbir şey söylemedi. Gözlerimin içine bakmadı.

O günden sonra evde hak edilmiş bir anne gibi değil, fazlalık gibi hissettim. Dışarı çıkıp nefes almak istediğimde bile Hanife Hanım, “Çocuğun burada, git nereye gidiyorsan!” diyerek kapıyı yüzüme çarptı. Kaan’ı kucağıma almaya korkar oldum.

Bir gece, Murat’la otururken, ona “Beni savunmayacak mısın? Bu kadına daha ne kadar el vereceksin?” diye sordum. Gözleri doldu, “Arada kaldım, annemi de seni de üzmek istemiyorum. Kadıncağız yaşlandı, alışkanlıklarını değiştiremiyor,” dedi. “Benim alışkanlıklarım önemli değil mi?” dedim. Murat cevap veremedi.

O günlerden biri, işler daha beter oldu. Hanife Hanım, bana “Senin yüzünden oğlumun düzeni bozuldu. Seni hiç istemedim,” dedi. Göğsümde kocaman bir boşluk hissettim. Sonunda topladım cesaretimi, oğlumu kucağıma aldım, odama çekildim ve sabaha kadar ağladım. Kaan’ın ılık nefesiyle kararımı verdim. Ertesi gün babamı aradım. “Dayanamıyorum, gelin götürün beni buradan,” dedim. Babam o akşam geldi. Hanife Hanım, babama, “Siz de kızınızı iyi yetiştirememişsiniz. Bak, evi bıraktırıp kaçırtıyorsunuz!” dedi. Babam ise ilk defa, kısık bir sesle, “Kızımın iyiliği için buradayım,” dedi. Ve beni, Kaan’ı alarak evlerine götürdü.

Kaan’ın küçük elleri elimde, geride kalan hayatım ise toz duman. Murat aradı, ne diyeceğini bilmeden sitem etti. “Kaan’ı anneme göstermemek ayıp değil mi? Ölmeden yüzünü bir daha göremeyecek,” dedi. Ben ise, “Bir annenin evladını elinden almak hiç ayıp değil mi?” dedim. Bazen sevdiğimiz insanlar arasında en çok acıyı onlar veriyor. Kaan büyüdü, aramızda bir mesafe var. Duygularım hala tamir olmadı. Kayınvalidem mi? Arada arıyor, yine bağırıyor. Ama artık bir karar verdim: Oğlumu, kimsenin sevgisizliği gölgesinde büyütmeyeceğim.

Ah sizce de bir insanın en büyük düşmanı bazen en yakını mı olur? Peki ya bir çocuk, annesinden neden uzak tutulur, gerçekten iyi niyetle mi yoksa egolar mı galip gelir?