Her Gün Bekledim: Bir Yazın Sessiz Çığlığı

“Zeynep, yine gelmedi mi?” Annemin sesi, mutfaktan salona kadar yankılandı. Cevap vermedim. O an, pencerenin önünde, apartmanın giriş kapısına gözlerimi dikmiş, her zamanki gibi onu bekliyordum. Saat akşam altıyı geçmişti. Her gün bu saatte gelir, bana gülümserdi. Ama bugün de gelmedi. Sonra annem tekrar seslendi: “Oğlum, bak yine umutlanıyorsun. Kızcağız belki de başka bir şeylerle meşguldür.”

İçimde bir boşluk vardı. Sanki biri kalbimi avuçlamış, sıkıyordu. Zeynep’le son konuşmamız hâlâ kulaklarımda çınlıyordu:

— “Ali, bu yaz ne yapacaksın?”

— “Bilmiyorum ki Zeynep. Belki dedemlere giderim. Ya sen?”

— “Ben de bilmiyorum. Belki hiç görüşemeyiz.”

O an anlamamıştım ne demek istediğini. Şimdi ise her geçen gün, onun yokluğunda büyüyen sessizliği daha çok hissediyordum.

Babam işten geç gelirdi. Eve girdiğinde yüzü asık olurdu. Annemle aralarında sürekli bir gerginlik vardı. Ben ise odama kapanır, Zeynep’ten gelen mesajları tekrar tekrar okurdum. Ama son zamanlarda mesajlar da kesilmişti.

Bir akşam, annem sofrayı kurarken dayanamayıp sordum:

— “Anne, sence Zeynep bana küstü mü?”

Annem bir an durdu, gözleriyle bana baktı:

— “Oğlum, herkesin hayatında zor dönemler olur. Belki de ailesiyle ilgili bir şeyler yaşıyordur.”

Ama ben biliyordum; Zeynep’in babası çok sertti. Bir keresinde okul çıkışı onu almaya geldiğinde, Zeynep’in gözleri dolmuştu. Bana fısıldamıştı:

— “Keşke başka bir ailem olsaydı.”

O günden sonra Zeynep’in içindeki karanlığı hissetmeye başlamıştım ama elimden bir şey gelmiyordu.

Bir gün okuldan eve dönerken apartmanın önünde komşumuz Ayşe Teyze’yi gördüm. Yanıma yaklaşıp sessizce sordu:

— “Ali, Zeynep’i gördün mü? Annesi çok endişeliymiş.”

O an içime bir korku düştü. Hemen telefonumu çıkarıp aradım ama ulaşamadım. Eve koştum, odama kapanıp ağladım. O gece uyuyamadım.

Ertesi gün okulda herkes fısıldaşıyordu. Zeynep’in ailesi taşınmıştı. Kimseye haber vermeden, sessizce gitmişlerdi. Sınıf arkadaşlarım bana acıyan gözlerle bakıyordu. Öğretmenimiz bile yanıma gelip başımı okşadı:

— “Ali, hayat bazen böyle zor kararlar aldırır insanlara.”

Ama ben anlamıyordum; neden bana veda etmeden gitmişti? Neden hiçbir şey söylememişti?

Günler geçtikçe içimdeki boşluk büyüdü. Her akşam pencerenin önüne oturup onu beklemeye devam ettim. Annem bazen yanıma gelip saçımı okşardı:

— “Oğlum, hayat devam ediyor.”

Ama ben devam edemiyordum.

Bir gün babamla tartıştık. Bana bağırdı:

— “Artık kendine gel! Bir kız için bu kadar üzülmek yakışıyor mu sana?”

O an içimdeki öfke patladı:

— “Sen ne bilirsin baba? Hiçbir zaman kimseyi gerçekten sevdin mi?”

Babam sustu, gözleri doldu. O an ilk defa onun da kırgın olduğunu fark ettim.

Geceleri uyuyamaz oldum. Zeynep’in bana yazdığı son mesajı tekrar tekrar okudum:

— “Ali, bazen gitmek gerekir. Beni unutma.”

Unutamadım.

Bir gün okuldan dönerken eski parkımıza uğradım. Salıncak hâlâ oradaydı. Üzerine oturup gökyüzüne baktım. Gözlerim doldu:

— “Zeynep, neredesin?”

O an yanımda biri oturdu sandım ama sadece rüzgâr vardı.

Aylar geçti. Sınavlar başladı, hayat devam etti ama ben her gün o pencerenin önünde beklemeye devam ettim. Annem artık hiçbir şey söylemiyordu; sadece sessizce yanımda oturuyordu.

Bir akşam babam yanıma geldi ve elini omzuma koydu:

— “Oğlum, bazen insanlar gitmek zorunda kalır. Senin elinden gelen tek şey onları iyi hatırlamak.”

O gece ilk defa ağlamadım. Sadece pencerenin önünde oturup yıldızlara baktım.

Şimdi düşünüyorum da; acaba Zeynep geri gelseydi her şey farklı olur muydu? Yoksa bazı ayrılıklar gerçekten de kaçınılmaz mıydı? Sizce insan sevdiğini beklemeye ne kadar devam etmeli?