Davetiyesiz Gece: Bir Apartman Hikayesi
“Yine mi gürültü!?” diye içimden geçirdim, aynanın karşısında üçüncü kez elbise değiştirirken. Akşam saat yedi buçuktu; dışarıda hava kararmış, apartmanın koridorunda ise komşum Zeynep’in dairesinden yükselen müzik sesi yankılanıyordu. Elimdeki lacivert bluzu yatağa fırlattım, bir an durup kulak kesildim. Zeynep genellikle sessiz, kendi halinde biriydi; ama bu gece, sanki bütün mahalleyi davet etmiş gibiydi.
Telefonumun ekranına baktım: Annemden yedi tane cevapsız çağrı. “Yine mi yalnızsın kızım? Akşam akşam nereye gideceksin tek başına?” diye sitem eden mesajlar… İçimde bir boşluk, dışarıda ise hayat devam ediyordu. O an, kendimi daha da yalnız hissettim. İstanbul’da, bu eski apartmanda, herkesin birbirini tanıdığı ama kimsenin kimseye dokunmadığı bir hayatın içindeydim.
Birden kapı çaldı. Kalbim hızla atmaya başladı. Kimseyi beklemiyordum. Kapıyı araladığımda karşımda Zeynep’in kızı Elif’i buldum. “Teyze, annem seni de çağırıyor. Pasta var, müzik var, herkes geldi!” dedi heyecanla. Bir an tereddüt ettim. Yıllardır kimseyle bu kadar yakın olmamıştım. Annemin sesini duyar gibi oldum: “Kızım, insan içine karış biraz!”
Elif’in gözlerindeki ışıltıya karşı koyamadım. Üzerime aceleyle bir hırka geçirip kapıyı çektim. Zeynep’in dairesine girdiğimde içerisi tıklım tıklımdı; komşular, çocuklar, yaşlılar… Herkes bir aradaydı. Zeynep beni görünce kollarını açtı: “Ayşe abla, hoş geldin! Senden başka eksik kimse kalmadı vallahi!”
O an, yıllardır kurduğum duvarların çatladığını hissettim. Ama içimde bir huzursuzluk vardı; sanki bu kalabalıkta bile yalnızdım. Masada otururken kulağıma komşu Nermin’in fısıltısı geldi: “Ayşe Hanım da sonunda çıktı ortaya! Hep kendi halinde, ne garip kadın…”
Gözlerimi kaçırdım. Pastadan bir lokma aldım ama boğazımdan geçmedi. Zeynep yanıma oturdu: “Ayşe abla, seninle hiç böyle sohbet etmemiştik. Nasılsın gerçekten?”
Bir an sustum. Sonra içimde birikenleri dökmeye başladım: “Zeynep, bazen çok yalnız hissediyorum. Annem sürekli arıyor, evlenmemi istiyor. İşte de herkes birbirine mesafeli… Sanki bu şehirde kaybolmuş gibiyim.”
Zeynep elimi tuttu: “Bak etrafına, herkesin derdi var aslında. Ben de eşimden ayrılınca çok zorlandım. Ama insan paylaşınca hafifliyor.”
O sırada mutfaktan gelen tartışma sesiyle irkildik. Nermin’in oğlu Burak ile apartmanın yaşlı sakini Muzaffer Amca hararetli bir şekilde konuşuyordu:
— Gençler saygısız oldu artık! Herkes kafasına göre takılıyor!
— Amca, biraz eğleniyoruz işte! Hayat zaten zor…
Zeynep araya girdi: “Muzaffer Amca, bugün Elif’in doğum günü. Biraz anlayış göster lütfen.”
Muzaffer Amca homurdanarak köşesine çekildi. O an fark ettim ki; bu apartmanda herkesin kendi hikayesi, kendi yalnızlığı vardı.
Gece ilerledikçe sohbetler koyulaştı. Bir ara annem tekrar aradı; açmadım. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Ben ne zaman gerçekten mutlu oldum ki?” Çocukluğumda mahallede oynadığım günler geldi aklıma; o zamanlar hayat daha basitti.
Birden Zeynep yanıma gelip kulağıma eğildi: “Ayşe abla, ister misin yarın birlikte kahvaltı yapalım? Yalnızlık paylaşınca azalıyor.”
Gözlerim doldu. Belki de ilk defa biri beni gerçekten gördü.
Gece bittiğinde herkes yavaş yavaş evine çekildi. Ben de kapımı kapatırken aynaya baktım; yüzümde hafif bir tebessüm vardı.
Ama içimde hâlâ bir soru yankılanıyordu: “Bu şehirde gerçekten birbirimize dokunabiliyor muyuz? Yoksa herkes kendi yalnızlığında mı kayboluyor? Sizce biz komşuluk ilişkilerimizi kaybettik mi?”