Sevilmeyen Kız: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı

“Yine mi geç kaldın, Elif?” Annemin sesi, evin kapısından içeri adımımı attığım anda koridorda yankılandı. Sanki her gelişimde, saat kaç olursa olsun, bir bahanesi vardı bana sitem etmek için. Çantamı yere bırakırken içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Otobüs rötar yaptı anne,” dedim kısık bir sesle. O ise göz ucuyla bana bakıp başını çevirdi.

Küçüklüğümden beri annemin gözünde hep eksik, hep yanlış bir çocuk oldum. Kardeşim Murat ise evin gözbebeğiydi. Ona her zaman daha çok ilgi, daha çok sevgi gösterildi. Ben ise ne yapsam yaranamazdım. Babam erken yaşta vefat ettiğinde, annemle aramızdaki mesafe daha da büyüdü. Sanki babamın yokluğunda suçlu bendim.

Bir hafta sonra annemin 60. yaş günüydü. Murat sabah erkenden aradı. “Elif, unutmuyorsun değil mi? Büyük gün yaklaşıyor,” dedi heyecanla. “Unutmuyorum Murat, merak etme,” dedim ama içimde bir burukluk vardı. Annemin doğum gününde yine gölgede kalacağımı biliyordum.

O gün işten eve dönerken, çantamda telefonum çaldı. Murat’tı yine. “Ablacığım, pasta işini sen halledersin değil mi? Annem senin elinden pasta yemeyi çok severdi,” dedi. Gülümsedim acı bir şekilde; annem benim pastalarımı hiç sevmezdi aslında, ama Murat’ın yanında öyle davranırdı. “Tabii Murat, ben hallederim,” dedim.

Hazırlıklar başladığında evdeki hava iyice gerildi. Annem sürekli bana emirler yağdırıyor, yaptığım hiçbir şeyi beğenmiyordu. “Elif, çayı neden böyle demledin? Misafirler acı çay mı içecek?” “Elif, şu masayı düzgün kuramadın mı hâlâ?” Her cümlesiyle içimdeki çocuk yeniden ağlamaya başlıyordu.

Bir akşam mutfakta yalnız kaldığımızda cesaretimi topladım. “Anne, neden bana hep böyle davranıyorsun?” dedim titreyen bir sesle. Gözleri bir anlığına bana baktı, sonra hızla yere çevirdi bakışlarını. “Ne demek istiyorsun Elif? Sen de kardeşin kadar değerlisin,” dedi ama sesi inandırıcı değildi.

O gece odama çekildim ve eski defterlerimi karıştırdım. İlkokulda yazdığım bir kompozisyonu buldum: “Annem beni çok seviyor.” Oysa o sevgiyi hiç hissetmemiştim. Gözlerim doldu; çocukluğumun en büyük yalanıydı bu cümle.

Doğum günü geldiğinde ev dolup taştı. Komşular, akrabalar, herkes Murat’ı övüyor, anneme ne kadar şanslı olduğunu söylüyordu. Ben ise mutfakta tabak yıkıyordum sessizce. Bir ara Murat yanıma geldi. “Ablacığım, neden hep uzaktasın? Gel biraz otur bizimle,” dedi samimi bir şekilde. Ona bakıp gülümsedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.

Gece ilerledikçe annemle aramızdaki mesafe daha da büyüdü. Pastayı getirdiğimde herkes alkışladı ama annem sadece Murat’a bakıp gülümsedi. O an dayanamadım; “Anne, ben de buradayım,” dedim kalabalığın ortasında. Herkes sustu, gözler bana çevrildi.

Annem bir an duraksadı, sonra soğuk bir ifadeyle, “Tabii ki buradasın Elif,” dedi ve başka bir şey söylemedi. O an içimde bir şeyler koptu.

Gece bittiğinde herkes dağıldı. Mutfakta yalnız kaldım; ellerim titriyordu. Murat yanıma geldi ve sessizce elimi tuttu. “Ablacığım, annemiz seni seviyor aslında… Sadece bazen gösteremiyor,” dedi.

Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Bazen insan en çok sevdiklerinden yaralanıyor Murat,” dedim.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin odasının kapısına gittim ve içeri girdim. O hala uyanıktı; yatağında oturuyordu. “Anne, ben ne zaman senin için yeterli olacağım?” diye sordum sessizce.

Uzun bir sessizlik oldu. Sonra annem gözlerini kaçırarak konuştu: “Baban öldüğünde çok korktum Elif… Sana nasıl annelik yapacağımı bilemedim. Hep Murat’a sığındım çünkü onunla baş etmek daha kolaydı.”

İçimdeki öfke yerini acıya bıraktı. “Ben de annesiz kaldım anne… Sen hayattayken bile,” dedim.

O gece ilk defa birbirimize sarıldık; gözyaşlarımız birbirine karıştı.

Şimdi düşünüyorum da; aile olmak sadece aynı evde yaşamak değilmiş. Sevgi bazen gösterilemeyen bir yük gibi omuzlarda taşınıyor bu ülkede… Peki ya siz? Hiç ailenizde kendinizi sevilmeyen çocuk gibi hissettiniz mi? Yoksa her şey dışarıdan göründüğü kadar kolay mı?