Kırık Bir Bavulun İçinde Saklı Hayatlar
“Baba, ne zaman geleceksin? Bebeğim seni bekliyor!” Derya’nın telefondaki incecik sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. Otobüsün camına başımı yaslamış, elimdeki pembe kutuya daha da sıkı sarılmıştım. Gözlerimden uyku akıyor ama içimdeki huzursuzluk bir türlü dinmiyordu. Elif’le son konuşmamız, evden çıkmadan önceki o sessiz fırtına… O anı tekrar tekrar yaşıyordum.
“Yine mi geç geleceksin, Murat? Derya seni bekliyor, ben de…” Elif’in sesi yorgun ve kırgındı. Cevap veremedim. Ne diyebilirdim ki? İş bulmak için şehir şehir dolaşıyor, üç kuruş fazla kazanmak için her fırsatı değerlendiriyordum. Ama ne kadar çabalasam da evimizin içindeki soğukluk, aramızdaki mesafeyi kapatamıyordum.
Otobüsün içi loştu, yanımdaki yaşlı adam horul horul uyuyordu. Ben ise gözlerimi kapattığımda bile Elif’in gözlerindeki o yabancılığı görüyordum. Son zamanlarda bana karşı daha mesafeli, daha suskundu. Telefonda konuşurken bile sesi titriyordu. Bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum ama adını koyamıyordum.
Birden telefonum titredi. Elif’ten mesaj: “Konuşmamız lazım.” Kalbim sıkıştı. Bu cümle, evliliğimizin başından beri en çok korktuğum cümleydi. Konuşmamız lazım… Ne zaman bu cümleyi duysam, bir şeylerin sonu gelmiş gibi hissederdim.
Otobüs yavaşça köy yoluna saptı. Camdan dışarı baktım; karanlıkta ağaçlar gölgeler gibi geçiyordu. İçimdeki korku büyüdü. Ya Elif benden vazgeçtiyse? Ya Derya’yı benden uzaklaştırırsa? Ya bütün bu çabalarım boşa giderse?
Kafamda bin bir düşünceyle eve vardım. Kapıyı açtığımda Derya koşarak boynuma atladı. “Baba! Bebeğim nerede?” Gözlerindeki sevinç bir anlığına içimi ısıttı. Ona oyuncağını verdim, sarıldık. Ama Elif kapının eşiğinde duruyordu; gözleri şişmiş, yüzü solgundu.
“Konuşalım mı?” dedi sessizce.
Derya odasına koştu, biz salona geçtik. Elif’in elleri titriyordu. “Murat… Böyle devam edemem. Yalnız hissediyorum kendimi. Sen hep uzaktasın, ben burada her şeyle tek başıma uğraşıyorum.”
“Ne yapabilirim Elif? İş yok, para yok… Kızımız için çalışıyorum.”
“Biliyorum ama… Yalnızlık çok ağır geliyor. Annemlere dönmeyi düşünüyorum.”
Bir an nefesim kesildi. “Derya’yı da mı götüreceksin?”
Elif’in gözleri doldu. “Bilmiyorum… Belki de biraz ayrı kalmak iyi gelir.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Derya’nın odasına gidip başında bekledim. Küçük elleriyle yeni bebeğini sarılmıştı; yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı. Ben ise hayatımın en büyük korkusuyla baş başaydım: Ailem dağılacak mıydı?
Sabah Elif valizini hazırlamıştı. Derya uyanınca annesinin gitmek üzere olduğunu anladı ve ağlamaya başladı. “Anne gitme! Baba da gelsin!”
Elif gözyaşlarını silerek eğildi: “Biraz annemlerde kalacağız, tamam mı canım?”
Derya bana döndü: “Baba sen de gel!”
O an içimde bir şeyler kırıldı. Elif’e baktım; o da bana bakıyordu ama gözlerinde artık başka bir hayatın umudu vardı sanki.
“Ben de gelmek isterdim,” dedim kısık sesle, “ama çalışmam lazım.”
Elif başını eğdi, Derya’nın elinden tuttu ve kapıdan çıktılar. Arkalarından bakarken içimde tarifsiz bir boşluk oluştu.
Günler geçti, ev sessizliğe gömüldü. İşe gidip gelirken kendimi bir yabancı gibi hissediyordum. Akşamları Derya’yla görüntülü konuşuyorduk ama o da artık daha az konuşuyordu; annesinin yanında huzurlu görünüyordu.
Bir akşam işten dönerken mahalledeki kahvede oturan komşuların fısıldaştığını duydum:
“Elif’in annesinde kalması hayra alamet değil.”
“Yazık oldu Murat’a, iyi adamdı.”
Sanki herkes bizim hikâyemizi biliyor, herkes acımı izliyordu.
Bir gece Elif aradı: “Murat… Boşanmak istiyorum.”
O an dünya başıma yıkıldı. “Derya ne olacak?” diye sordum titreyen sesle.
“Seninle de kalabilir, benimle de… Ama ben artık böyle yaşayamam.”
O gece sabaha kadar ağladım. Annemi aradım; “Oğlum,” dedi, “herkesin sınavı farklıdır. Kızın için güçlü ol.”
Boşanma davası açıldı. Mahkemede Elif’le göz göze geldik; ikimiz de yorgun ve bitkindik. Derya ortada kalmıştı; küçük bir çocuk, ikiye bölünmüş bir hayat…
Boşandıktan sonra Derya’yı haftada bir görebiliyordum. Onunla geçirdiğim her an kıymetliydi ama içimde hep bir eksiklik vardı. Bir gün parkta otururken bana sarıldı: “Baba, yine birlikte yaşayacak mıyız?”
Gözlerim doldu; ona cevap veremedim.
Şimdi her gece yalnız odamda otururken kendi kendime soruyorum: Bir aileyi ayakta tutmak için ne kadar fedakârlık gerekir? Sevgi yetmezse geriye ne kalır? Siz olsanız ne yapardınız?