Kırık Bir Kalbin Ardında: Yıllar Sonra Karşıma Çıkan Aşkım
“Zeynep… Sen misin?”
O sabah Kadıköy’de, rıhtımda yürürken, içimdeki boşluğu bastırmaya çalışıyordum. Yağmur yeni dinmişti, kaldırımlar hâlâ ıslaktı. Birden arkamdan gelen kısık bir sesle irkildim. Döndüm; karşımdaki adamı ilk başta tanıyamadım. Saçları kırlaşmış, omuzları çökmüş, gözleri sanki yılların yükünü taşıyordu. Ama o bakış… O bakışı unutmam mümkün değildi. Murat’tı bu. Yıllar önce kalbimi paramparça edip giden adam.
Bir an konuşamadık. Sanki zaman durmuştu. O eski günler, Murat’la yaşadığım o güzel ama sancılı yıl, gözümün önünden film şeridi gibi geçti. O zamanlar ben kendimi hiçbir zaman güzel bulmazdım. Hep başkalarıyla kıyaslardım kendimi; daha ince, daha uzun, daha dikkat çekici kızlarla. Murat ise bana ilk defa değerli olduğumu hissettiren kişiydi. Onun yanında kendimi özel hissediyordum. Ama zamanla her şey değişti.
Murat’la bir yıl boyunca birlikte yaşadık. Annem başta çok karşı çıktı. “Kız kısmı evlenmeden erkeğin evine gitmez!” diye bağırdı defalarca. Babam ise sessizce köşesine çekildi, ama gözlerinde hayal kırıklığını görebiliyordum. Ben ise Murat’a sığındım; onun sevgisiyle bütün eksiklerimi kapatabileceğime inandım. Ama yanılmışım.
Birlikte yaşadığımız evde ilk aylar güzeldi. Sabahları bana kahvaltı hazırlardı, işten döndüğümde kapıda beklerdi. Sonra yavaş yavaş değişmeye başladı. İşteki stresi eve taşıyor, bana karşı sabırsızlaşıyordu. Ben ise her şeyin yoluna girmesi için daha çok çabalıyordum. Daha güzel görünmek için saatler harcıyor, onun sevdiği yemekleri yapıyor, her tartışmadan sonra özür dileyen taraf oluyordum.
Bir gece, tartışmamız büyüdü. “Seninle konuşmak bile istemiyorum artık!” diye bağırdı Murat. O an içimde bir şeyler koptu. O kadar çabalamama rağmen yetememiştim ona. Ertesi sabah evi terk etti. Ne bir mesaj, ne bir not… Sadece sessizlik ve ardında bıraktığı boşluk.
Ailem haklı çıkmıştı belki de. Annem günlerce “Sana demiştim!” diye başımın etini yedi. Arkadaşlarım ise “Unut gitsin,” dediler ama kimse içimdeki acıyı anlamadı. Aylarca odamdan çıkmadım, aynaya bakamaz oldum. Kendimi suçladım; belki daha güzel olsaydım, belki daha az konuşsaydım, belki daha az sevseydim…
Yıllar geçti. Hayat devam etti ama ben hiçbir zaman tam anlamıyla toparlanamadım. İşe girdim, başka insanlarla tanıştım ama kimseye kalbimi açamadım. Annem hâlâ evlenmem için baskı yapıyor, “Zaman geçiyor Zeynep!” diyor her fırsatta. Babam ise göz göze gelmekten kaçınıyor.
Ve şimdi, yıllar sonra Murat karşımda duruyordu. Gözleri dolu dolu bana bakıyordu ama tek kelime edemiyordu. İçimde öfke mi vardı, özlem mi? Bilmiyorum… Sadece kalbim deli gibi atıyordu.
“Sen… Nasılsın?” dedim titrek bir sesle.
Murat başını eğdi, elleri titriyordu. “İyi değilim Zeynep,” dedi kısık bir sesle. “Sana çok şey borçluyum… O zamanlar anlamadım.”
Bir an sustuk. Etrafımızdaki insanlar aceleyle yanımızdan geçip gidiyordu ama bizim için dünya durmuştu sanki.
“Beni affedebilir misin?” dedi sonunda.
O an içimdeki tüm duygular birbirine karıştı: Kırgınlık, öfke, özlem… Ona sarılmak istedim ama aynı zamanda bağırmak da istedim.
“Bilmiyorum Murat,” dedim gözlerim dolarak. “Yıllarca kendimi suçladım. Yetemedim sandım… Ama şimdi anlıyorum ki belki de ikimiz de hazır değildik.”
Murat’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Ben de kendimi affedemedim zaten,” dedi hıçkırarak.
Bir süre sessizce oturduk rıhtımdaki banka. Geçmişin yükü omuzlarımızda ağırdı.
Sonra Murat cebinden eski bir fotoğraf çıkardı; birlikte çekildiğimiz bir fotoğraf… Gözlerimizde umut var o karede.
“Bu fotoğrafı hep cüzdanımda taşıdım,” dedi Murat. “Sana geri vermek istiyorum.”
Fotoğrafı elime aldığımda ellerim titredi. O eski Zeynep’e baktım; gözlerinde umut olan, sevgiye inanan Zeynep’e… Şimdi ise aynada gördüğüm kadın bambaşka biri.
“Hayat bazen bizi öyle yerlere savuruyor ki Murat,” dedim sessizce. “Belki de bazı yaralar hiç kapanmıyor.”
Murat başını salladı, kalktı ve gitmek için hazırlandı.
“Hoşça kal Zeynep,” dedi son kez.
Onun arkasından bakarken içimde garip bir huzur hissettim; belki de yıllardır beklediğim veda buydu.
Şimdi düşünüyorum da… İnsan gerçekten affedebilir mi? Yoksa bazı yaralar hep kanamaya devam mı eder? Sizce geçmişle barışmak mümkün mü?