Yıllarca Saklanan Bir Sır: “Sen Her Şeyi Mahvedersin”
“Sen gelmesen daha iyi olur, biliyorsun bizim şirkette eş getirmek yasak,” dedi yine, gözlerini kaçırarak. O an içimde bir şeyler kırıldı. Yıllardır aynı bahaneyi duymaktan yorulmuştum ama bu kez içimde bir huzursuzluk vardı. Oğlumuz Emir’in odasından gelen hafif müzik sesiyle irkildim, ama asıl fırtına içimde kopuyordu.
Ben Zeynep. On iki yıllık evliyim, iki çocuk annesiyim. Eşim Murat’la üniversitede tanıştık, o zamanlar bana dünyadaki en dürüst insan gibi gelirdi. Ama yıllar geçtikçe, aramızdaki mesafe büyüdü. Özellikle son dört yıldır, Murat’ın iş hayatı ve şirketindeki sosyal etkinlikler bizim evliliğimizin dışında bir dünyaydı sanki. Her yıl düzenlenen şirket partileri, hafta sonu piknikleri, yılbaşı kutlamaları… Hepsine yalnız gidiyordu. Ben ise evde çocuklarla kalıyor, onun eve dönmesini bekliyordum.
Bir gün, markette eski bir arkadaşım olan Ayşe’yle karşılaştım. Ayşe’nin eşi de Murat’ın çalıştığı şirketteydi. Sohbet sırasında laf arasında, “Geçen seneki şirket partisinde ne kadar eğlenmiştik! Murat’la da dans ettik hatta,” dedi. O an beynimden vurulmuşa döndüm. “Nasıl yani? Sen de mi gittin?” dedim şaşkınlıkla. “Tabii canım, herkes eşini getiriyor zaten. Sen gelmedin mi hiç?”
Ayşe’nin şaşkın bakışları altında yutkundum. Eve dönerken ellerim titriyordu. Murat eve geldiğinde yüzüne bakamadım. O gece sabaha kadar uyuyamadım; kafamda binlerce soru dönüp durdu. Neden bana yalan söylemişti? Neden yıllarca beni dışarıda bırakmıştı?
Ertesi akşam sofrada sessizlik vardı. Emir ve küçük kızımız Duru odalarına çekilince dayanamayıp sordum:
— Murat, bana bir şey sormak istiyorum.
— Ne oldu Zeynep?
— Şirket partilerine eşler de gelebiliyormuş. Ayşe söyledi.
Bir anlığına yüzü dondu, sonra hemen toparlandı.
— Ya… Evet ama… Yani… Sen sevmiyorsun ya öyle kalabalıkları.
— Ben mi sevmiyorum? Hiç sordun mu bana?
Gözlerim doldu. Murat’ın yüzünde suçluluk ve öfke karışımı bir ifade belirdi.
— Zeynep, bak… Sen gelince her şeyi sorguluyorsun, rahat edemiyorum. Arkadaşlarımın yanında huzursuz oluyorum. Sen… Sen her şeyi mahvedersin diye korkuyorum.
O an içimdeki bütün sevgi yerini tarifsiz bir acıya bıraktı. Yıllarca kendimi suçlamıştım; acaba ben mi sıkıcıyım, ben mi uyumsuzum diye. Meğer Murat’ın gözünde ben sadece bir yükmüşüm.
O gece çocuklar uyuduktan sonra salonda tek başıma oturdum. Annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Kızım, evlilikte sır olmaz.” Ama bizim evliliğimizde sırlar vardı; hem de en anlamsızından en acı verenine kadar.
Ertesi gün Murat işe gittiğinde, telefonunu karıştırmak gibi bir niyetim yoktu aslında ama dayanamadım. Mesajlarını okudum; iş arkadaşlarıyla yazışmalarında benden hiç bahsetmemişti. Hatta bir yerde “Zeynep bu tip şeylere gelmez zaten” yazmıştı. O an kendimi hiç olmadığı kadar yalnız hissettim.
Akşam olduğunda Murat eve geldiğinde ona bakamadım bile. Çocuklar sofradayken her şey normalmiş gibi davrandık ama içimde fırtınalar kopuyordu. Yemekten sonra Duru’nun saçlarını tararken gözlerim doldu; kızımın bana güvenmesini, büyüdüğünde bana her şeyini anlatmasını istiyordum ama ben kendi eşime güvenemiyordum.
Bir hafta boyunca Murat’la aramızda soğuk bir savaş vardı. Konuşmalarımız kısa ve yüzeyseldi. Bir akşam Emir yanıma gelip “Anne, babam seni neden üzüyorsun?” dediğinde gözyaşlarımı tutamadım. Çocuklarımın bu gerginliği hissetmesi beni daha da kahretti.
Bir akşam Murat’la baş başa konuşmaya karar verdim.
— Murat, bu böyle gitmez. Bana neden yalan söyledin?
— Zeynep, bilmiyorum… Belki de seni orada istemedim çünkü kendimi rahat hissetmiyorum yanında. Herkesin eşiyle ne kadar iyi anlaştığını görünce kendimi kötü hissediyorum.
— Peki ya ben? Ben yıllarca evde yalnız kaldım, çocuklarla uğraştım, senin dönmeni bekledim. Hiç düşündün mü nasıl hissettiğimi?
Murat sustu. Gözleri doldu ama hiçbir şey söylemedi.
O gece valizimi topladım; çocukları anneme bırakıp birkaç gün uzaklaşmaya karar verdim. Annem kapıyı açtığında gözlerime baktı ve sarıldı:
— Kızım, bazen en büyük yalanlar en yakınlarımızdan gelir. Ama unutma, senin değerini kimse belirleyemez.
O birkaç gün boyunca hayatımı düşündüm; Murat’ı, evliliğimizi, kendimi… Yıllarca kendi mutluluğumu ikinci plana atmıştım. Sırf ailem dağılmasın diye susmuştum ama artık susmak istemiyordum.
Eve döndüğümde Murat beni kapıda karşıladı.
— Zeynep, sensiz ev bomboştu. Ne olur affet beni… Sana yalan söylemek istemedim ama korktum; senin gözünde yetersiz görünmekten korktum.
— Murat, affetmek kolay değil. Güven bir kere kırıldı mı tamir olması çok zor…
O an ikimiz de ağladık. Belki de ilk defa gerçekten konuştuk birbirimizle.
Şimdi aradan aylar geçti; hâlâ her şey eskisi gibi değil ama en azından artık konuşabiliyoruz. Çocuklarımıza dürüst olmayı öğretiyoruz; çünkü biliyorum ki en büyük yara gizlenen sırlar ve söylenmeyen sözlerde saklı.
Bazen geceleri kendi kendime soruyorum: Bir insan sevdiğine neden yalan söyler? Gerçekten korumak için mi, yoksa sadece kendini korumak için mi? Siz olsaydınız affeder miydiniz?