Kapalı Kapılar Ardında: Kendi Sesimi Ararken Kaybolan Hayatım
“Neden yine marketten bu kadar fazla harcadın, Elif?”
Serkan’ın sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki poşetleri tezgâha bırakırken, içimde bir şeyler daha kırıldı. O an, sadece bir market fişiyle değil, yıllardır biriktirdiğim hayallerimle de hesap veriyordum sanki.
“Çocukların sütü bitmişti, biraz da meyve aldım,” dedim, sesim titreyerek. O ise fişi eline aldı, kalemle tek tek kalemleri işaretlemeye başladı. “Bak, şu çikolata gereksizdi. Şu marka yoğurt pahalı. Elif, sen hiç düşünmüyor musun?”
Düşünmüyor muydum? Her gece, çocuklar uyuduktan sonra, mutfakta sessizce oturup harcamalarımı deftere yazarken, acaba bu ay Serkan’a nasıl açıklayacağım diye düşünmekten başka ne yapıyordum ki? Oysa ben de çalışıyordum. Hatta son iki yıldır maaşım Serkan’ınkinden fazlaydı. Ama banka kartlarım onda, kredi kartı şifremi bile bilmiyorum. Maaşım yattığı gibi ortak hesaba aktarılıyor, sonra bana haftalık harçlık veriliyor.
Bir gün anneme açıldım. “Anne,” dedim telefonda, “Serkan bana para vermiyor. Kendi paramı bile kullanamıyorum.” Annem sustu önce. Sonra, “Kızım, evin reisi odur. Erkek adam evi idare eder,” dedi. O an içimdeki yalnızlık büyüdü. Annem bile anlamıyordu.
Bir akşam Serkan işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Yine mi elektrik faturası bu kadar yüksek geldi? Elif, sen bütün gün evde oturuyorsun, bari tasarruf et!” dedi. Oysa ben de çalışıyordum; sabahları online dersler veriyor, akşamları çocuklara bakıyordum. Ama onun gözünde hâlâ sadece ‘evde oturan’ biriydim.
Bir gece yatakta dönüp dururken kendi kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar küçüldüm? Ne zaman kendi evimde misafir oldum?”
Bir gün işyerinde arkadaşım Zeynep’le kahve içerken dayanamayıp anlattım. “Zeynep, ben kendi paramı bile kullanamıyorum. Her şeyin hesabı soruluyor.” Zeynep’in gözleri doldu. “Elif, bu ekonomik şiddet. Bunu kabul etme!” dedi.
O gün eve dönerken içimde bir isyan büyüdü. Çocuklar uyuduktan sonra Serkan’a yaklaştım. “Serkan,” dedim, “Ben de çalışıyorum. Kendi paramı kullanmak istiyorum.”
Serkan önce güldü. “Senin paran benim param, Elif. Ailede para bir yerde toplanır.”
“Peki ya benim isteklerim? Benim ihtiyaçlarım?”
“Senin ihtiyacın olan her şeyi ben alırım.”
O an anladım ki, mesele para değildi sadece; mesele kontroldu.
Bir hafta boyunca Serkan’la konuşmaya çalıştım ama her seferinde duvara çarptım. Bir akşam çocuklar uyurken mutfakta ağladım. Oğlum Ege geldi, “Anne, neden ağlıyorsun?” dedi. Ona yalan söylemek zorunda kaldım.
Bir gece Serkan’la büyük bir kavga ettik. “Ben senin kölen değilim!” diye bağırdım. O da bana bağırdı: “Ben de senin hizmetçin değilim! Bu evde düzen böyle!”
Ertesi sabah işe giderken aynada kendime baktım; gözlerim şişmişti ama içimde bir karar vardı artık. Bankaya gittim ve kendi adıma bir hesap açtım. Maaşımı oraya aktarmak için dilekçe verdim.
O akşam Serkan’a söyledim: “Artık kendi hesabıma maaşımı alacağım.”
Serkan’ın yüzü kireç gibi oldu. “Beni mi kandırıyorsun? Bu evde böyle şey olmaz!”
Ama ben kararlıydım: “Ya birlikte eşit oluruz ya da bu evlilik biter.”
O gece Serkan salonda yattı. Günlerce konuşmadık. Annem aradı; “Kızım yuvanı yıkma,” dedi. Ama ben ilk kez kendimi suçlu hissetmedim.
Bir hafta sonra Serkan yanıma geldi. Yorgun ve kırgın görünüyordu.
“Elif,” dedi sessizce, “Ben de korkuyorum aslında… Parayı kaybedersek diye… Her şey üstüme yükleniyor gibi hissediyorum.”
İlk kez onun da korktuğunu gördüm.
“Serkan,” dedim, “Ben senin düşmanın değilim. Sadece kendi hayatımı da yaşamak istiyorum.”
O günden sonra her şey bir anda düzelmedi ama konuşmaya başladık. Hesaplarımızı birlikte kontrol etmeye başladık; harcamaları birlikte planladık.
Ama hâlâ bazen geceleri uyanıp düşünüyorum: Acaba başka kaç kadın kendi evinde böyle sessizce eziliyor? Kaçımız kendi emeğimizin karşılığını alamıyoruz?
Siz olsanız ne yapardınız? Kendi sesinizi bulmak için neleri göze alırdınız?