Yaralı Güven: Bir İhanetin Ardından
“Senin annenle baban boşanıyor, Zeynep!” diye bağırdı ablam Elif, mutfağın kapısında titreyen elleriyle. O an, elimdeki çay bardağı yere düştü ve bin parçaya ayrıldı. Sanki o bardakla birlikte içimdeki huzur da paramparça oldu. Annemin gözleri dolu dolu bana bakıyordu; babam ise başını öne eğmiş, suçlu bir çocuk gibi sandalyesinde kıpırdanıyordu.
“Yeter artık!” diye haykırdı annem, sesi çatallı ve yorgun. “Yıllardır yalanlarla yaşadık. Ben daha fazla yapamayacağım.”
Babamın gözlerinde bir anlık pişmanlık parladı ama hemen ardından öfke geldi: “Sen de hiç anlamadın beni, Hatice! Hep kendi bildiğini okudun.”
O an, çocukluğumun geçtiği bu küçük Anadolu kasabasının daracık sokaklarında yankılanan tartışmalarımızı düşündüm. Komşuların kulak kabarttığını, dedikodunun sabah kahvaltısında çayla birlikte içileceğini biliyordum. Ama asıl acı olan, ailemin dağılmasıydı.
O gece odamda sabaha kadar ağladım. Elif yanıma geldi, saçlarımı okşadı: “Zeynep, annem haklı. Babam… başka biriyle görüşüyormuş.”
Dünya başıma yıkıldı. Babamı hep örnek almıştım; bana dürüstlüğü, çalışkanlığı öğretmişti. Şimdi ise en büyük yalanı o söylemişti. Ertesi sabah kahvaltı masasında kimse konuşmadı. Annem gözlerini kaçırıyor, Elif ise sürekli telefonuna bakıyordu. Babam erkenden çıkıp gitti.
Okula gitmek istemedim ama annem zorladı: “Hayat devam ediyor, Zeynep.” Sınıfta herkesin bana baktığını hissettim. En yakın arkadaşım Merve yanıma oturdu: “Duydum… İyi misin?”
Başımı salladım ama gözlerim doldu. Öğretmenimiz Ayşe Hanım ders anlatırken bile aklım hep evdeydi. Eve döndüğümde annem valiz hazırlıyordu. “Bir süre halanlarda kalacağım,” dedi kısık sesle.
“Beni de götür,” diye yalvardım.
“Hayır, sen okulunu bırakmayacaksın. Elif’le kalırsınız.”
Babam akşam eve geldiğinde annem çoktan gitmişti. Evin içinde annemin kokusu hâlâ vardı ama sıcaklığı yoktu artık. Babam bana bakmadı bile; doğruca odasına geçti.
Geceleri uyuyamaz oldum. Elif de içine kapanmıştı. Bir sabah babam kahvaltı sofrasında otururken birden patladı:
“Baba! Neden yaptın bunu? Annemi nasıl aldatırsın?”
Babam sustu, gözleri doldu ama hiçbir şey söylemedi. O an ona hem kızdım hem de acıdım. Çünkü onun da mutsuz olduğunu gördüm.
Günler geçtikçe kasabada dedikodular arttı. Marketten ekmek alırken bile fısıldaşıyorlardı: “Hatice Hanım kocasını terk etmiş…”
Bir gün okuldan dönerken mahalledeki yaşlı kadınlardan biri önüme çıktı:
“Zeynep kızım, anneni çok mu üzdün?”
O an utançtan yerin dibine girdim. Sanki suçlu benmişim gibi hissettim.
Bir akşam Elif’le otururken ağlamaya başladım:
“Biz ne yaptık da ailemiz böyle oldu?”
Elif sarıldı bana: “Bizim suçumuz yok Zeynep. Bazen büyükler hata yapar.”
Babam bir süre sonra eve geç gelmeye başladı. Yemekleri ısıtıp masaya koyuyordum ama çoğu zaman dokunmuyordu bile. Bir gece geç saatte geldiğinde sarhoştu. Kapının önünde ayakta duramadı; koluna girdim, odaya götürdüm.
“Affet beni kızım,” dedi ağlayarak.
O an içimdeki öfke biraz olsun azaldı ama güvenim tamamen yok olmuştu.
Bir gün annem aradı:
“Zeynep, iyi misin?”
“Ana… Ne olur geri gel,” dedim hıçkırarak.
“Babanla konuşmam lazım önce,” dedi kararlı bir sesle.
O gece babamla annem oturup konuştular. Biz Elif’le odada kulak kabarttık:
“Hatice, hata yaptım,” dedi babam. “Ama sensiz yapamıyorum.”
Annem uzun süre sustu:
“Beni ve çocukları düşünmedin bile… Şimdi nasıl güveneyim sana?”
Babam cevap veremedi. O an anladım ki bazı yaralar kolay kolay kapanmıyor.
Aylar geçti, hayatımız yavaş yavaş düzene girdi ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Annem eve döndü ama aralarındaki soğukluk hiç geçmedi. Ben ise artık kimseye kolay kolay güvenemiyordum.
Üniversite sınavına hazırlandığım yıl boyunca içimde hep bir boşluk vardı. Arkadaşlarım ailelerinden bahsederken ben susuyordum. Bir gün Merve bana dedi ki:
“Zeynep, affetmek zorunda değilsin ama kendini de cezalandırma.”
Bu sözler bana güç verdi. Kendi yolumu çizmem gerektiğini anladım.
Şimdi üniversitedeyim, başka bir şehirde yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Ama geceleri hâlâ o kavga sesleri kulağımda çınlıyor.
Bazen düşünüyorum: Aile olmak sadece aynı evde yaşamak mı? Yoksa birbirine güvenmek mi? Sizce affetmek mümkün mü? Yoksa bazı yaralar asla iyileşmez mi?