Yıldönümümüzde Duyduğum Bir Kelimeyle Hayatım Altüst Oldu

“Baba!”

O kelimeyi duyduğumda elimdeki şarap kadehi yere düştü, camlar mermer zeminde bin parçaya ayrıldı. Sanki o an, kalbim de o camlar gibi paramparça oldu. Evin salonunda, yıldönümümüz için hazırladığım masanın hemen yanında, eşim Serkan diz çökmüş, gözyaşları içinde titreyen küçük bir çocuğu teselli ediyordu. O çocuk ise, en yakın arkadaşım Zeynep’in oğlu Arda’ydı.

O an beynimden geçenleri anlatmak imkânsız. Sanki zaman durmuştu. Arda’nın gözleri Serkan’a kilitlenmişti; ağlamaktan kızarmış yanaklarında yaşlar süzülüyordu. “Tatile gittiğimizde de bana böyle sarılmıştın, tıpkı babam gibi…” dedi Arda, sesi titrek ama bir o kadar da masumdu.

Zeynep ise bir köşede donup kalmıştı. Göz göze geldik. Gözlerinde bir suçluluk, bir korku… Ama en çok da pişmanlık vardı. O an içimde bir şeyler koptu. Yedi yıllık evliliğim, on beş yıllık dostluğum ve huzurlu sandığım hayatım bir anda yerle bir olmuştu.

Serkan bana döndü, yüzünde yakalanmış bir suçlunun ifadesi vardı. “Elif, açıklayabilirim…” dedi ama sesi öylesine cılızdı ki neredeyse duyamadım. Zeynep ise hâlâ susuyordu. Arda ise hiçbir şeyin farkında olmadan Serkan’ın boynuna sarılmıştı.

“Ne oluyor burada?” diye bağırdım. Sesim evin duvarlarında yankılandı. O an içimdeki öfke, hayal kırıklığı ve korku birbirine karıştı. Serkan’ın gözleri doldu, Zeynep’in dudakları titredi.

“Lütfen Elif, sakin ol,” dedi Serkan. Ama nasıl sakin olabilirdim ki? Yıllardır en yakın arkadaşım bildiğim Zeynep’in oğlunun babası mıydı Serkan? Yoksa Arda sadece babasını kaybetmiş bir çocuktu ve Serkan ona baba sevgisi mi gösteriyordu? Ama Arda’nın söyledikleri… Zeynep’in bakışları…

“Bana doğruyu söyleyin!” diye haykırdım. “Serkan, Arda senin oğlun mu?”

Zeynep sonunda konuştu. Sesi kısık ve utanç doluydu: “Elif… Ben… Biz… Bir hata yaptık.”

O an dizlerimin bağı çözüldü, yere çöktüm. Gözlerimden yaşlar süzülürken, içimdeki güven duvarları birer birer yıkılıyordu. “Ne zaman?” dedim boğuk bir sesle.

Serkan başını eğdi. “Üç yıl önce… Sen iş seyahatindeyken…”

Zeynep de ağlamaya başladı. “O zaman çok yalnızdım Elif… Sen şehir dışındaydın, ben de yeni boşanmıştım… Her şey çok karışıktı…”

O an geçmişteki tüm anılar gözümün önünden geçti: Zeynep’in boşanma sonrası bunalımı, Serkan’ın ona destek olması, sık sık birlikte vakit geçirmeleri… Ben ise hep onların birbirine iyi geldiğini düşünmüştüm. Meğer aralarındaki bağ bambaşkaymış.

Arda ise hâlâ hiçbir şeyin farkında değildi. Bana bakıp “Teyze, neden ağlıyorsun?” diye sordu masumca.

O gece evde kimse uyumadı. Zeynep oğlunu alıp gitti ama gitmeden önce bana sarılmaya çalıştı. Onu ittim. “Sen benim en yakın arkadaşımdın,” dedim hıçkırarak. “Nasıl yapabildin?”

Serkan ise sabaha kadar salonda oturdu, başını ellerinin arasına almıştı. Sabah olduğunda konuşmak istedi ama ben onu dinleyecek halde değildim.

Günlerce evden çıkmadım. Annem aradı, “Kızım iyi misin?” dediğinde sadece sustum. Ona ne anlatabilirdim ki? Babam ise her zamanki gibi sessizdi; annemin arkasından “Boşver kızım, hayat devam ediyor,” dediğini duydum telefonda.

Bir hafta sonra Zeynep’ten uzun bir mesaj geldi: “Elif, ne desen haklısın. Sana ihanet ettim, affedilemez bir hata yaptım. Ama Arda’nın hiçbir suçu yok. Lütfen ona kötü davranma.”

Arda… O küçük çocuk… Onun hiçbir suçu yoktu gerçekten de. Ama ben ne yapacaktım şimdi? Serkan’la evliliğim bitmişti; Zeynep’le dostluğum da öyle… Peki ya Arda? Onu görmezden mi gelecektim? Yoksa ona da mı sırtımı dönecektim?

Bir akşam annem bana geldi. Sessizce yanımda oturdu, saçımı okşadı. “Kızım,” dedi yumuşakça, “Hayatta herkes hata yapar ama önemli olan senin ne istediğin.”

O gece düşündüm: Hayatım boyunca hep başkalarını mutlu etmeye çalışmıştım; eşimi, arkadaşımı, ailemi… Peki ya ben? Ben ne istiyordum?

Serkan birkaç kez aradı ama açmadım. Sonunda bana uzun bir mektup yazdı: “Elif, sana büyük bir haksızlık yaptım. Bunu asla affetmeyeceğini biliyorum ama Arda benim oğlum ve onun da bir babaya ihtiyacı var. Yine de kararına saygı duyacağım.”

Aylar geçti… Boşanma sürecimiz başladı. Zeynep ise şehir dışına taşındı; Arda’yı da aldı götürdü. Bir daha hiç görüşmedik.

Ama içimde hâlâ cevaplanmamış sorular var: İnsan en yakınından gelen ihaneti affedebilir mi? Bir çocuğun masumiyeti her şeyi unutturabilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?

Şimdi siz söyleyin: Siz olsaydınız ne yapardınız? İhaneti affedebilir miydiniz yoksa her şeye sıfırdan mı başlardınız?