Beş Çocuğu Büyüttüm, Bir Babayı Besleyemediler: Anadolu’da Bir Yalnızlık Hikayesi
— Yeter artık Halime! Vallahi kalkmayacağım! Bırak da şu sabahın köründe biraz huzur bulayım!
Gözlerimi tavana diktim. Tavanın köşesinde örümcek ağları, yılların yorgunluğunu taşıyor. Halime elinde yanık patelini sallıyor, gözleri dolu dolu.
— Hasan, bak, çocuklar gelecek bugün. Evin hali perişan. Sen de bana yardım etmezsen ben ne yapayım?
İçimden bir fırtına kopuyor. Çocuklar… Beş tane evlat büyüttüm. Her biri bir yana savruldu. Şimdi hepsi kendi derdinde. Ben ise, yaşlılığımda bir başıma, Halime’yle bu köy evinde çürüyüp gidiyorum.
Bir zamanlar bu evde ne şenlikler olurdu! Sofrada beş çocuk, gülüşmeler, kavga dövüş… Şimdi ise sessizlik. Sadece Halime’nin iç çekişleri ve benim kırık dökük öksürüğüm.
— Hasan, bak, kızımız Zeynep aradı dün gece. “Babam nasıl?” dedi. Ne diyeyim? “İyi” dedim. Yalan söyledim. Senin halin ortada.
Başımı yastıktan kaldırmadan cevap verdim:
— İyi demişsin Halime. Kızcağızın morali bozulmasın.
Halime’nin gözleri doldu. O an anladım; bu evde sadece ben değil, o da yalnız.
Kapıdan gelen ayak sesleriyle irkildim. Oğlumuz Murat, kucağında torunum Emir’le içeri girdi.
— Selamünaleyküm baba!
— Aleykümselam oğlum… Hoş geldiniz.
Murat’ın yüzünde bir telaş var. Sanki hemen gidecekmiş gibi. Halime hemen çay koymaya koştu.
— Baba, bak Emir’i getirdim sana. Biraz oynarsınız diye düşündüm.
Emir bana bakıp utangaçça gülümsedi. Elini uzattı, parmaklarımın arasına minik ellerini koydu. İçimde bir sıcaklık hissettim ama hemen ardından burukluk geldi.
Murat mutfağa geçti, Halime’yle fısıldaşıyorlar:
— Anne, bak biz bu ay biraz sıkışığız. Kira, okul masrafları… Babama bu ay veremeyeceğim.
Halime’nin sesi titrek:
— Oğlum, baban geçen hafta ilaçlarını alamadı. Ne olur biraz destek olsanız…
Murat’ın sesi sertleşti:
— Anne, herkesin durumu ortada. Zeynep de göndermiyor ki! Hep bana yükleniyorsunuz.
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Yatakta doğruldum, sesimi yükselttim:
— Murat! Oğlum! Ben sizi beşinizi de aç bırakmadım hiç! Bir babayı beslemek bu kadar mı zor?
Murat başını öne eğdi, hiçbir şey demedi. Emir’in elini bıraktı, kapıya yöneldi:
— Hadi Emir, gidiyoruz.
Emir bana dönüp “Dede, yine geleceğim” dedi. Gözlerim doldu.
Kapı kapandıktan sonra Halime yanıma geldi, ellerimi tuttu:
— Hasan, üzülme ne olur…
Ama nasıl üzülmem? Yıllarca tarlada çalıştım, gece gündüz demeden çocuklarım okusun diye uğraştım. Şimdi ise bir kutu ilaca muhtacım.
Akşam oldu. Evin içi yine sessizliğe gömüldü. Halime sobanın başında oturuyor, ben ise pencereden dışarıya bakıyorum. Karşı evde komşumuz Ayşe teyze oğluyla gülerek konuşuyor. Bizim evde ise sadece suskunluk var.
Telefon çaldı. Arayan büyük oğlum İsmail’di.
— Baba nasılsın?
— İyiyim oğlum…
— Baba bak, bu ay işten çıkarıldım. Biraz sıkıntıdayız. Anneme söyle de benden para beklemesinler.
Yutkundum:
— Tamam oğlum… Allah yardımcın olsun.
Telefonu kapattım. Halime gözlerimin içine baktı:
— Hasan, biz ne zaman bu kadar yalnız kaldık?
Cevap veremedim. Çünkü cevabı bilmiyordum.
Ertesi gün kızımız Zeynep geldi. Elinde küçük bir poşetle… İçinde iki ekmek ve biraz peynir.
— Anneciğim, babacığım… Kusura bakmayın, elimden bu kadar geliyor.
Halime sarıldı ona:
— Kızım sen gelmesen biz kime sarılacağız?
Zeynep ağlamaya başladı:
— Anne ben de çok zor durumdayım… Eşim işsiz kaldı, çocuklar hasta… Ama yine de sizi bırakmak istemiyorum.
O an anladım ki herkesin kendi savaşı var bu hayatta. Ama yine de insan ailesine sırtını döner mi?
Akşam yemeğinde üçümüz oturduk sofraya. Halime’nin elleri titriyordu tabakları koyarken. Zeynep’in gözleri şişmişti ağlamaktan.
Birden kapı çaldı. Küçük oğlum Yusuf gelmişti. Elinde market poşetiyle:
— Baba, anne… Size biraz alışveriş yaptım.
Halime’nin gözleri parladı:
— Oğlum Allah razı olsun!
Yusuf başını öne eğdi:
— Anne ben de iş bulamadım aylardır… Ama ne olursa olsun sizi aç bırakmam.
O an sofrada bir sessizlik oldu. Herkes kendi derdine gömüldü ama en azından o akşam yalnız değildik.
Gece yatağa uzandığımda Halime yanıma geldi:
— Hasan, çocuklarımız bizi unuttu mu sence?
Gözlerimi kapadım:
— Bilmem Halime… Belki de herkes kendi derdine düştü… Ama insan annesini babasını unutursa ne kalır geriye?
Sabah olduğunda yine aynı sessizlik… Yine aynı çaresizlik…
Şimdi pencereden dışarı bakıyorum; köyün yolları çamur içinde, hayat ağır aksak ilerliyor. Ben ise yılların yüküyle ezilmişim.
Beş çocuğu büyüttüm; her biri için canımı dişime taktım. Şimdi ise bir babayı beslemek kimseye ağır geliyor.
Siz söyleyin: Bir baba ne zaman unutulur? Ya da insan ailesine sırtını dönerse hangi değer kalır geriye? Siz olsanız ne yapardınız?