Herkes Biliyordu, Bir Ben Hariç: İstanbul’un Bir Apartmanında Zor Bir Hayat
“Yalan söylüyorsun! Bunu bana yapmaz!” diye bağırdım, sesim apartmanın ince duvarlarından yankılandı. O an, mutfağın soğuk fayanslarında çıplak ayaklarımın titrediğini hissettim. Karşımda, gözlerini kaçıran kocam Murat ve başını öne eğmiş, elleriyle çantasının sapını sıkan çocukluk arkadaşım Zeynep vardı. Gözlerimden yaşlar süzülürken, içimdeki öfke ve utanç birbirine karışıyordu. Annemden öğrendiğim sabırlı kadın olma öğütleri, o an yerle bir oldu.
On beş yıl boyunca Bahçelievler’deki bu eski apartmanda, herkesin birbirini tanıdığı, balkonlardan çay kokularının yayıldığı bir hayatta huzurlu olduğuma inanmıştım. Murat’la üniversitede tanışmıştık; o zamanlar gözlerinde hep umut vardı. Zeynep ise ilkokuldan beri yanımdaydı, sırdaşım, kardeşim gibiydi. O geceye kadar, hayatımdaki en büyük derdin oğlum Emir’in sınav stresi olduğunu sanıyordum. Meğer herkes biliyormuş; komşular fısıldaşıyor, annem bile şüphelenmiş ama bana bir şey söylememiş. Sadece ben körmüşüm.
O gece Murat’ın telefonunda gördüğüm mesaj her şeyi başlattı: “Bu gece yine buluşalım mı? Elif’in haberi yok.” Kalbim yerinden çıkacak sandım. Yüzleşmek için mutfağa girdiğimde, Murat’ın gözlerinde pişmanlık değil, korku vardı. Zeynep ise ağlıyordu ama gözyaşları bana değil, kendineydi sanki.
“Kaç aydır sürüyor bu?” dedim titrek bir sesle.
Murat cevap veremedi. Zeynep araya girdi: “Elif… Ben… Çok üzgünüm. Böyle olmasını istemedim.”
“İstemediysen neden yaptın?” dedim. O an içimdeki bütün güven duygusu paramparça oldu. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Aile her şeydir kızım, sabret.” Ama ben sabredemedim. O gece Murat’ı evden kovdum. Zeynep’e ise bir daha asla yüzünü görmek istemediğimi söyledim.
Ertesi sabah apartmanın merdivenlerinde komşu Ayşe Abla ile karşılaştım. Gözleriyle bana acıyarak baktı. “Kızım, senin için çok üzülüyorum,” dedi fısıltıyla. O an anladım ki, mahallede herkes konuşuyordu. Herkes biliyordu, bir ben hariç.
Günlerce evden çıkmadım. Emir’e babasının iş seyahatinde olduğunu söyledim. Annem arayıp durdu: “Elif, güçlü olacaksın. Biz kadınlar her şeyi atlatırız.” Ama ben sadece ağladım. Yemek yapamadım, uyuyamadım. Her köşe başında Murat’ın ve Zeynep’in kahkahalarını duyar gibi oldum.
Bir hafta sonra Murat geri dönmek istedi. Kapının önünde diz çöktü: “Elif, hata yaptım. Emir için… Ailemiz için affet beni.”
“Emir için mi? Peki ya benim için?” dedim gözyaşları içinde. “Beni hiç düşündün mü?”
Murat sustu. O an anladım ki, affetmek kolay olmayacaktı. Annem ve babam boşandığında ben on yaşındaydım; annem yıllarca kimseye güvenemedi. Şimdi aynı korkuyu ben yaşıyordum.
Zeynep’ten ise bir daha haber almadım. Ortak arkadaşlarımız arada sırada mesaj attı: “Elif, Zeynep çok pişman.” Ama pişmanlık bana huzur getirmiyordu.
Bir gün Emir okuldan ağlayarak geldi: “Anne, arkadaşlarım babamın başka bir kadını olduğunu söylüyor.” O an içimdeki bütün acı yeniden kabardı. Oğluma sarıldım: “Bazen büyükler hata yapar oğlum,” dedim titreyen sesimle.
Aylar geçti. Mahalledeki herkesin bakışları üzerimdeydi; kimisi acıyarak, kimisi merakla izliyordu beni. İşe geri döndüm; ofiste de dedikodular başlamıştı. Müdürüm Filiz Hanım bir gün beni kenara çekti: “Elifciğim, istersen bir süre izin alabilirsin.”
Ama ben izin almak istemedim; çalışmak bana iyi geliyordu. Akşamları eve döndüğümde Emir’le ders çalışıyor, bazen eski günlerdeki gibi birlikte kek yapıyorduk. Ama her şey eksikti; evin içinde Murat’ın gömleği asılı kalmıştı, Zeynep’in bana hediye ettiği fincanlar rafta duruyordu.
Bir gece annem geldi; bana sarıldı ve birlikte ağladık. “Kızım,” dedi, “hayat bazen çok acımasız olur ama unutma, sen güçlüsün.” O an annemin yıllarca sakladığı acıyı ilk kez hissettim.
Bir gün apartmanın önünde Zeynep’in annesiyle karşılaştım. Kadıncağız gözlerini yere indirdi: “Elif kızım… Kızımı affetmek zorunda değilsin ama lütfen kendini bırakma.” O an anladım ki, ihanet sadece beni değil herkesi yaralamıştı.
Aylar sonra Murat tekrar denedi; hediyeler aldı, mesajlar attı. Ama içimdeki yara kapanmamıştı. Bir akşam Emir’le otururken bana sordu: “Anne, babam geri gelecek mi?”
“Bilmiyorum oğlum,” dedim dürüstçe. “Ama biz birlikte güçlüyüz.”
Zamanla mahalledeki bakışlar değişti; bazı kadınlar bana destek oldu, bazıları ise hâlâ dedikodu yaptı. Ama ben artık başkalarının ne dediğine takılmamayı öğrendim.
Bir gün işten eve dönerken aynada kendime baktım; gözlerimde yorgunluk ama aynı zamanda yeni bir güç vardı. Hayatın bana ne getireceğini bilmiyordum ama artık kendim için yaşamaya karar verdim.
Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız affeder miydiniz? İhanetin yarası gerçekten kapanır mı? Yorumlarınızı bekliyorum.