Bir Yabancının Gölgesinde: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Nereye gidiyorsun yine, Cem?” diye sordum, sesim titreyerek. O ise gözlerime bile bakmadan anahtarlarını aldı, montunu giydi. “İş var, toplantı uzun sürebilir,” dedi. Yalan söylediğini biliyordum. O an içimde bir şeyler koptu; sanki göğsümün ortasında kocaman bir boşluk açıldı.
On iki yıllık evliliğimizde Cem’in bana ne kadar uzaklaştığını, her geçen gün daha da soğuduğunu hissetmemek imkânsızdı. İlk başlarda iş yoğunluğuna veriyordum, sonra yorgunluğuna… Ama artık biliyordum: Cem’in hayatında biri vardı. Bunu bana söylemesine gerek yoktu; gözlerindeki o yabancı bakış, eve geldiğinde üzerindeki parfüm kokusu, telefonunu benden saklaması… Her şey apaçık ortadaydı.
O gece, Cem kapıdan çıkarken arkasından bakakaldım. İçimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Annemden kalan eski koltuğa oturdum, ellerimi dizlerimin üstüne koydum ve sessizce ağlamaya başladım. Oğlum Emir odasında ders çalışıyordu; ona hiçbir şey belli etmemeye çalışıyordum ama bazen duvarlar ne kadar kalın olursa olsun, acı sızıp geçiyor.
Telefonum titredi. Ekranda annemin adı yazıyordu. Açtım, sesimi toparlamaya çalışarak: “Alo anne?” dedim.
“Zeynep, iyi misin kızım? Sesin kötü geliyor.”
“İyiyim anne, biraz yorgunum sadece.”
“Bak kızım, Cem’in tavırları hoşuma gitmiyor. Geçen gün markette gördüm onu, yanında bir kadın vardı. Belki iş arkadaşıdır dedim ama…”
Annemin sesi titriyordu. İçimdeki sırlar boğazıma düğümlendi. “Anne, lütfen… Şimdi konuşmak istemiyorum.”
Telefonu kapattım. Annem haklıydı ama ben hâlâ kendimi kandırmaya çalışıyordum. O gece uyuyamadım. Gözlerimi tavana dikip düşündüm: Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım? Ne zaman kendi hayatımdan vazgeçtim?
Ertesi sabah Emir’i okula bırakırken yüzüme sahte bir gülümseme taktım. Okulun önünde diğer annelerle selamlaştım; hepsi mutluymuş gibi görünüyordu ama kim bilir onların da hangi acıları vardı? Eve dönerken markete uğradım. Kasada sıra beklerken arkamdan bir ses duydum:
“Affedersiniz, sırada mısınız?”
Döndüm, kır saçlı, nazik bakışlı bir adam bana gülümsüyordu. “Evet,” dedim kısaca.
Adam hafifçe başını salladı. “Zeynep değil misiniz? Liseden… Ben Murat.”
Şaşırdım. Yıllar önceki Murat’tı bu; okulun en sessiz çocuğu, benim ise en yakın dostumdu bir zamanlar. “Murat! Sen misin gerçekten?”
Birlikte kasadan geçtikten sonra dışarıda biraz sohbet ettik. Murat’ın eşi vefat etmiş, kızıyla birlikte yaşıyormuş. Hayat ona da kolay davranmamıştı belli ki.
O gün eve döndüğümde içimde tuhaf bir huzur vardı. Yıllar sonra biriyle konuşmak, dertleşmek iyi gelmişti. Akşam Cem eve geldiğinde yine sessizdi; ben de ona hiçbir şey sormadım. Artık konuşacak bir şeyimiz kalmamış gibiydi.
Günler geçti. Murat’la birkaç kez daha karşılaştık; bazen parkta yürüyüş yaparken, bazen markette… Bir gün bana kahve içmeyi teklif etti. Önce tereddüt ettim ama sonra kabul ettim. Küçük bir kafede oturduk; Murat bana hayatını anlattı, ben de ona dertlerimi döktüm.
“Zeynep,” dedi Murat bir ara, “Sen çok güçlü bir kadınsın ama yalnız kalmak seni yormuş.”
Gözlerim doldu. “Bazen kendimi camdan bir fanusun içinde gibi hissediyorum,” dedim. “Sesimi kimse duymuyor.”
Murat elimi tuttu; o an içimde yıllardır bastırdığım duygular kabardı. Bir yabancının sıcaklığına ne kadar muhtaç olduğumu fark ettim.
O akşam eve döndüğümde Cem yine yoktu. Emir odasında bilgisayar başındaydı. Mutfağa geçip kendime çay koydum; pencereden dışarı bakarken gözyaşlarım süzüldü yanaklarımdan.
Bir hafta sonra Cem’in telefonuna gelen bir mesajı gördüm: “Bu gece seni bekliyorum.” Mesajı gönderen kadının adı Asuman’dı.
O an beynimden vurulmuşa döndüm. Ellerim titredi, kalbim deli gibi çarpıyordu. Cem eve geldiğinde ona hiçbir şey söylemedim; sadece gözlerinin içine baktım ve “Beni hâlâ seviyor musun?” diye sordum.
Cem sustu. Gözlerini kaçırdı ve “Bilmiyorum,” dedi kısık bir sesle.
O gece bavulumu topladım ve Emir’i de alıp anneme gittim. Annem beni kapıda görünce sarıldı; ikimiz de ağladık uzun uzun.
Günler geçtikçe acım hafifledi ama yerini büyük bir öfkeye bıraktı: Neden yıllarca sustum? Neden kendi mutluluğumu hep erteledim?
Bir akşam Murat aradı: “İyi misin?” dedi sadece.
“İyiyim,” dedim ama sesimden anladı iyi olmadığımı.
“Zeynep,” dedi yavaşça, “Hayat bazen bizi en karanlık yerlere sürükler ama unutma; her karanlığın sonunda bir ışık vardır.”
O an anladım ki artık kendi hayatımı kurmam gerekiyordu. Cem’e dönmeyecektim. Emir için güçlü olmalıydım.
Şimdi yeni bir evdeyiz; küçük ama huzurlu… Emir’le birlikte hayata yeniden tutunmaya çalışıyoruz. Murat bazen uğruyor; dostluğuyla bana güç veriyor.
Bazen geceleri pencereden yıldızlara bakarken kendi kendime soruyorum: Bir kadının mutluluğu neden hep ertelenir? Sizce de kadınlar kendi hayatlarını kurmak için neden bu kadar çok bedel ödemek zorunda kalıyor?