Eski Eşin Gölgesinde: Küçük Bir Anadolu Kasabasında Hayatımın Savaşı

“Yine mi aradı?” diye sordu annem, gözleriyle mutfak masasındaki telefonu işaret ederek. Ellerim titreyerek çay bardağını tuttum, boğazımda bir düğüm. “Evet anne, yine aradı. Bu sefer de çocukların okul masraflarını bahane etti. Sanki ben onun çocuklarına bakmak istemiyormuşum gibi…”

Küçük bir Anadolu kasabasında, herkesin birbirini tanıdığı, dedikodunun rüzgardan hızlı yayıldığı bir yerde yaşıyorum. Adım Elif. 29 yaşındayım. İki yıl önce, kasabanın en çok konuşulan boşanmasından sonra, Ali ile evlendim. Ali’nin eski karısı Zeynep ise, o günden beri hayatımızdan hiç çıkmadı. Herkesin gözü üzerimizde; kimse bana acımıyor, kimse Zeynep’in ne kadar acımasız olabileceğini bilmiyor.

Ali’yi ilk gördüğümde, gözlerinde yorgun ama umutlu bir bakış vardı. O zamanlar Zeynep’le yeni boşanmıştı. Kasabanın çay bahçesinde otururken bana, “Hayat bazen insanı hiç istemediği yerlere sürüklüyor,” demişti. Ben de ona, “Belki de o yerlerde yeni bir hayat başlar,” diye karşılık vermiştim. O an, ikimizin de yaralı kalplerinin birbirine iyi geleceğini düşünmüştüm.

Ama yanılmışım. Çünkü Zeynep’in gölgesi, evimizin duvarlarından hiç eksik olmadı. İlk başlarda sadece çocukları için arıyordu; sonra yavaş yavaş her şeye karışmaya başladı. Bir gün kapımızı çalıp, “Elif Hanım, çocukların kıyafetlerini neden bu kadar ucuz alıyorsunuz? Benim çocuklarım ikinci el mi giyecek?” diye bağırdı. O an öyle utandım ki… Komşuların bakışları arasında yere bakıp sustum.

Ali ise çoğu zaman sessiz kalıyor. “Zeynep’in huyunu bilirsin,” diyor. “Çocuklar için katlanmak zorundayız.” Ama ben her geçen gün biraz daha yalnız hissediyorum kendimi. Kasabanın kadınları arkamdan fısıldaşıyor: “Bak, Ali’nin yeni karısı Zeynep’in çocuklarına iyi bakmıyormuş.”

Bir akşam Ali işten geç geldiğinde, gözleri kızarmıştı. “Zeynep yine okula gitmiş,” dedi. “Öğretmenlere Elif çocuklara kötü davranıyor demiş.” O an içimde bir şeyler koptu. “Ben ne yaparsam yapayım yetmiyor Ali! Herkes bana kötü gözle bakıyor. Sen neden beni savunmuyorsun?” diye bağırdım. Ali başını eğdi, “Çocuklar üzülmesin diye…”

O gece sabaha kadar ağladım. Annem yanımda oturdu, saçımı okşadı. “Kızım,” dedi, “Bazen insanlar kendi mutsuzluklarını başkalarına yüklerler. Zeynep de öyle biri.” Ama annemin tesellisi bile yetmedi artık.

Bir sabah pazara giderken komşu Ayşe abla önüme çıktı: “Elif, Zeynep dün akşam kahvede seni konuşmuş. ‘O kadın benim çocuklarıma annelik yapamaz’ demiş.” Yutkundum, gözlerim doldu ama ağlamadım. Ayşe abla elimi tuttu: “Sen iyi bir insansın Elif. Ama bu kasabada kadın olmak zor.”

Bir gün Zeynep kapımıza geldiğinde Ali evde yoktu. Kapıyı açtığımda gözleri öfkeyle parlıyordu. “Sen kim oluyorsun da benim çocuklarımı sahipleniyorsun? Onların annesi benim!” diye bağırdı. Ben de ilk defa sesimi yükselttim: “Ben onların annesi olmaya çalışmıyorum Zeynep Hanım! Sadece onları sevmeye çalışıyorum! Siz böyle davrandıkça onlar daha çok üzülüyor!”

O an Zeynep’in gözlerinde bir anlık şaşkınlık gördüm ama hemen toparlandı: “Sen bu evde fazlasın Elif! Ali de bir gün bunu anlayacak!” dedi ve kapıyı çarpıp gitti.

O gece Ali’ye her şeyi anlattım. İlk defa ağladığımı gördü ve sarıldı bana: “Biliyorum sana haksızlık yapıyorum Elif… Ama ne yapacağımı bilmiyorum.”

Geceleri uyuyamıyorum artık. Herkesin gözünde ben suçluyum; Zeynep’in mutsuzluğunun sebebi benmişim gibi davranıyorlar. Çocuklar da arada kalıyor; bazen bana sarılıyorlar, bazen annelerinin sözlerinden etkilenip uzaklaşıyorlar.

Bir gün kasabanın okulunda veli toplantısı vardı. Gittim; herkes bana soğuk davrandı. Öğretmen bile bana mesafeli konuştu. Eve dönerken yolun ortasında durdum ve kendi kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım?”

Bir akşamüstü çocuklardan biri ateşlendi; Zeynep’e haber verdik ama telefonu kapalıydı. Ben sabaha kadar başında bekledim; ateşi düşsün diye uğraştım. Sabah Zeynep geldiğinde beni başında buldu ve ilk defa sessiz kaldı. O an göz göze geldik; belki de ilk defa insan gibi baktı bana.

Ama ertesi gün yine eski haline döndü; kasabada hakkımda yeni dedikodular dolaşmaya başladı: “Elif çocuklara ilaç vermiş, ya bir şey olsaydı?”

Her gün biraz daha tükeniyorum. Ali ile aramızda mesafe büyüyor; annem ise her geçen gün daha çok üzülüyor bana bakarken.

Bir gece pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Acaba bu kasabada ikinci eş olmak hep böyle mi? İnsanlar neden kadınları birbirine düşman ediyor? Neden kimse anlamak istemiyor?”

Sizce ben mi yanlış yapıyorum? Yoksa bu kasabada kadın olmak gerçekten bu kadar zor mu?