Mutluluğa Giden Yolda Bir Engel: Elif’in Hikayesi

“Elif, bu böyle gitmez. Seninle konuşmamız lazım.”

O an, mutfağın ortasında, ellerim bulaşık deterjanıyla köpüklü, annemin sesiyle irkildim. Annemle konuşmak her zaman zordu ama bu sefer farklıydı. İçimde bir fırtına kopuyordu; iki yıldır birlikte yaşadığım, her şeyimi paylaştığım Emre’den ayrılmıştım. Annem bunu duyunca önce sessiz kaldı, sonra gözleri doldu. “Kızım, ne oldu? Herkes evlenmenizi bekliyordu.”

Ne diyeceğimi bilemedim. Oysa herkesin gözünde örnek bir çifttik. Emre’yle üniversitede tanışmıştık. O zamanlar hayat daha kolaydı; hayallerimiz vardı, İstanbul’un kalabalığında birbirimize tutunmuştuk. Mezun olduktan sonra iş bulmak zordu ama Emre’yle birlikte olunca her şeyin üstesinden gelebileceğimi sanmıştım. Sonra birlikte eve çıktık. Başlarda heyecanlıydı; market alışverişleri, ilk defa birlikte yemek yapmak, gece yarısı dondurma almak için dışarı çıkmak… Ama zamanla o heyecan yerini rutine bıraktı.

Emre işten yorgun gelirdi, ben de gün boyu iş aramanın verdiği stresle patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşırdım evde. Bir gün Emre, “Elif, biraz rahat olsana. Her şey hemen olacak diye bir şey yok,” dediğinde içimde bir şeyler koptu. Benim için hayat, mücadele etmekti; onun içinse akışına bırakmak…

Bir akşam, annem aradı. “Kızım, komşunun kızı nişanlanmış. Senin de artık bir yolunu bulman lazım,” dedi. O an içimdeki baskı daha da arttı. Emre’ye döndüm: “Biz nereye gidiyoruz?” dedim. O ise gözlerini kaçırdı: “Bilmiyorum Elif… Şimdilik böyle iyiyiz.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, herkes sana bakıyor.” Emre’nin umursamazlığıyla baş edemiyordum artık. Sabah olduğunda ona baktım ve “Ben böyle devam edemem,” dedim. O da sessizce eşyalarını topladı ve çıktı.

Ayrılıktan sonra ev bomboş kaldı. Her köşe anılarla doluydu; birlikte izlediğimiz diziler, tartışmalarımız, barışmalarımız… Bir sabah kahvaltı hazırlarken kendimi ağlarken buldum. Annem aradı yine: “Bak kızım, hayat kısa. Bir hata yapıyorsan dönmekten korkma.” Ama ben dönmek istemiyordum; çünkü biliyordum ki Emre’yle geleceğim yoktu.

Bir hafta sonra babam aradı. “Elif, annen çok üzülüyor. Gel biraz bizimle kal,” dedi. Eşyalarımı topladım ve ailemin yanına döndüm. Evde herkes bana acıyan gözlerle bakıyordu. Komşular fısıldaşıyordu: “Bak Elif de ayrılmış.”

Bir akşam ailecek sofradayken babam sordu: “Kızım, Emre kötü biri miydi?”

“Hayır baba, kötü değildi… Sadece ben başka bir hayat istiyorum.”

Annem gözyaşlarını tutamadı: “Senin yaşında ben iki çocuk sahibiydim Elif! Bizim zamanımızda böyle şeyler olmazdı.”

O an kendimi çok yalnız hissettim. Sanki herkes bana karşıydı; ne ailem ne de çevrem beni anlayabiliyordu. Arkadaşlarım bile ikiye bölünmüştü: Kimisi “Doğru yaptın,” derken kimisi “Biraz daha sabretseydin belki düzelirdi,” diyordu.

Geceleri uykusuz kalıyordum. Kafamda bin bir düşünce: Acaba hata mı yaptım? Emre’yi özlüyor muydum yoksa sadece alışkanlık mıydı? Hayatım boyunca hep başkalarını mutlu etmeye çalıştım; annemi, babamı, komşuları… Peki ya ben? Ben ne istiyordum?

Bir gün eski bir arkadaşım aradı: “Elif, dışarı çıkalım mı? Biraz kafan dağılır.” Kabul ettim. Kadıköy’de bir kafede oturduk. Arkadaşım dedi ki: “Bak Elif, kimse senin hayatını senin kadar iyi bilemez. Ailen seni seviyor ama bazen onların beklentileriyle kendi isteklerin arasında sıkışıp kalıyorsun.”

O gece eve dönerken düşündüm: Belki de ilk defa kendi kararımı vermiştim ve bu yüzden bu kadar acı çekiyordum.

Günler geçtikçe ailemin baskısı azalmadı ama ben güçlenmeye başladım. İş aramaya devam ettim ve sonunda küçük bir yayınevinde iş buldum. İlk maaşımı aldığımda anneme hediye aldım ama o hâlâ buruktu: “Kızım, yalnız kalmaktan korkuyorum senin adına.”

Bir gün Emre’den mesaj geldi: “Nasılsın?” Kalbim hızla attı ama cevap vermedim. Çünkü biliyordum ki geri dönmek sadece geçmişe saplanmak olurdu.

Ailemle ilişkilerim hâlâ tam olarak düzelmedi ama artık kendime daha çok güveniyorum. Belki de mutluluk başkalarının onayında değil, kendi seçimlerimizde saklıdır.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç herkesin beklentilerine karşı gelip kendi yolunuzu seçmek zorunda kaldınız mı? Yoksa hâlâ başkalarının gölgesinde mi yaşıyorsunuz?