Çocuk İstemeyen Kadının Güncesi: Bir Evliliğin Sessiz Çığlığı

“Neden öyle bakıyorsun bana, Emre?” dedim, ellerim titreyerek kahve fincanını masaya bırakırken. Gözleri, sanki içimdeki bütün sırları ortaya dökmemi bekliyordu. “Evet, istemiyorum çocuk. Biz böyle de mutluyuz, değil mi?” Sesim çatallandı, boğazımda bir düğümle. O an mutfağımızda, sabah güneşiyle gölgeler birbirine karışırken, evliliğimizin en büyük sessizliği çöktü aramıza.

Emre bir süre sustu. Sadece gözlerini kaçırdı. “Bunu daha önce konuşmamıştık,” dedi kısık bir sesle. “Hep bir gün olur sanıyordum.”

İçimde bir fırtına koptu. Annemin, babamın, hatta kayınvalidemin yıllardır kulağıma fısıldadığı o cümleler yankılandı: “Çocuk olmadan aile tamamlanmaz.” Ama ben tamamlanmış hissediyordum. Yıllardır Emre’yle kurduğumuz küçük dünyamız bana yeterliydi. Oysa şimdi, bu küçük dünyamızın çatısı çatırdamaya başlamıştı.

O gün işe gitmek için evden çıktığımda annem aradı. “Kızım, Emre’yle tartışmışsınız galiba? Bak, evlilikte çocuk olmazsa olmaz. Sen de anne olmanın ne demek olduğunu bir bilsen…”

Sözünü kesemedim. Sadece sustum. Annemin sesiyle birlikte içimde büyüyen suçluluk duygusu daha da ağırlaştı. İş yerinde masama oturduğumda bile gözlerim doldu. Arkadaşım Zeynep fark etti hemen.

“Ne oldu, niye bu kadar dalgınsın?”

“Emre çocuk istiyor, ben istemiyorum,” dedim usulca.

Zeynep’in gözleri büyüdü. “Ailen biliyor mu?”

“Artık herkes biliyor sanırım.”

O gün iş çıkışı eve dönmek istemedim. Bir kafede oturup saatlerce düşündüm. Çocuk istememek bencillik miydi? Yoksa kendi hayatımı yaşamak istemek hakkım mıydı? Herkesin cevabı hazırdı ama benim içimde cevaplar birbirine karışıyordu.

Eve döndüğümde Emre salonda oturuyordu. Televizyon açıktı ama ikimiz de ekrana bakmıyorduk. Sessizlik yine aramıza çöktü.

“Seninle yaşlanmak istiyorum,” dedim birden. “Ama çocukla değil.”

Emre başını eğdi. “Ben de seninle yaşlanmak istiyorum ama… Ailem, annem… Herkes torun bekliyor.”

Bir an için öfkelendim. “Peki ya ben? Ben ne istiyorum? Hiç kimse bana bunu sormuyor!”

Emre sustu. Gözlerinde kırgınlık vardı ama bana kızamıyordu da.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: Neden kadınlar hep başkalarının isteklerine göre yaşamak zorunda? Neden annem, kayınvalidem, komşular… Herkes benim bedenim ve hayatım hakkında söz sahibi sanıyor?

Ertesi gün aile yemeğine gittik. Sofrada herkes neşeliydi ama ben gergindim. Kayınvalidem lafı dolandırmadan sordu:

“Emre’yle çocuk düşünmüyor musunuz artık?”

Yutkundum. Emre bana baktı, ben ona baktım. Sonunda cesaretimi topladım:

“Ben çocuk istemiyorum.”

Sofrada bir sessizlik oldu. Annem kaşığını bıraktı, babam gözlüğünü çıkardı. Kayınvalidem ise yüzünü buruşturdu.

“Olmaz öyle şey,” dedi annem. “Her kadın anne olmalı.”

“Ben kadın değil miyim şimdi?” dedim titreyen bir sesle.

Babam araya girdi: “Kızım, bak biz senin iyiliğini isteriz. Yarın bir gün pişman olursun.”

O an ağlamak istedim ama kendimi tuttum. Sofra dağıldıktan sonra annem yanıma geldi:

“Kızım, Emre iyi bir adam. Onu üzme.”

“Peki ya ben? Ben üzülünce kimse umursamıyor mu?” dedim.

Annem sustu.

O akşam Emre’yle eve dönerken arabada konuşmadık. Sadece radyoda çalan şarkı vardı aramızda.

Günler geçtikçe evimizdeki sessizlik büyüdü. Emre daha çok işte kalmaya başladı. Ben ise geceleri günce tutmaya başladım; içimi dökebildiğim tek yer orasıydı artık.

Bir gece Emre geç geldiğinde onu salonda bekliyordum.

“Böyle devam edemeyiz,” dedi kapıdan girer girmez.

“Biliyorum,” dedim.

“Belki de ayrılmalıyız.”

Kalbim sıkıştı. Gözlerimden yaşlar süzüldü.

“Ben seni seviyorum,” dedim hıçkırarak.

“Ben de seni seviyorum ama… Hayallerimiz farklıymış.”

O gece sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda gözlerim şişmişti ama kararımı değiştirmedim.

Bir hafta sonra Emre eşyalarını topladı ve gitti. Ev bomboş kaldı; duvarlarda onun gömleklerinin kokusu, banyoda diş fırçası… Her şey yerli yerindeydi ama o yoktu.

Ailem aradı, “Bak gördün mü ne oldu?” dedi annem.

Ama ben ilk defa kendim için bir karar vermiştim ve pişman değildim.

Şimdi yalnız yaşıyorum; bazen geceleri hâlâ onun sesini duyuyorum rüyamda. Ama aynaya baktığımda ilk defa kendimi görüyorum; başkalarının değil, kendi hayatımı yaşayan bir kadın olarak.

Sizce kadınlar neden hep başkalarının isteklerine göre yaşamak zorunda kalıyor? Kendi hayatımızı seçmek bencillik mi gerçekten?