Var Olmayan Bir Aşk: Bir Otobüs Durağında Başlayan Hayat
— Sen… Benimle evlenir misin?
Bu cümle, dudaklarımdan döküldüğü anda, otobüs durağında bekleyen herkesin bakışları üzerime çevrildi. Sanki zaman durmuştu. Karşımdaki kız, Zeynep, şaşkınlıkla gözlerini bana dikti. Gözlerinde bir anlığına korku, sonra da hafif bir tebessüm belirdi. O an, hayatımın en büyük çılgınlığını yaptığımı biliyordum. Ama içimde bir yerlerde, yıllardır bastırdığım duygularımın patlaması gerekiyordu.
O sabah, annemle yine kavga etmiştim. Babam yıllar önce bizi terk ettiğinden beri evdeki sessizlik, arada bir patlayan tartışmalarla bozuluyordu. Annem, “Bartu, sen de baban gibi olmayacaksın değil mi?” diye sormuştu yine. O sorunun cevabını ben de bilmiyordum. Belki de bu yüzden, Zeynep’e o saçma teklifi ettim. Belki de bir mucizeye ihtiyacım vardı.
Zeynep, hafifçe başını salladı ve gülümsedi: “Sen iyi misin? Tanışmıyoruz bile.”
O an utancımdan yerin dibine girmek istedim. Ama geri adım atamadım. “Biliyorum… Sadece… Bazen insan birini görür ve hayatının değişeceğini hisseder ya… İşte öyle bir şey.”
Otobüs geldiğinde, Zeynep binmeden önce bana döndü: “Belki bir gün tekrar karşılaşırız. O zaman daha mantıklı konuşuruz.”
O günden sonra her sabah aynı durağa gittim. Zeynep’i tekrar görebilmek için saatlerce bekledim. Annem bu takıntımı fark ettiğinde, “Bir kız için kendini bu kadar harcama,” dedi. Ama annem ne bilsin? Benim derdim sadece bir kız değildi; ben kendi hayatımı, kendi seçimlerimi arıyordum.
Bir akşam eve döndüğümde annem ağlıyordu. Elinde eski bir mektup vardı. “Babanı affedemiyorum,” dedi hıçkırarak. “Ama seni de kaybetmekten korkuyorum.” O gece annemin yanına oturdum ve ilk defa onunla uzun uzun konuştum. Babamın neden gittiğini, annemin nasıl ayakta kaldığını anlattı bana. Meğer annem yıllarca babamın başka bir kadına âşık olduğunu bilerek yaşamış. O kadın ise babamın çocukluk aşkıymış; ama asla kavuşamamışlar.
Ertesi sabah durağa gittiğimde Zeynep yine oradaydı. Yanına oturdum, bu sefer sessizce. “Dün söylediklerim için özür dilerim,” dedim. “Hayatım biraz karışık şu sıralar.”
Zeynep başını salladı: “Herkesin hayatı karışıktır Bartu. Ama bazen en karmaşık anlarda en doğru insanlarla karşılaşırız.”
O gün saatlerce konuştuk. Zeynep’in babası da yıllar önce vefat etmişti. Annesiyle birlikte küçük bir pastane işletiyorlardı. Hayat ona da kolay davranmamıştı ama o hep güçlü kalmaya çalışmıştı.
Günler geçtikçe Zeynep’le daha çok vakit geçirmeye başladık. Annem ilk başta bu ilişkiye karşı çıktı; “Daha çocuksun,” dedi sürekli. Ama ben Zeynep’le kendimi bulmuştum sanki.
Bir gün Zeynep’in pastanesine gittiğimde annesiyle tanıştım. Kadıncağız beni süzdü ve hafifçe gülümsedi: “Kızımın yüzünü güldürdün ya, Allah da senin yüzünü güldürsün evladım,” dedi.
Ama hayat bu ya, mutluluğumuz uzun sürmedi. Bir akşam Zeynep bana ağlayarak geldi: “Annem hastaneye kaldırıldı Bartu! Çok korkuyorum!” O gece hastane koridorunda sabahladık. Annemin bana anlattığı acılar gözümün önüne geldi; şimdi Zeynep de aynı acıyı yaşıyordu.
Annesi birkaç hafta sonra taburcu oldu ama artık eskisi gibi değildi. Zeynep pastaneyi kapatmak zorunda kaldı ve başka bir iş bulmak için İstanbul’a gitmeye karar verdi.
O gün geldiğinde, otobüs durağında yine yan yana oturduk. “Bartu,” dedi Zeynep, “Hayatta bazen gitmek gerekir. Ama bil ki seni unutmayacağım.” Gözlerim doldu; ona sarıldım ve sadece şunu fısıldadım: “Ben de seni unutmayacağım Zeynep.”
Zeynep gittikten sonra hayatımda büyük bir boşluk oluştu. Annemle ilişkimiz biraz daha düzeldi ama içimde hep bir eksiklik vardı. Aradan aylar geçti; üniversiteyi kazandım ve İstanbul’a taşındım.
Bir gün tesadüfen eski bir pastanenin önünden geçerken Zeynep’i gördüm. Elinde yine o meşhur limonlu keklerden vardı. Göz göze geldik; ikimiz de gülümsedik ama bu sefer hiçbir şey söylemedik.
Hayat bazen insanı en beklemediği yerde sınar ve en beklemediği anda ödüllendirir mi gerçekten? Yoksa bazı aşklar sadece var olmayan bir hayalin peşinden mi sürükler insanı?
Sizce insan geçmişinin gölgesinden kurtulup yeni bir hayata başlayabilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?