Babam Beni Kör Olduğum İçin Dilenciyle Evlendirdi: Sonrası Herkesi Şaşkına Çevirdi
“Seninle kimse evlenmez, Elif. Bunu anlamıyor musun?” Babamın sesi, mutfakta yankılandı. Annem başını öne eğmiş, elleriyle masanın kenarını sıkıca kavramıştı. Ablalarım, Zeynep ve Hatice, göz ucuyla bana bakıp dudaklarını büzdüler. O an, içimde bir şeyler koptu. Gözlerim doğuştan kördü, ama o gün ilk defa kalbim de karardı.
Babamın kararını duyduğumda, içimdeki umut kırıntıları da yok oldu: “Seni mahalledeki dilenci Mustafa’yla evlendireceğiz. O da gariban, sen de. Birbirinize yoldaş olursunuz.”
O gece odamda tek başıma ağladım. Annem yanıma geldiğinde, ellerimi tuttu. “Kızım, baban başka çare bırakmıyor. Senin iyiliğin için…” dedi ama sesi titriyordu. İyiliğim için mi? Kör olduğum için mi? Yoksa ailemdeki utancı örtmek için mi?
Ablalarımın düğünlerinde herkes neşe içinde oynarken ben hep köşede otururdum. Zeynep’in nişanında komşular fısıldaşmıştı: “Elif de güzel olsaydı… Ama yazık, göremiyor.” Hatice ise bana hiç yaklaşmazdı; sanki körlüğüm bulaşıcıymış gibi.
Mustafa’yı ilk kez babamın yanında tanıdım. Üzerinde eski püskü bir ceket, yüzünde yorgun bir ifade vardı. Ama sesi yumuşaktı: “Selamünaleyküm Elif abla.” Babam araya girdi: “Bak kızım, Mustafa iyi çocuktur. Kimseye zararı yok.”
Düğünümüz sessiz sedasız oldu. Ne davul ne zurna… Sadece birkaç komşu ve ailemiz. Annem gözyaşlarını saklamaya çalıştı, babam ise başını dik tutmaya çalıştı. Mustafa ise yanımda sessizce durdu; elimi tuttuğunda parmakları titriyordu.
Yeni evimiz, Mustafa’nın kaldığı eski bir gecekonduydu. Duvarlar rutubet kokuyordu, pencereden soğuk rüzgar giriyordu. Ama Mustafa her sabah bana çay demleyip yanımda oturuyordu. “Elif abla, ister misin bugün pazara gidelim?” diye sorardı. İlk başta ona kızgındım; onun da hayatı zor, benimki de… Ama zamanla Mustafa’nın içindeki iyiliği fark ettim.
Bir gün mahalledeki çocuklar kapımızın önünden geçerken bağırdı: “Kör Elif! Dilenci Mustafa!” İçimden ağlamak geçti ama Mustafa elimi sıktı: “Boşver Elif abla, onlar bilmezler.” O an ilk defa biri bana ‘abla’ demedi; ‘Elif’ dedi. Sanki ilk defa biri beni insan yerine koydu.
Günler geçtikçe Mustafa’yla sohbetlerimiz arttı. Bana çocukluğunu anlattı; annesini küçük yaşta kaybetmiş, babası alkolikmiş. Sokaklarda büyümüş ama kimseye kin tutmamış. “Hayat zor Elif, ama insan iyi olursa bir yolunu bulur,” derdi.
Bir akşam annem gizlice ziyarete geldi. “Kızım, iyi misin?” diye sordu. Sesimdeki huzuru fark etti sanırım: “Anne, Mustafa iyi biriymiş,” dedim. Annem ağladı: “Sana bunu layık gördüğümüz için affet beni.”
Bir gün mahallede yangın çıktı. Herkes panik içindeydi; komşumuz Ayşe teyzenin evi alevler içindeydi. Herkes uzaktan bakarken Mustafa hiç düşünmeden içeri daldı. Ben korkuyla dua ettim. Birkaç dakika sonra Mustafa, Ayşe teyzeyi sırtında taşıyarak dışarı çıkardı. Herkes şaşkınlıkla baktı; o güne kadar kimse Mustafa’nın böyle cesur olabileceğini düşünmemişti.
O günden sonra mahalledeki insanlar Mustafa’ya farklı bakmaya başladı. Çocuklar artık kapımızın önünde dalga geçmiyordu; hatta bazıları selam veriyordu. Babam bile bir gün çıkıp geldi; sesi yumuşamıştı: “Mustafa iyi çocukmuş… Sen de iyi misin Elif?”
Mustafa’yla aramızda zamanla gerçek bir sevgi doğdu. O bana dünyayı anlatırken ben ona umut oldum. Bir gün bana dedi ki: “Elif, senin gözlerin görmüyor olabilir ama kalbin her şeyi görüyor.” O an anladım ki asıl körlük gözde değil, kalpteymiş.
Ablalarım ziyarete geldiklerinde ilk başta burun kıvırdılar ama sonra Mustafa’nın bana olan sevgisini görünce şaşırdılar. Zeynep bir gün itiraf etti: “Biz seni hep acınacak biri sandık Elif… Ama asıl güçlü olan sensinmiş.”
Yıllar geçti, Mustafa mahallede herkesin yardımına koşan biri oldu. Ben de evde çocuklara masallar anlatmaya başladım; onlar da bana çiçekler getirirdi. Bir gün belediyeden biri geldi ve Mustafa’ya iş teklif etti; artık dilenmek zorunda değildi.
Babam son nefesini verirken elimi tuttu: “Sana haksızlık ettim kızım… Affet beni.” Gözyaşlarımı tutamadım; ona sarıldım.
Şimdi geceleri penceremin önünde oturup rüzgarı dinliyorum. Hayat bana karanlık getirdi ama ben o karanlıkta sevgiyi buldum.
Bazen düşünüyorum: Acaba insanlar dış görünüşe bakmayı bırakıp kalpleriyle görmeyi ne zaman öğrenecekler? Sizce asıl körlük nedir?