Annemin Uyarısı: “Asla Evine Yalnız Bir Arkadaşını Alma”

“Senin annenin lafı mı bu? Ne kadar eski kafalı!” diye güldü Elif, mutfakta çay bardaklarını tezgâha dizerken. O an, annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Asla evine yalnız bir arkadaşını alma, kızım. İnsan insana benzer ama kalbine bakamazsın.” Oysa Elif çocukluk arkadaşım, sırdaşım, tek dostumdu. İstanbul’un bu gri apartmanında, kocam işteyken ve oğlum Emir anaokulundayken, yalnızlığımı onun kahkahasıyla bastırıyordum. Ama annemin uyarısı, içimde bir diken gibi batmaya devam etti.

O gün Elif bana uğradığında, yağmur camlara vuruyordu. İçimde bir huzursuzluk vardı ama bastırdım. “Çay koyayım mı?” dedim. Elif başını salladı, gözleri telefonunda. “Ah şu kocam,” dedi, “Yine geç gelecekmiş.” Kendi kocamı düşündüm; Murat da son zamanlarda eve geç geliyordu. İşte mi gerçekten, yoksa başka bir şey mi vardı? İçimdeki şüpheyi susturmak için konuyu değiştirdim.

“Emir bugün anaokulunda ağlamış,” dedim. Elif bana döndü, gözlerinde bir parıltı: “Çocuklar bazen böyle olur. Sen de çok hassassın.” O an, Elif’in bana annemden daha yakın olduğunu düşündüm. Annemle aramda yıllardır mesafe vardı; onun eski kafalılığı, benim modern hayatım arasında köprü kurulamıyordu.

Ama o gece… O gece her şey değişti. Murat eve geldiğinde yüzünde garip bir ifade vardı. Elif çoktan gitmişti. Sofrada sessizce yemeğimizi yedik. Sonra Murat banyoya gittiğinde telefonunu masada unuttu. Ekranda bir mesaj belirdi: “Bugün çok güzeldin.” Gönderen: Elif.

Dünya başıma yıkıldı. Ellerim titredi, gözlerim karardı. Annemin sesi beynimde çınladı: “İnsan insana benzer ama kalbine bakamazsın.” O an, annemin neden bu kadar katı olduğunu anladım. Geçmişinde ne yaşadığını hiç sormamıştım; belki de o da böyle bir ihanetle yanmıştı.

Murat banyodan çıkınca ona baktım. “Elif’le ne oluyor?” dedim, sesim çatallandı. Murat önce inkar etti, sonra sustu. Gözlerimin içine bakamadı. “Bir hata yaptık,” dedi sonunda, “Bir daha olmayacak.”

O gece uyuyamadım. Emir’in odasına gidip başında bekledim. Annemi aramak istedim ama utandım. Yıllarca onun uyarılarını küçümsemiştim; şimdi ise onun yaşadığı acının aynısını yaşıyordum.

Ertesi sabah Elif kapımı çaldı. Gözleri şişmişti, ağlamıştı belli ki. “Konuşmamız lazım,” dedi. Onu içeri almak istemedim ama apartman koridorunda konuşmak da olmazdı. İçeri girdik.

“Elif, neden?” dedim sadece. O ise yere bakıyordu: “Bilmiyorum… Çok yalnızdım. Senin hayatın bana hep huzurlu geldi. Murat da… O da yalnızdı sanırım.”

Bir an için ona acıdım; sonra öfkem kabardı. “Ben de yalnızdım Elif! Ama sen benim dostum olman gerekirken…” Sözlerim boğazımda düğümlendi.

Elif ağladı, özür diledi ama hiçbir şey değişmedi. O günden sonra onu bir daha evime almadım. Murat’la aramızda derin bir uçurum oluştu; güven duvarı yıkılmıştı.

Aylar geçti. Annemi ziyarete gittim bir gün; gözlerimin altındaki morlukları görünce anladı bir şeylerin ters gittiğini.

“Anne,” dedim, “Sen neden hep uyardın beni? Sen de mi yaşadın böyle bir şey?”

Annem uzun süre sustu; sonra gözleri doldu: “Ben gençken en yakın arkadaşım babanla kaçtı kızım. O yüzden sana hep söyledim; insanın kalbi karanlıktır bazen.”

O an annemi ilk kez gerçekten anladım. Onun acısı benimkine karıştı; nesiller boyu süren bir yalnızlık ve güvensizlik zinciri…

Şimdi oğlum Emir büyüyor; ona nasıl güveneceğini, insanlara nasıl yaklaşacağını öğretmeye çalışıyorum. Ama içimde hep bir korku var: Ya o da benim gibi yanarsa?

Sizce insan geçmişinin zincirlerinden kurtulabilir mi? Yoksa annelerimizin uyarıları sonsuza dek peşimizi bırakmaz mı?