Bir Notun Ardında: Bir Delegasyonun Gölgesinde Kalan Hayatım
“Yarın sabah erkenden çıkıyorum, Zeynep. Toplantı Bursa’da, akşamı zor bulurum.”
Zeynep’in elindeki çay bardağı hafifçe titredi. Gözleri bir anlığına gözlerime değdi, sonra hızla yere kaydı. “Yine mi delegasyon, Emre? Bu ay üçüncü oldu. Çocuklar seni özledi, ben de…”
İçimde bir suçluluk dalgası yükseldi ama yüzümdeki maskeyi düşürmedim. “İş bu, Zeynep. Patron ne derse o.”
O gece valizimi kendim hazırladım. Zeynep’in sessizliği, evin içinde yankılandı. Oğlumuz Kerem odasında ders çalışıyor, kızımız Elif ise annesinin etrafında dolanıyordu. Herkes kendi köşesinde, ama aramızda görünmez duvarlar vardı. Yatağa uzandığımda Zeynep’in sırtı bana dönüktü. Elimi uzatmaya korktum.
Sabah erkenden çıktım evden. Arabaya binerken Zeynep pencerenin arkasından bana bakıyordu; gözlerinde kırgınlık ve bir parça şüphe vardı. O bakış içimi delip geçti.
Bursa yolunda kafamda binbir düşünce… Aslında toplantı falan yoktu. Patronumun haberi bile yoktu bu seyahatten. Benim için bu yolculuk, bir kaçıştı. Bir süredir hayatımda olan o yasak aşkın peşinden gidiyordum. Adı Derya’ydı. Onunla tanıştığımda kendimi yeniden genç hissetmiştim; heyecan, tutku… Ama her şeyin bir bedeli vardı.
O gün Bursa’da Derya ile buluştuk. Bir kafede oturduk, saatlerce konuştuk, güldük. Ama içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Akşam otele döndüğümde Zeynep’ten gelen mesajları okumaya korktum. “İyi misin? Ne zaman dönersin?” yazmıştı. Kısa cevaplar verdim, yalanlar söyledim.
Ertesi gün eve döndüğümde her şeyin eskisi gibi olacağını sandım. Kapıyı açtığımda Zeynep mutfakta oturuyordu, önünde bir not kağıdı… Yüzü bembeyazdı.
“Emre, bu ne?” dedi ve notu bana uzattı.
Elim titreyerek aldım kağıdı. Derya’nın el yazısıyla yazılmıştı: “Dün için teşekkür ederim, Emre. Seninle olmak bana iyi geliyor.”
Dün akşam cebimde unuttuğum not… Dünya başıma yıkıldı o an.
Zeynep’in gözleri doldu, sesi titriyordu: “Bana kaç kere yalan söyledin? Kaç kere çocuklarının gözünün içine baka baka başka bir kadına gittin?”
Sustum. Söyleyecek söz bulamadım. Kerem kapının arkasında sessizce ağlıyordu; Elif annesinin eteğine sarılmıştı.
O gece evde fırtına koptu. Zeynep bağırdı, ağladı; ben ise sadece sustum. Her kelimesi hançer gibi saplandı kalbime.
“Ben sana güvenmiştim, Emre! Bunca yıl… Her şeye rağmen yanında durdum! Şimdi ne olacak?”
Cevap veremedim. O an anladım ki, bir not bazen bütün bir hayatı değiştirebilir.
Günlerce konuşmadık. Evde soğuk bir hava vardı; çocuklar bile sessizdi artık. Annem aradı birkaç kez, “Zeynep iyi mi? Sizi göremiyorum,” dedi. Ne diyebilirdim ki?
Bir akşam Kerem yanıma geldi, gözleri kıpkırmızı: “Baba, annemi üzme artık… Lütfen.”
O an içimdeki pişmanlık büyüdü de büyüdü. Derya’ya mesaj attım: “Her şey bitti.” O da biliyordu zaten sonunun böyle olacağını.
Zeynep’le konuşmak istedim ama duvar örmüştü aramıza. “Sana inancım kalmadı,” dedi sadece.
Bir gün annem geldi eve, Zeynep’le mutfakta uzun uzun konuştular. Sonra bana döndü: “Evlat, insan hata yapar ama önemli olan telafi etmektir. Sen aileni kaybetmek mi istiyorsun?”
Kafam karmakarışıktı. İş yerinde de huzurum kalmamıştı; arkadaşlarımın bakışları bile değişmişti sanki.
Bir gece Elif yanıma sokuldu: “Baba, annem seni affedecek mi?”
Gözlerim doldu: “Bilmiyorum kızım… Ama deneyeceğim.”
Zeynep’ten özür diledim defalarca; ona her şeyi anlattım, hiçbir şeyi gizlemedim artık. O ise sessizce dinledi beni.
Aylar geçti… Zeynep’in yarası kolay kolay kapanmadı. Ama çocuklar için, ailemiz için denemeye karar verdi.
Şimdi her sabah uyandığımda yanımda Zeynep’i gördüğüm için şükrediyorum ama içimde hep o korku var: Bir daha güvenini kazanabilecek miyim? Bir notun değiştirdiği hayatımı eski haline döndürebilecek miyim?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Affetmek mi daha zor, yoksa affedilmeyi beklemek mi?