Kızım Affetti, Ben Affedemedim: Bir Anne-Kız Hikayesi
— Anne, hazır mısın? Taksici bekliyor! Zeynep’in sesi koridorun ucundan yankılandı. Elimde titreyen rujumla aynada kendime bakıyordum. Gri ceketim omuzlarımda ağır bir yük gibi duruyordu. Bugün kızımın otuzuncu yaş günüydü ve sekiz yıl sonra ilk kez birlikte kutlayacaktık. Oysa ben hâlâ geçmişin gölgesinden çıkamamıştım.
Zeynep kapının önünde sabırsızca ayakkabılarını giyerken, içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. O gün, yani her şeyin değiştiği o akşam, hâlâ gözümün önünde: Eşim Mehmet’in telefonuna gelen o mesaj… “Seni özledim, canım.” Bir yabancı kadının adı, bir yabancı parfüm kokusu… O an, evimizin duvarları üstüme yıkılmıştı. Zeynep o zamanlar yirmi iki yaşındaydı, üniversiteyi yeni bitirmişti. Ben ise kırk yaşında, hayatını ailesine adamış bir kadındım.
— Anne? Duydun mu beni? Gidiyoruz! Zeynep’in sesiyle kendime geldim. — Geliyorum kızım, dedim ama adımlarım ağırdı. Kapıdan çıkarken Mehmet’in eski ceketini askıda gördüm. Onu atmaya hiç kıyamamıştım. Belki de hâlâ bir şeylerin değişeceğine dair umudum vardı.
Taksinin arka koltuğunda yan yana oturduk. Zeynep’in elleri dizlerinde kenetlenmişti. — Anne, heyecanlı mısın? diye sordu gülümseyerek. Onun gülüşü bana hep babasını hatırlatırdı; aynı gamzeler, aynı sıcak bakış…
— Biraz… dedim kısık sesle. — Yıllar sonra ilk kez böyle bir aradayız ya…
Zeynep başını yana eğdi. — Anne, biliyorum sana hâlâ zor geliyor ama ben babamı affettim. Hayat kısa…
İçimde bir şeyler koptu yine. Zeynep’in babasını affetmesi bana hep ihanet gibi gelmişti. Oysa o sadece kendi yükünü hafifletmişti. Ben ise affetmeyi bir türlü başaramamıştım.
Restorana vardığımızda ailemizden birkaç kişi ve Zeynep’in arkadaşları çoktan gelmişti. Masanın başında Mehmet oturuyordu; saçları iyice ağarmış, yüzünde mahcup bir ifade… Göz göze gelmemeye çalıştık. Herkes gülüyor, konuşuyor, kutlama havası vardı ama ben içimdeki acıyı saklamak için çabalıyordum.
Yemek sırasında Zeynep bir ara yanıma sokuldu. — Anne, bak… dedi fısıltıyla. — Babamla konuşmanı isterim. Onu affetmen lazım. Kendin için…
— Zeynep, bu kadar kolay mı sanıyorsun? dedim öfkeyle. — O bizi yarı yolda bıraktı! Senin gözyaşlarını unutmadım ben!
Zeynep’in gözleri doldu. — Anne, ben de unutmadım ama artık geçmişte yaşamak istemiyorum. Sen de istemiyorsun biliyorum.
O an masada bir sessizlik oldu. Mehmet kalkıp yanıma geldi. — Ayşe… dedi kısık sesle. — Yıllardır sana söylemek istediklerimi bir türlü söyleyemedim. Hata yaptım, biliyorum. Ama kızımızın bugününde yanında olmak istedim.
Onu dinlerken ellerim buz kesti. İçimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. Herkesin gözü üzerimizdeydi. Annem, ablam, hatta Zeynep’in çocukluk arkadaşı Elif bile nefesini tutmuştu.
— Mehmet, dediğimde sesim titriyordu. — Bunca yıl sonra ne değişti? Ben mi değiştim, sen mi?
Mehmet başını eğdi. — Ben değiştim Ayşe… Yalnızlığın ne demek olduğunu öğrendim. Kızımız bana ikinci bir şans verdi. Sen de affedebilir misin?
O an gözlerim doldu ama ağlamadım. Yıllarca içime attığım her şey boğazıma düğümlendi. Zeynep elimi tuttu; sıcaklığı bana güç verdi.
Kutlama devam etti ama ben masada yalnız kaldım sanki. Herkes eğlenirken ben geçmişi düşündüm: Mehmet’in gidişiyle yaşadığım yalnızlık, ekonomik sıkıntılar, komşuların dedikoduları… Zeynep’in üniversite masraflarını karşılamak için gece gündüz çalıştığım günler…
Bir gece Zeynep odama gelip ağlamıştı: — Anne, babamı özlüyorum… O zaman ona sarılıp sadece susmuştum. Şimdi ise o acının izleri hâlâ içimdeydi.
Kutlama sonunda herkes dağılırken Mehmet yanıma yaklaştı. — Ayşe, dedi tekrar. — Sana ne kadar acı verdiğimi biliyorum ama birlikte yaşlanmak isterdim…
O an ona bakamadım bile. Sadece başımı salladım ve Zeynep’in koluna girdim.
Eve dönerken Zeynep sessizdi. Sonunda dayanamayıp sordum: — Kızım, gerçekten affettin mi babanı?
Başını salladı. — Evet anne… Çünkü affetmek beni özgürleştirdi.
O gece yatağımda uzun süre uyuyamadım. Mehmet’in sözleri kulaklarımda çınladı: “Birlikte yaşlanmak isterdim.” Acaba ben de affedebilir miydim? Yoksa affetmemek bana güç mü veriyordu?
Sabah aynada kendime bakarken düşündüm: Affetmek gerçekten bu kadar kolay mı? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı? Siz olsanız ne yapardınız?