Aramızdaki Uçurum: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Neden bana bunu yaptın, Tolga?” diye bağırdım, sesim titreyerek. O an mutfakta, elimde boş bir çay bardağıyla öylece kalakaldım. Gözlerimden yaşlar süzülürken, Tolga başını öne eğmiş, suçlu bir çocuk gibi sessizce duruyordu. O an aramızda görünmez bir uçurum oluştuğunu hissettim; ne kadar bağırırsam bağırayım, sesim ona ulaşmıyordu artık.
Evimizdeki sessizlik, sanki duvarlara sinmişti. Annem salonda dua ederken, babam balkonda sigarasını içiyor, ablam ise odasında ağlıyordu. Herkes kendi acısıyla baş başaydı. Ben ise mutfakta, hayatımın en büyük yıkımını yaşıyordum. Tolga’nın bana ihanet ettiğini öğrendiğimde, içimde bir şeyler kırıldı. Oysa ne hayaller kurmuştuk birlikte… Birlikte yaşlanacak, çocuklarımızı büyütecek, her zorluğun üstesinden beraber gelecektik. Ama o, başka bir kadına gönlünü kaptırmıştı.
İlk başta anlamak istemedim. Geceleri geç gelmesini, telefonunu gizlice kontrol etmesini hep iş yoğunluğuna yordum. Ama kalbim bana yalan söylemiyordu. Bir akşam eve geldiğinde gözlerinin içine baktım ve sordum: “Bana doğruyu söyle Tolga, biri mi var?” O an gözleri kaçamak bakışlarla doldu ve sustu. Sessizlik… O sessizlikte her şeyin cevabı vardı.
Boşanma süreci başladığında ailem yanımda olmaya çalıştı ama onların da gücü bir yere kadardı. Annem sürekli “Kızım sabret, belki döner” derken, babam “Onun gibi adamdan hayır gelmez” diye söyleniyordu. Ablam ise bana sarılıp ağlıyordu: “Sen güçlüsün Elif, bunu da atlatacaksın.” Ama ben güçlü değildim. Her sabah yatağımdan kalkmak bile işkenceye dönüşmüştü.
Bir gün annemle mutfakta otururken, gözlerim dolu dolu ona baktım: “Anne, ben nerede hata yaptım?” Annem ellerimi tuttu: “Sen hata yapmadın kızım. Bazen insanlar değişir, bazen de kaderimiz değişir.” Ama ben kendimi suçlamadan edemiyordum. Evliliğimizin ilk yıllarını düşündüm; birlikte pazara gitmelerimiz, akşam yemeklerinde gülüşmelerimiz… Ne zaman bu kadar uzaklaştık birbirimizden?
Tolga evi terk ettiğinde yaz sonuydu. Güneşin batışı bile bana hüzün veriyordu artık. Evin her köşesinde onun izleri vardı; banyodaki tıraş köpüğü, salondaki eski terliği… Her şey bana onu hatırlatıyordu. Bir gece sabaha kadar ağladım. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Elif, şimdi ne yapacaksın?”
İş yerinde de durum farklı değildi. Arkadaşlarımın bakışları üzerimdeydi; kimisi acıyarak bakıyor, kimisi ise dedikodu yapıyordu. Müdürüm bir gün odasına çağırdı: “Elif Hanım, isterseniz birkaç gün izin alın.” Ama ben çalışmak zorundaydım; hem kendimi hem ailemi geçindirmek için…
Bir akşam ablamla çay içerken konu yine Tolga’ya geldi. “Sence affetmeli miydim?” diye sordum ona. Ablam gözlerimin içine baktı: “Sen affetsen de o aynı kişi olmayacak Elif. Kendini düşünmelisin.” Haklıydı ama kalbim onu hâlâ seviyordu. İnsan sevdiği kişiden kolayca vazgeçemiyor.
Boşanma günü mahkeme salonunda Tolga ile göz göze geldik. O an içimde bir fırtına koptu; hem öfke hem de özlem… Hakim kararını okurken ellerim buz gibi oldu. Her şey resmiyete döküldü; artık resmen yalnızdım.
O günden sonra hayatımda yeni bir dönem başladı. Ailemle daha çok vakit geçirmeye başladım ama aramızda görünmez bir mesafe vardı. Annem sürekli evlenmem için baskı yapıyor, babam ise “Kız başına bu şehirde yaşanmaz” diyordu. Ama ben artık kimseye güvenemiyordum.
Bir gün eski arkadaşım Zeynep aradı: “Elif hadi dışarı çıkalım, kafanı dağıt.” İstemeyerek de olsa kabul ettim. Sahilde yürürken Zeynep bana döndü: “Bak Elif, hayat devam ediyor. Sen daha gençsin, önünde uzun bir yol var.” O an gözlerim doldu: “Ama ben kendimi eksik hissediyorum Zeynep. Sanki yarım kaldım.”
Zamanla yaralarım kabuk bağladı ama izleri hep kaldı. Her bayramda ailemin yanında yalnızlığımı daha çok hissettim. Kuzenlerim evlenip çocuk sahibi olurken ben hâlâ aynı yerde sayıyordum sanki.
Bir gün annemle tartıştık. “Ne zaman toparlanacaksın Elif? Herkes yolunu buldu, sen hâlâ geçmişte yaşıyorsun!” dedi sinirle. Ben ise sessizce odama çekildim ve ağladım. Kimse anlamıyordu beni; ne kadar çabalasam da o uçurum kapanmıyordu.
Yıllar geçti… Şimdi kendi ayaklarım üzerinde duruyorum ama içimde hâlâ bir boşluk var. Bazen geceleri pencereden dışarı bakıp Tolga’yı düşünüyorum; acaba o da pişman mı? Yoksa yeni hayatında mutlu mu?
Hayat bazen insana en büyük acıları yaşatıyor ama yine de devam etmek zorundayız. Şimdi size soruyorum: Siz hiç aranızda kapanmaz bir uçurum hissettiniz mi? Sevdiğiniz biri sizi en zayıf anınızda terk ettiğinde nasıl ayağa kalktınız?